DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sürecin hızlandırılması gerektiğini belirterek, önceliğin çerçeve yasanın uygulama mekanizmalarının oluşturulmasına verilmesi gerektiğini söyledi.
Evrensel gazetesine konuşan Bakırhan, 1 Ekim 2024’te başlayan sürecin örgütün feshi ve silah bırakma kararına, Meclis Komisyonu raporuna ve ardından yasal düzenlemeye kadar ilerlediğini hatırlattı. Bu gelişmelerin Türkiye’nin yüz yıllık Kürt meselesi açısından önemli bir eşik olduğunu belirten Bakırhan, gelinen noktayı bir varış değil, “güçlü bir başlangıç” olarak değerlendirdi.
Sürecin zaman zaman yavaşlayabileceğini ve gerilimler yaşanabileceğini söyleyen Bakırhan, artık uygulama aşamasına geçilmesi gerektiğini belirtti.
“Şimdi yapılması gereken, elde edilen zemini küçümsemek değil; süreci hızlandırmak, yasanın uygulama mekanizmalarını işletmek ve demokratikleşme başlığında yeni aşamaya geçmektir” diyen Bakırhan, “Barışta sabır gereklidir ama belirsizlik değildir” ifadelerini kullandı.
“Teknik gecikme ile siyasi olarak zamana yayılma aynı şey değil”
Çerçeve yasanın Meclis’ten yüksek oyla çıkmasına rağmen uygulama takviminin henüz netleşmediğine dikkat çeken Bakırhan, silahların hangi yöntemle bırakılacağı, farklı alanlardaki insanların nasıl hareket edeceği ve Türkiye’ye dönüşlerin hangi hukuki statüyle gerçekleşeceği gibi başlıkların planlanması gerektiğini söyledi.
Bakırhan, teknik hazırlık için belirli bir zamana ihtiyaç duyulmasının anlaşılabilir olduğunu ancak bunun siyasi bir ertelemeye dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.
30 Eylül tarihli MGK bildirisinde “atılan adımlar ve katedilen mesafe” ifadesinin kullanıldığını belirten Bakırhan, sürecin üzerinde uzlaşılan takvim ve istikamet doğrultusunda ilerleyip ilerlemediğinin esas ölçüt olması gerektiğini söyledi.
Uzayan belirsizliğin söylentileri ve karşılıklı güvensizliği artıracağı uyarısında bulunan Bakırhan, sürecin başarısız olmasını isteyen çevrelere de daha geniş bir hareket alanı açılacağını ifade etti.
“İlgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleşmesi, silah bırakma ve dönüş mekanizmasının somutlaştırılması ve ardından yeni aşamaya geçilmesi gerekir. Bunun önünde engel yok. Çünkü barış süreçlerinde boşluk diye bir şey yoktur” dedi.
Öcalan için “koordinatör” rolü
Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın silahsızlanma sürecindeki rolüne ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Öcalan’ın barış ve demokratikleşme sürecine katkı sunabilmesi için hukukunun tanınması ve özgür çalışma ile iletişim koşullarının oluşturulması gerektiğini belirten Bakırhan, “Silahsızlanma ve Strateji Koordinasyonu’nda Sayın Öcalan’ın koordinatör sıfatıyla çalışmasını bekliyoruz” dedi.
“İlk dönüşlerin kışa kalmadan başlamasını bekliyoruz”
PKK’lıların Türkiye’ye dönüşüne ilişkin beklentilerini de açıklayan Bakırhan, ilk gelişlerin kış aylarına kalmadan başlamasını istediklerini söyledi.
Ekim ayının bu açıdan bir başlangıç olabileceğini düşündüklerini belirten Bakırhan, ancak hangi grupların hangi takvimle Türkiye’ye geleceğine ilişkin kesinleşmiş bir tablonun henüz bulunmadığını ifade etti.
Bakırhan, dönüşlerin hukuki statü ve güvence açısından belirsizlik taşımaması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Çünkü kimse belirsizliğe dönmez. İnsanlar, yarın başına ne geleceğini bilmediği bir yere değil; hukuku, statüsü ve güvencesi belirlenmiş bir zemine döner.”
Silahların devreden çıkarılmasının da kendi mekanizmasına sahip olacağını belirten Bakırhan, çerçeve yasanın hukuki zemini oluşturduğunu ancak yasal zeminin oluşmasıyla uygulamanın başlamasının aynı şey olmadığını söyledi.
Yeni anayasa tartışması
Yeni anayasa konusunda DEM Parti’nin kurumsal görüşünün henüz ilgili parti kurullarında ele alınmadığını belirten Bakırhan, Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu söyledi.
