Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Osman Cevdet Akçay, Merkez Bankası’ndaki görev süresinin dolmasına iki hafta kala son kez kamuoyu karşısına çıktı. Merkez Bankası içinde sıkı para politikası sürecinin en görünür ve en açık iletişim kuran isimlerinden biri olarak bilinen Akçay, basına açık son sunumunu Tarih Vakfı etkinliğinde yaptı; program sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Osman Cevdet Akçay’ın sözleri aslında Türkiye ekonomisinin son yıllardaki hikayesini tek cümlede özetledi: Denendi, olmadı ve sonunda kabul edildi. Akçay, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın başındaki isimlerin hızla değiştiği geçmiş dönemi “zihinsel savrulma” olarak tarif ederken bu savrulmanın sadece Ankara’ya özgü olmadığını, pandemiyle birlikte dünyada da merkez bankacılığının sorgulandığını hatırlattı; Modern Monetary Theory rüzgarına kapılanlar, sıfır faizin sonsuz olacağına inananlar, hatta Joseph Stiglitz gibi isimlerin “merkez bankalarının devri kapanıyor” dediği bir atmosferde Türkiye’nin de kendi deneyini yaptığını vurguladı. Ama asıl vurucu cümle burada geldi: “Yanlış politikayı denemek anlaşılabilir, ama ondan vazgeçebilmek esas meseledir" ve Akçay’a göre Türkiye tam olarak bunu yaptı. Rüştü Saraçoğlu’ndan Süreyya Serdengeçti’ye uzanan çizgide kurumun ağırlığını hatırlatarak, “faizin çalışmadığı bir yerde faizi artırmanın anlamı yok” diyen bu yaklaşımın ve aslında Türkiye’nin ekonomi politikasında uzun bir sapmadan sonra yeniden rasyonel zemine dönüşünün itirafını yaptı.
"Merkez Bankacılığının yüzde 98’i beklenti yönetimidir; rakamlar sadece yüzde 2’dir"
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın “restorasyon” olarak tanımlanan son dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Osman Cevdet Akçay, merkez bankacılığında başarının büyük ölçüde beklenti ve algı yönetimine dayandığını vurguladı.
“Bernanke'nin bir lafı var biliyorsunuz; yüzde 98'i bu işin aslında beklenti yönetmek, yüzde 2'si execution. Bizde 98-99 yapar, öyle söyleyeyim size, hatta daha da yukarı çıkarabiliriz. Şimdi orayı beceremediğiniz zaman öbür taraflar yanlış anlaşılmaya çok müsait oluyor. Benim kanaatimce bir tane eksiğimizi söyleyeyim; başka da olabilir tabii ki elbette, illaki vardır. Bir tane eksiğimiz bizim şu oldu: Bu işin ne kadar zor olduğunu biz genelde kamuoyuna ve Türkiye'deki maalesef birazcık bitik durumda olan akademiye diyeyim anlatmakta zorluk çektik.”
"Eğer müdahale etmeseydik enflasyonun yüzde 200 olması işten bile değildi"
Akçay, enflasyondaki gerilemenin yüzeysel değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. TCMB’de başkan yardımcısı olarak göreve geldiği dönemde enflasyonun yaklaşık yüzde 48 seviyesinde olduğunu hatırlatan Akçay, bugün gelinen yüzde 31 seviyesinin tek başına “başarı” olarak yorumlanmamasının eksik bir bakış olduğunu ifade etti.
