Bir Eğitimci, Bir Yazar, Bir Diyarbekir Araştırmacısı

Zübeyde Fidan Kırmızı

Zubeyde

Yıl 1995…

Dicle Üniversitesi’nde genç bir edebiyat öğrencisiydi.

Hocaları onu, Diyarbakır’ın kültür dünyasının önemli isimlerinden Abdüssettar Hayati Avşar ile tanıştırdı.

O tanışma, yalnızca bir öğrencinin bir araştırmacıyla karşılaşması değildi.

Bir ömrün yönünü değiştirecek uzun bir sohbetin başlangıcıydı.

Abdüssettar Bey anlatıyordu…

Eski Diyarbekir’in insanlarını…

Sokaklarını…

Geleneklerini…

Unutulmaya yüz tutmuş hatıralarını…

Zübeyde dinliyordu.

Zamanla bu sohbetler bir gönül bağına dönüştü.

Ve Zübeyde, Avşar ailesinin manevi kızı oldu.

1973 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.

Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1996 yılında mezun oldu.

Diyarbakır’da edebiyat öğretmenliği yaptı.

TRT’nin “Anadolu’ya Yolculuk” ve “Göç” programlarında metin yazarlığı yaptı; çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı.

Ama yıllar geçtikçe kalemi, doğduğu şehrin geçmişine daha çok yöneldi.

Bir hatıranın peşine düştü.

Bir ismin izini sürdü.

Bir geleneğin kaybolmasına razı olmadı.

Abdüssettar Hayati Avşar’la yıllar süren yol arkadaşlığı, 2009 yılında “Amid-i Nur” adlı kitaba dönüştü.

Bu eser, yalnızca bir insanın hayatını değil; bir dönemin Diyarbekir’ini de satırlara taşıdı.

Araştırmaları devam etti.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Şarkın Sultanları” adlı eserini günümüz Türkçesine kazandırdı.

2024 yılında yayımlanan “Diyar-ı İpek, Diyarbekir İpekböcekçiliği” kitabında ise Kulp’un köylerinden eski tezgâhlara uzanan ipekçilik geleneğinin izini sürdü.

Yıllar önce bir odada dinlediği hikâyeler…

Önce hafızasına düştü.

Sonra kalemine.

Sonra kitaplara…

Zübeyde Fidan Kırmızı…

Bir öğretmen olarak edebiyatı anlattı.

Bir yazar olarak kelimelerin izinden gitti.

Bir araştırmacı olarak Diyarbekir’in unutulmaya yüz tutan izlerini geleceğe taşıdı.

Belki de onun hikâyesi en çok şunu anlatıyor:

Bir şehri sevmek, bazen onun kaybolan seslerini yeniden duyulur kılmaktır.