AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında saat 16.27'de toplandı. Toplantının ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklama yaptı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MKYK toplantısının ardından Genel Merkez'de basın toplantısı düzenledi.

Çelik'in açıklamaları şöyle; "Esasında yıllar evvel Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan iken biliyorsunuz nükleer müzakereler konusunda ilerleme sağlanamayınca Türkiye ve Brezilya beraberce İran’da bir inisiyatif ortaya koymuştu. O zaman Cumhurbaşkanı Brezilya’da Lula, İran’da ise Ahmedinejad’dı. Belki de devrimden sonra ilk defa İran bir anlaşmaya imza attı. Aslında o anlaşma devam etseydi bugün karşı karşıya kalınan sorunlar olmayacaktı.

"İRAN'A SALDIRILARIN MEŞRUİYETİ YOK"

Maalesef Batılı ülkeler o anlaşmayı devam ettirmek konusunda çok istekli olmadılar. Daha sonra anlaşma ortadan kaldırıldı. Bugün gelinen noktada ise İran’a yapılan saldırı hiçbir meşruiyeti olmayan bir saldırıdır. Komşumuz İran’a ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırı hukuksuzdur. Ve tabii ki hukuki meşruiyetten yoksundur.

Üstelik nükleer konular ve diğer başlıklarla ilgili müzakereler devam ederken böyle bir saldırının yapılması diplomasinin masa kurarak çözüm üretme stratejisinin tamamen berhava olduğu bir döneme girildiğini göstermektedir. Diplomasi daha önceden karar verilmiş bir saldırının taktik örtüsü ya da oyalayıcısı olamaz. Onun için masa kurulmuşken daha öncesinde Umman’da, Cenevre’de yapılmış görüşmeler biliyorsunuz, bir sonraki tur Viyana’da gerçekleşecekti. Arabulucu olan Umman adına Dışişleri Bakanı da iyi bir noktaya doğru ilerlendiğine dair bir takım açıklamalar yapmıştı. Buna rağmen bu saldırı gerçekleşti.

Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle böyle bir masanın kurulması konusunda yoğun bir enerji ve gayret ortaya koyarak bunun gerçekleşmesi için Başkan Trump’la, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’la ve diğer taraflarla görüşmeler gerçekleştirdi. Esasında masa çalışırken böyle bir saldırının gerçekleşmesi son derece yanlış, son derece sıkıntılı sonuçlar doğuracak, hakkaniyetsiz ve hukuksuz bir girişimdir. Tabii bu saldırı halen devam ediyor.

"İRAN HALKININ YANINDA OLDUĞUMUZU İFADE ETMEK İSTİYORUZ"

İran halkının büyük kayıpları oldu. İlk günde bir kız ilkokulu bombalandı. Pek çok öğrenci hayatını kaybetti. Aynı şekilde sivil kayıplar oldu. Dini liderler ile üst düzey askeri ve siyasi yetkililer hayatını kaybetti. Tüm bu kayıplar için İran halkına taziyelerimizi sunuyoruz ve bu zor zamanda kardeş İran halkının yanında olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. İran haksız ve hukuksuz bir saldırıyla karşı karşıyadır. Bu saldırının İran halkının daha fazla acı çekeceği sonuçlar doğurmamasını, bir an evvel masanın yeniden kurulması konusundaki inisiyatifin ortaya çıkmasını ve sürecin sahici bir şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, ALMANYA ŞANSÖLYESİ MERZ İLE GÖRÜŞTÜ

Dünden beri izliyorsunuz, en son biraz evvel Şansölye Merz ile görüştü Sayın Cumhurbaşkanımız. Cumhurbaşkanımızın verdiği mesaj, İran konusundaki ilkeleri ortaya koyduktan sonra bir an evvel çatışmanın durması ve çözümün tekrar masada aranması gerektiğine dairdir. Egemen bir ülkeye, Birleşmiş Milletler üyesi bir devlete yönelik bu şekildeki müdahalelerin hukuki bir temeli yoktur. Bunlar hiçbir şekilde mazur gösterilemez.

