İzmir Ticaret Odası meclis toplantısına konuk olan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, ABD-İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemelerinin ekonomiye etkisini değerlendirdi. Küresel ekonominin belirsizlikler, çatışmalar ve değişimler sarmalının dinamikleriyle şekillendiğini dile getiren Diren, "Dünya yeni bir denge arıyor. Fakat bu denge henüz kurulmuş değil. Biz geniş perspektif içerisinde dengeleri yeniden şekillenmekte olan dünyada, sanayi altyapısı, coğrafi konumu, genç nüfus ve Avrupa ile entegrasyon kapasitesi sayesinde bu dönemde pozitif ayrışabiliriz" diye konuştu.
"Savaşın uzaması küresel ekonomide stagflasyon riskini yükseltebilir"
Türkiye'nin bu potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Diren şu görüşleri paylaştı:
"İş dünyası ve kamu olarak üzerimize düşenleri yaparsak bu potansiyeli olumlu sonuca çevirebiliriz. Bunu başarmanın ilk adımı hem küresel dinamikleri hem de ülkemizin pozitif ayrışması için yapılabilecekleri ortak akılla ele almakla başlıyor. Orta Doğu’da savaşın ne kadar süreceğini, ne derece derinleşeceğini ve yayılacağını bilmiyoruz. Uzaması durumunda dünyanın bir enerji arz şokuna ilerlediğini düşünmek, hesaba katmak gerekiyor. Böyle bir durum küresel ekonomide stagflasyon riskini yükseltebilir. Şu an öngördüğümüzden daha uzun sürecek, daha olumsuz etkileri olacak bir belirsizlik dönemini de tetikleyebilir. Her ülke kendi içinde bu tür belirsizliklere vereceği reaksiyonu planlamak durumunda."
“Artık ülkeler sadece maliyet hesabı yapmıyor”
Bunun da ötesinde dünya genelinde belirsizliklerin daha da arttığı, ekonomik kararların stratejik ve jeopolitik boyutlarıyla birlikte ele alındığı yeni bir dönemdeyiz. Dünya ekonomisinde küresel siyasette ve teknolojiyle aynı anda yaşanan dönüşümler, iş dünyasının hareket alanını daha da karmaşık hale getiriyor. Bugün artık ülkeler sadece maliyet hesabı yapmıyor. Ekonomik güvenlik, tedarik zinciri dayanıklılığı, enerji arz güvenliği, teknolojiye erişim, veri egemenliği ve savunma boyutu ekonomik kararların içine doğrudan girmiş durumda. Orta Doğu’da derinleşen savaşın yanı sıra Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-Çin rekabeti, AB’nin stratejik özerklik arayışı, enerji piyasalarındaki oynaklık ve ticarette artan korumacılık içinde yer aldığımız dönemin temel dinamikleri. Bunlara yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm konularını da dahil edersek çok katmanlı, planlanması ve öngörülmesi zor bir süreç var. Böylesi dönemlerde sadece güçlü olan değil, öngörülebilir olan, güven veren, hızlı uyum sağlayan öne çıkıyor. Ülkemizde doğru adımları ortak akılla hep birlikte atarak yeni dünya düzeninde taşlar tekrar yerine oturduğunda çok daha sağlam bir pozisyonda olabiliriz, daha kalkınmış bir noktaya ulaşabiliriz.”
“Kalıcı çözümü verimlilik artışıyla üretebiliriz”
“Önümüzdeki dönemde en önemli önceliklerden biri olarak ele almamız gereken bir başlık da verimlilik" diyen TÜSİAD Başkanı şöyle devam etti:
"Enflasyon, finansmana erişim, ihracat pazarlarında daralma ve artan rekabet en önemli konular olmakla birlikte tüm bunlara kalıcı çözümü verimlilik artışıyla üretebiliriz. Reel sektörde maliyet baskısının arttığı, küresel rekabetin sertleştiği, finansman koşullarının zorlaştığı bir dönemde verimlilik artışı artık bir zorunluluk. Sanayide teknoloji kullanımı, dijitalleşme, yapay zeka, iş gücü becerilerinin güncellenmesi, yatırım ve yönetim kalitesinin yükseltilmesi bu yüzden stratejik önemde."
"AB ile ilişkiler aynı zamanda Türkiye’nin kendi yapısal dönüşüm gündemiyle ilgili"
Türkiye-AB entegrasyonunun daha ileri düzeye taşınmasının, gümrük birliğinin güncellenmesi ve reform çalışmalarının tekrar canlandırılmasından geçtiğini dile getiren Diren şunları söyledi:
“AB ile ilişkilerimizi yeni dönemin en kritik başlıklarından biri olarak görüyoruz. AB, Türkiye için en büyük ticaret ve yatırım ortağı. Bugün AB politikası yeniden şekilleniyor. Yeşil dönüşüm, dijital egemenlik, kritik ham maddeler, temiz sanayi, savunma ve enerji bağlantılılığı gibi başlıklar üzerinden yeni bir ekonomik mimari kuruluyor. Türkiye’nin bu resmin dışında kalması düşünülemez. Son dönemde AB nezdinde yürüttüğümüz temaslarda gördüğümüz temel gerçek şu: Türkiye’nin AB değer zincirindeki yeri inkar edilemiyor. Esas ihtiyaç ise Türkiye-AB entegrasyonunun daha ileri düzeye taşınması. Bunun yolu da gümrük birliğinin güncellenmesi ve üyelik perspektifinin yarattığı reform çalışmalarının tekrar canlandırılmasından geçiyor. Çünkü AB ile ilişkiyi yalnızca dış ticaret başlığı olarak okumuyoruz. Bu ilişki aynı zamanda Türkiye’nin kendi yapısal dönüşüm gündemiyle ilgilidir. Hukuk devleti, öngörülebilirlik, kurumsal kapasite, yatırım ortamı, kamu alımları dahil olmak üzere mevzuat uyumu, yeşil dönüşüm araçları ve dijital ekonomi standartları… Bunların hepsi AB’ye entegrasyon açısından olduğu kadar Türkiye’nin kendi rekabet gücünü yükseltmesi açısından da önemli konular.”
"Petrol fiyatlarında her 10 dolarlık artış, 5 milyar dolarlık dış ödemeler dengesi açığı yaratıyor"
Bölgesel bazda tırmanan savaş geriliminin iç ekonomiye etkilerine ilişkin soruya da yanıt veren Ozan Diren, “Savaş dışsal bir şoku tetikliyor. Bu noktada iki beklentimiz var. Petrol fiyatlarında her 10 dolarlık artış, yaklaşık 5 milyar dolarlık bir dış ödemeler dengesi açığı yaratıyor. Bu, orta vadede finansmanla ilgili bir ihtiyaç doğurabilir. Kısa vadede mücadele edebilmek için Merkez Bankası rezervlerimiz kuvvetli. Petrol, hem önemli bir ithal kalemimiz hem de enflasyonu etkileyen kalemlerden biri. Enflasyonu yukarı ittiren ve büyümeyi baskılayan bir etkisi olacaktır. Bu, birkaç ay sürmesi durumunda daha az etkilenebiliriz. Uzaması durumunda küresel ölçekte kolay kolay dengeye girmeyecek bir dalgalanma yaratma ihtimalini yüksek görüyoruz” diye konuştu.