Enflasyondaki düşüşün doğru analiz edilebilmesi için “counterfactual analysis” yaklaşımına dikkat çeken Akçay, yani “Biz bu politikaları uygulamasaydık ne olurdu?” sorusunun sorulması gerektiğini vurguladı. Bu çerçevede, mevcut adımlar atılmasaydı enflasyonun çok daha yüksek seviyelere, hatta yüzde 150-200 bandına ulaşabileceğini dile getirdi. Akçay, o dönemde ekonomideki risklerin oldukça yüksek olduğuna işaret ederek, alınan kararların yalnızca gerçekleşen sonuçlarla değil, önlenen olası senaryolar üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
“Faizi direk yüzde 45’e çeksek bir işe yaramazdı, aktarım mekanizması hasar almıştı”
Para politikası uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerinde aktarım mekanizmasının önemine dikkat çeken Akçay, faiz artışlarının kademeli şekilde yapılmasının bilinçli bir tercih olduğunu söyledi. Ekonomideki bağlantıların zayıfladığı bir ortamda faizin hızlı ve sert biçimde yükseltilmesinin fiyat istikrarı yerine finansal istikrarsızlık yaratabileceğini belirten Akçay, bu nedenle önceliğin mekanizmanın onarılmasına verildiğini ifade etti. Her bir faiz artışının piyasada karşılık bulmasının hedeflendiğini vurgulayan Akçay, bu yaklaşımı “maksimum etki” çerçevesinde değerlendirdi.
“Faizi yüzde 17,5'den yüzde 25'e çektik. Sonra 25'ten 30 vesaire böyle gitti ve bize hep şu söylendi: 'Çok eliniz titrek gittiniz. 17,5'tan 45'e çekseydiniz her şey bir güzel toparlayacaktı, tabii cesaret edemediniz, yukarıdan baskı geldi ancak 25 yaptınız'. Bu arkadaşlara anlatmadık ki ben anlattım bu arada yurt dışında fakat yurt dışında hemen anlıyorlar ne olduğunu. Burada anlamadılar. Neden işe yaramazdı 25 yerine 45? Şundan dolayı yaramazdı; aktarım mekanizması feci hasar almıştı. Benim bir viral olan konuşmam var biliyorsunuz, aslında çok basit bir şey söyledim ben orada; kopan linkler hiç öyle sıra dışı bir şey değil çünkü hakikaten her bakan, işten anlayanın linklerin koptuğunu, yeniden ihdas edilmesi gerektiğini anlaması lazım. Zaman içinde aktardıkça biz mekanizmayı kurdukça aslında faiz artışlarının anlam kazanacağını... 'Big bang for the buck' denir İngilizcesiyle, yani her arttırdığım 1 puanın etkisinin maksimum olması için baştan fazla arttırmamam gerekiyordu zaten.”
"Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım"
Siyasi takvim ve para politikası ilişkisine de değinen Akçay, seçim dönemlerinin doğrudan karar alma süreçlerini belirlemediğini ancak maliye politikası ile para politikası arasında bir denge bulunduğunu kaydetti. Maliye politikasında genişleyici adımlar atılması durumunda para politikasının buna sıkılaşma ile karşılık vereceğini belirten Akçay, Merkez Bankası’nın temel görev tanımının fiyat istikrarı olduğunu hatırlattı. Bu kapsamda, Para Politikası Kurulu çerçevesinde alınan kararların bu öncelik doğrultusunda şekillendiğini ifade etti.
Akçay’dan eleştiri: “Türkiye’nin sorunu veriye değil, inanca bakmak”
Akçay, Türkiye’de ekonomi tartışmalarının en büyük sorunlarından birinin “doğrulama yanlılığı” olduğunu söyledi. Herkesin verileri kendi bakış açısına göre yorumladığını belirten Akçay, “Dünyayı olduğu gibi okumak yerine, görmek istediğimiz gibi okuyoruz. Bu yüzden en doğru politikaya bile yanlış denebiliyor” ifadelerini kullandı.
Geçmişte uygulanan politikaların yurt içinde yeterince anlaşılmadığını vurgulayan Akçay, özellikle Erdem Başçı döneminde yürütülen politikaların yurt dışında daha fazla takdir gördüğünü hatırlattı. Bu dönemde The Banker tarafından “yılın merkez bankası” seçildiğini, buna rağmen bu başarının Türkiye’de yeterince itibar görmediğini söyledi. Merkez Bankası politikalarının zaman zaman bilinçli olarak karmaşık görünebileceğine de dikkat çeken Akçay, özellikle “faiz koridoru” gibi araçların çok eleştirildiğini ancak doğru kullanıldığında etkili olduğunu ifade etti. Piyasalardaki fırsatçı davranışlara karşı bu tür esnek araçların gerektiğini belirten Akçay, bu yaklaşımın genel olarak başarılı olduğunu dile getirdi.