Anayasanın toplumun tüm kesimlerini kapsaması ve yapım sürecinin demokratik usullere dayanması gerektiğini ifade eden Bakırhan, tartışmanın yalnızca seçme ve seçilme konusuna indirgenmemesi gerektiğini belirtti.
“Yeni anayasa mevzusunda, ne siyasi ajanda dayatma hatasına düşülmeli ne de ‘küstüm, oynamıyorum’ apolitikliğine düşülmelidir” diyen Bakırhan, demokratik anayasanın 86 milyon kişinin geleceğe güvenle bakmasının imkânı olduğunu söyledi.
“Demirtaş’ın eleştirileri süreç karşıtlığı değil”
Selahattin Demirtaş’ın sürece ilişkin eleştirilerinin süreç karşıtlığı olarak yorumlanmasının haksızlık olacağını belirten Bakırhan, kendilerinin de sürecin gidişatına ilişkin eleştirilerde bulunduğunu söyledi.
“Yolu eleştirmek, yürümekten vazgeçmek değildir” diyen Bakırhan, Demirtaş’ın barış sürecinin başarıya ulaşması için sorumluluk aldığını ifade etti.
Muhalefete ve eleştirel kesimlere yönelik yargı süreçlerinin de barış sürecine duyulan güveni azalttığını savunan Bakırhan, demokrasi ve hukuk ihlallerinin barış umutlarını zayıflattığını söyledi.
“Silah bırakılınca sorun barış oldu”
PKK’nin fesih ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararının ardından yapılan eleştirileri de değerlendiren Bakırhan, silahların bırakılmasının Türkiye’yi bir günde demokratikleştirmeyeceğini ancak siyasetin önündeki önemli engellerden birini kaldıracağını söyledi.
Bakırhan, “Silah varken sorun silahtı. Silah bırakılınca sorun barış oldu” ifadelerini kullandı.
Barışın yalnızca DEM Parti’nin sorumluluğunda olmadığını vurgulayan Bakırhan, Meclis, iktidar, muhalefet, medya, üniversiteler ve sivil toplumun da sürecin sorumluluğunu taşıdığını belirtti.
Rojava ve Suriye değerlendirmesi
Suriye’deki gelişmeleri genel olarak olumlu değerlendirdiklerini belirten Bakırhan, Kürtçenin tanınması konusunda bazı adımlar atıldığını ancak anadilde eğitim için kalıcı ve anayasal bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyledi.
Kürt tarafının askeri yapının feshi ve devlet kurumlarına entegrasyon dahil somut adımlar attığını belirten Bakırhan, Şam’ın buna hukuk, hakların tanınması ve demokratik siyaset alanının genişletilmesiyle karşılık vermesi gerektiğini ifade etti.
Mazlum Abdi’ye ilişkin tartışmalar konusunda ise Bakırhan, Abdi’nin kendisinin yanıt vermediği bir tartışmada değerlendirme yapmasının doğru olmayacağını belirterek, bunun Rojava’nın kendi içinde konuşup karara bağlayacağı bir mesele olduğunu söyledi.
Öcalan ve Demirtaş karşı karşıya getirilmemeli
Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş’ın durumlarına ilişkin açıklamalarına da değindi.
Öcalan ile Demirtaş’ın karşı karşıya getirilmemesi gerektiğini belirten Bakırhan, Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay ve siyasi tutukluların özgürlüğünün hukuk meselesi olduğunu; Öcalan’ın barış sürecindeki rolü ve çalışma koşullarının ise sürecin ayrı bir başlığı olduğunu söyledi.
“Bunları birbirinin alternatifi haline getirmek, gerçek tartışmadan kaçmaktır” dedi.
“Paranın izi belli, işlem yapanlar belli”
Bakırhan, fon vurgununa ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Olayın yalnızca ekonomik dolandırıcılık olarak ele alınamayacağını belirten Bakırhan, bunun ekonomi ile siyasetin, denetimsizliğin ve kamuya karşı işlenen suçların kesiştiği daha geniş bir tablo olduğunu savundu.
“500 bin bir sayı değildir. Hepsi birer hayat, birer aile demek” diyen Bakırhan, mağdurların yaşadığı kayıplara dikkat çekti.
Yetkililere çağrıda bulunan Bakırhan, “Buyurun gereğini yapın, çözün” dedi.
Bakırhan, “Paranın izi belli, işlem yapanlar belli ve yapılacaklar da bellidir” diyerek olayın hem sistematik ve yapısal hem de olay bazında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.




