DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin, "Gerek Türkiye içinden gerekse uluslararası güçler tarafından bu süreci tersine çevirmek, enfekte etmek için kimi provokatif yaklaşımlar olabilir. Bu yaklaşımları boşa düşürmenin yolu bu sürecin hızlanmasıdır." dedi.
Hatimoğulları, DEM Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"Terörsüz Türkiye" sürecine değinen Hatimoğulları, artık sözün değil, somut adımlar atılmasının zamanının geldiğini, "ikinci aşama" dedikleri şeyin tam da burada anlam taşıyacağını kaydetti.
"İkinci aşama"nın niyet beyanlarının değil, bağlayıcı, koruyucu ve dönüştürücü adımların atıldığı aşama olması gerektiğini dile getiren Hatimoğulları, "Sorunun kabul edilmesinin ötesine geçilerek çözümün kurumsallaştırıldığı, hukuksallaştırıldığı ve toplumsallaştırıldığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor." diye konuştu.
Milyonlarca insanın muhatabının iktidar, parlamento ve devlet olduğunu, "Terörsüz Türkiye" sürecine toplumsal desteğin yüzde 90'lara çıktığını belirten Hatimoğulları, "somut adımlar atılmadıkça bu desteğin gittikçe azalmaya başladığını" savundu.

"Süreci aceleye getirmeyelim" anlamına gelen çoklu mesajlarla karşılaştıklarını aktaran Hatimoğulları, bu ifadelerin esasında sürecin yeterince anlaşılmadığını kendilerine gösterdiğini söyledi.
Sorunun, vakit anlamında, hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlamı ifade ettiğini dile getiren Hatimoğulları, "Sadece Sayın Bahçeli'nin 'Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş'lar yuvasına' çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artacaktı ve biz şu anda bambaşka bir aşamada olurduk." ifadesini kullandı.
Tülay Hatimoğulları, Orta Doğu'daki kanlı gelişmeler ile ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini gösterdiğini vurgulayarak, şunları paylaştı: "Bu savaşın bölgesel etkilerini, yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor. Başta Türkiye olmak üzere bütün bölge ülkeleri, halkların sorunlarını çözmeli, düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme sorunlarını demokratik bir şekilde, radikal anlamda çözebilmeli ki üzerine gelen bu kanlı dalgayı geri püskürtebilsin. Emperyalist saldırıları boşa düşürmenin yolu da budur. Türkiye'de süreci zamana yaymak isteyen anlayış, süreci buradan okumak durumundadır. Bu sebeple iktidara milyonların adına çağrımızdır: Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Orta Doğu'da kasırgalar eserken Türkiye'de barış, somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye'nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca bir iç politik mesele değil, aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi öneme sahiptir. Parlamento acil olarak devreye girmeli. Kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. AİHM ve AYM'nin kararları 'amasız fakatsız' bir şekilde uygulanmalı."
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani'nin konutuna yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırısını anımsatan Hatimoğulları, bunların yönünü şaşıran füzelerin oluşturduğu tahribatlar olmadığını, Kürtleri ve IKBY'yi savaşın içine çekme politikası olduğunu ifade etti.
Hatimoğulları, Kürtleri ve IKBY'i ateşin içine çekmeye çalışan aklın, tehlikeli bir oyun oynadığını vurgulayarak, "Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Orta Doğu zaten bir ateş çemberi içinde. Bu çemberi daha da büyütmek, bölgeyi tamamen yakıp yıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz." diye konuştu.
Barzani'nin konutuna yapılan saldırıyı kınayan Hatimoğulları, bütün dünyanın "3. dünya savaşı"nın estirdiği kasırgayla alabora olduğunu, çanların nükleer yıkım için çaldığını, durumun çok tehlikeli bir hale geldiğini dile getirdi.
ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla başlayan savaşın bedelini bütün dünyanın ödediğine dikkati çeken Hatimoğulları, "Ekonomik, jeopolitik, enerji ve insani krizler yaşamı felç edecek düzeyde derinleşiyor. Petrol fiyatları dizginlenemiyor. Bu savaşın piyasaya, bireysel bütçelere etkisi ise hesaplanamayacak kadar çok büyük. Bu ekonomik tablo, uzun yıllardır işsizlikle, yoksullukla, hayat pahalılığıyla mücadele eden Türkiye'yi muazzam derecede tehdit ediyor. Savaşın faturası daha şimdiden zaten pahalı olan yakıta, soframıza, iğneden ipliğe kadar yansımış durumda." sözlerini sarf etti.
Hükümeti eleştiren Hatimoğulları, savaşın milyonlarca insana olumsuz etkilerinin önüne geçmek için önlem alınmasını istedi. Hatimoğulları, şu önerilerde bulundu: "Yakıt fiyatının genel yükünü hafifletmek için yakıt vergisini, KDV'yi ve ÖTV'yi acilen kaldırın. Temel gıda ürünlerindeki vergileri kaldırın. Sosyal denge kapsamında her haneye asgari ücret sınırına kadar doğal gaz, elektrik ve su ücretsiz olarak sağlansın. Çiftçinin gübre, ilaç, yem, tohum ve veterinerlik gibi tarımsal girdileri sübvanse edilmeli, üretim maliyetleri düşürülmeli. 500 yüz bin liraya kadar olan çiftçi borçları derhal silinmeli."

Hatimoğulları, DEM Parti TBMM Grup Toplantısı'nın ardından bir gazetecinin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamalarına ilişkin sorusu üzerine, "Süreç enfekte olmamalı. Gerek Türkiye içinden gerekse uluslararası güçler tarafından bu süreci tersine çevirmek, enfekte etmek için kimi provokatif yaklaşımlar olabilir. Bu yaklaşımları boşa düşürmenin yolu da bu sürecin hızlanmasıdır. Dolayısıyla Sayın Bahçeli'nin dünkü açıklaması süreci daha doğru tanımlayan bir açıklamadır." diye konuştu.
Yapılacak yasal düzenlemelere ilişkin izlenecek yol haritasıyla ilgili bir başka soruya ise Hatimoğulları, "hazırlanacak çerçeve yasanın son derece kapsayıcı ve sürecin ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayacak bir yasa olması gerektiği" yanıtını verdi.
Tülay Hatimoğulları, "terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın çalışma koşullarına yönelik talepler" ile "Öcalan için İmralı Adası'nda yeni konut yapıldığı" iddialarının sorulması üzerine, "İmralı'da bir konut yapıldığı bilgisi var. Bu konuta henüz Öcalan taşınmış değil. Fakat bir konuttan bir konuta taşınmak mıdır mesele? Buradaki mesele bu statünün, görüşmeci statüsünün ve baş müzakereci statüsünün tanımlanması." dedi.