Bugün de benzer bir politika bileşimi uygulandığını kaydeden Akçay, politika faizi ile makro ihtiyati tedbirlerin birlikte kullanıldığını söyledi. Ancak bu araçların nasıl ve hangi dozda kullanılacağına dair Türkiye’de yeterli tartışma yapılmadığını belirten Akçay, “Sürekli ‘doğruyu yaptık’ demek yerine, ‘acaba doğru mu yapıyoruz’ diye sormak gerekir” diyerek daha eleştirel ve rasyonel bir yaklaşım çağrısında bulundu.
Akçay ayrıca, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nin tek mandatının fiyat istikrarı olmasının politika setini daha net hale getirdiğini belirterek, bu yönüyle Federal Reserv gibi çift mandatlı merkez bankalarından ayrıştığını söyledi. Dezenflasyon sürecinde ortaya çıkabilecek bazı yan etkilerin, özellikle istihdam tarafındaki gelişmelerin, bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Osman Cevdet Akçay, Türkiye ekonomisinin temel sorununun yüksek enflasyon ve politika tercihlerindeki hatalar olduğunu söyledi. Küresel karşılaştırmalarda büyümenin benzer seyrettiğini ancak enflasyonda Türkiye’nin belirgin şekilde ayrıştığını vurgulayan Akçay, ülkenin bu alanda “aykırı” bir konumda olduğunu ifade etti.
“Brezilya’da yüzde 5 enflasyona yüzde 15 faiz veriliyor; hangi merkez bankasının itibarı daha yüksek?"
Politika faizleri ve güven ilişkisine dikkat çeken Akçay, Brezilya’da düşük enflasyona rağmen yüksek faiz uygulanabildiğini, bunun kredibiliteyle ilişkili olduğunu belirtti. Hindistan örneğine de değinen Akçay, bu ülkede hem büyümenin arttığını hem enflasyonun düştüğünü ve işsizliğin gerilediğini söyleyerek, doğru politika bileşimiyle bunun mümkün olduğunu ifade etti.
Geçmiş dönemde uygulanan düşük faiz ve kredi genişlemesi politikalarının ise Türkiye’de beklenen sonucu vermediğini belirten Akçay, enflasyonun hızla yükseldiğini ve bunun bir “tasarım hatası” olduğunu dile getirdi. Ucuz kredilerin yatırımlara değil döviz ve gayrimenkule yöneldiğini söyleyen Akçay, bu nedenle hedeflenen büyüme etkisinin de oluşmadığını vurguladı. Öte yandan ekonomide doğru sonuçlara ulaşmak için yalnızca iyi niyetin yeterli olmadığını, politika tasarımının doğru yapılması gerektiğini belirterek, geçmiş dönemin bu açıdan önemli dersler içerdiğini ifade etti.
Dinleyiciler arasından en çarpıcı soru ise ünlü iktisat tarihçisi Prof. Dr Şevket Pamuk’tan geldi: 2 sene sonra seçim olacak olsa siz Merkez Bankası'nın içinden baktığınızda Merkez Bankası bu seçime özerk olarak girebilecek mi?
Bu soruyu cevaplamamayı tercih eden Akçay sadece “Benden önceki dört arkadaştan daha fazla görev yapmışım” dileyerek gülümsedi.
Konferans sonrası gazetecilerin sorularına cevaplar:
Akçay: “Savaş daha önemli ve riskli bir şok, ama elimizde her zaman araç var”
Osman Cevdet Akçay, Orta Doğu’daki gelişmeler ve son piyasa hareketlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın son dönemde attığı adımların “proaktif ve yerinde” olduğunu söyledi. Alınan önlemlerin yeterliliğinin günlük olarak değerlendirildiğini belirten Akçay, ihtiyaç halinde yeni adımlar atmaktan kaçınmayacaklarını vurguladı. Daha önce yaşanan siyasi ve kur şoklarında doğru reaksiyon verildiğini hatırlatan Akçay, son yaşanan gelişmelerin ise “fundamental’ları da etkileyebilecek” daha riskli bir şok olduğuna dikkat çekti.
“Kur tek başına hedef değil, politika miksinin sonucu”
Kur politikasına yönelik eleştirileri de yanıtlayan Akçay, Merkez Bankası’nın kuru doğrudan hedeflemediğini, faiz ve makroihtiyati tedbirlerle birlikte bir politika bileşimi yürüttüğünü ifade etti. Kurun nasıl yönetildiğine dair şeffaflık eleştirilerine ise “Veriler ortada, ayrıca açıklama gerekmiyor” yanıtını veren Akçay, farklı araç kombinasyonlarının farklı kur sonuçları doğurduğunu ve gerektiğinde bu miksin değiştirilebileceğini söyledi.
“Şahin değilim, merkez bankacılığı yapıyorum”
Kendisine yönelik “şahin” tanımlamalarına katılmadığını belirten Akçay, bu tür etiketlerin yanıltıcı olduğunu söyledi. Faiz indirimleri başladığında dahi sürecin doğal bir parçası olarak gördüğünü ifade eden Akçay, “Ben şahin ya da güvercin olmaya çalışmadım, bildiğim merkez bankacılığını yaptım” dedi.
“Ücretler geriye değil, ileriye bakmalı”
Asgari ücret ve enflasyon ilişkisine de değinen Akçay, geriye dönük endeksleme yaklaşımından vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Ücret artışlarının beklenen enflasyona göre yapılmasının önemine dikkat çeken Akçay, aksi durumda dezenflasyon sürecinin zarar göreceğini ve kredibilite kaybı yaşanacağını ifade etti.
“Swap, rezerv, altın… Hepsi birlikte düşünülmeli”
Altın satışları, swap işlemleri ve rezervlerdeki hareketlere ilişkin soruları da yanıtlayan Akçay, bu araçların tek tek değil, bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Bir araçta yapılan değişikliğin diğer alanları da etkilediğini belirten Akçay, farklı politika kombinasyonlarının farklı sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Döviz müdahaleleri sonrası oluşan likidite açığının FX swap’larla kapatılıp kapatılamayacağı sorusuna “Olabilir” yanıtını veren Akçay, bunun tek başına uygulanamayacağını vurguladı. Swapların bankacılık sistemine likidite sağladığını ancak bunun para politikasını gevşetici etkisi olduğunu belirten Akçay, “Likiditeyi verirseniz ortalık gevşer” dedi. Bu nedenle swapların diğer araçlarla birlikte kalibre edilerek devreye alınması gerektiğini ifade etti.
Kredi notu mesajı: “İndirim de mümkün, övgü de”
Kredi derecelendirme kuruluşlarının olası kararlarına ilişkin konuşan Akçay, bu değerlendirmelerin Türkiye’nin verdiği politika tepkisine bağlı olduğunu ifade etti. “Eğer yanlış reaksiyon verirsek indirim gelir, doğru reaksiyon verirsek övgü bile gelebilir” diyen Akçay, Merkez Bankası’nın geniş bir hareket alanına sahip olduğunu ve doğru adımların karşılığının alınacağını vurguladı.
Son mesaj: “Merkez bankacılığı ihtiyatla yapılır”
Akçay, merkez bankacılığında aşırı iyimserliğin riskli olduğunu belirterek, her zaman en kötü senaryoya hazırlıklı olunması gerektiğini ifade etti. Piyasayı takip eden değil, yön veren bir yaklaşım gerektiğini vurgulayan Akçay, güvenin ancak bu şekilde inşa edilebileceğini söyledi. Öte yandan para politikasının bir “güven oyunu” olduğunu belirten Akçay, piyasanın Merkez Bankası’nın sözlerine ne kadar inandığının belirleyici olduğunu söyledi. “Kimse bizi ‘zaten yapar’ diye görmemeli” dedi ve gerektiğinde gerekli adımların atılacağını ve bunun bağımsız şekilde belirleneceğini vurguladı.