Erdoğan, Erbakan'ı vefatının 15. yılında andı!
Erdoğan, Erbakan'ı vefatının 15. yılında andı!
İçeriği Görüntüle

"BİR ÜLKEYE SALDIRI İÇİN O ÜLKENİN REJİMİ BAHANE EDİLEMEZ"

Birleşmiş Milletler üyesi egemen bir ülkenin toprak bütünlüğüne, devlet aygıtına ve yöneticilerine saldırılması uluslararası düzen açısından bambaşka bir aşamaya geçildiğini göstermektedir ki bu düzenin ortadan kalkması demektir. Özellikle de bir ülkeye saldırı için o ülkenin rejimi bahane edilemez. Bir ülkenin rejiminin bahane edilmesi son derece subjektif kriterlerle, elinde güç bulunan her aktörün istediği ülkeye müdahale etmek için bir gerekçe üretmesi anlamına gelir. Ve bunu yanlışın ısrarla tekrar edilmesi, savaşların bitirilmesinden bahsedilirken bütün bölgeyi kapsayacak hatta küresel düzeye sıçrayacak bir savaş mekaniğinin çalıştırılması son derece yanlış bir yaklaşım olmuştur.

"BUNDAN SONRA KİM MÜZAKERE YAPACAK?"

Tabii müzakere süreçleri sürerken böyle bir saldırının gerçekleşmesi 'bundan sonra kim müzakere yapacak, kim masa kuracak, hangi sorunun çözümü için' sorularını beraberinde getirmektedir. Resmen şu söylenmiş olmaktadır: Müzakere masasının kurulması aslında sizin kafanıza düşecek bomba ya da ülkenize yapılacak saldırı konusunda teyakkuz durumundan uzaklaşmanız için bir taktiktir anlamına gelebilecektir. Dolayısıyla müzakere süreçleri devam ederken herhangi bir saldırının gerçekleşmesi kabul edilemez. Saldırının zaten haksız ve hukuksuz olduğu, herhangi bir meşruiyete sahip olmadığı ortadadır. Ancak müzakere süreçleri devam ederken bunun gerçekleşmesi tüm dünya açısından gerçekten olumsuz sonuçları olabilecek bir tablo ortaya çıkarmıştır.

Yakın zamandan beri özellikle son gelişmelerle beraber İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin sona erdiği ve dünya üzerinde yeni bir düzen arayışının ortaya çıktığı söyleniyordu. Şimdi görülmektedir ki aslında düzen kavramı diye bir şey kalmayacak bir noktaya gelinmektedir. Bu şekilde ülkelerin hedef alınması, tek taraflı inisiyatiflerle özellikle de İsrail’in güvenliği bahane edilerek ya da İsrail’in fanatik dış politika ajandasına destek verme amacıyla müdahalelerde bulunulması bütün bir bölgeyi istikrarsızlaştırıcı sonuçlar doğurmuştur. Dolayısıyla düzenin tamamen ortadan kalktığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

"ÜLKELERİN LİDERLERİNE SUİKAST DÜZENLEMEKLE ÖVÜNEN BİR ÜLKE GERÇEĞİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ"

Birleşmiş Milletler üyesi bir ülkenin yöneticilerine, siyasetçilerine, dini liderine ve askeri heyetine suikastlar düzenlenmesi şeklinde İsrail’e has bu yöntemin burada da uygulanıyor olması, meşru bir devletin yöneticilerine bir başka devlet tarafından suikast düzenlenmesi her bakımdan gayrimeşru olduğu gibi uluslararası hukuka ve uluslararası düzene yönelik tahrip edici bir girişimdir. Böylesi bir tablo ortaya çıktığında kim hukuktan bahsedecek, kim kurallara dayalı uluslararası düzenden söz edecek, kim müzakereden ve uluslararası girişimlerin hangi meşruiyete sahip olması gerektiğinden bahsedebilecektir. Resmen başka ülkelerin liderlerine suikast düzenlemekle övünen bir ülke gerçeğiyle karşı karşıyayız. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in saldırısının hukuka dayanmayan bir girişim olmasının yanı sıra meşru bir ülkenin, Birleşmiş Milletler üyesi bir devletin yöneticilerinin hedef alınması da uluslararası meşruiyet kavramıyla açık bir çelişki oluşturmaktadır.

Uzun zamandan beri rejim değişikliği meselesi konuşulmaktadır. Dünyada Avrupa Birliği ya da Amerika Birleşik Devletleri gibi yapılardan farklı rejimlere sahip birçok ülke bulunmaktadır. Dünyadaki bütün ülkelerin aynı rejime sahip olması gerektiğini iddia etmek ne gerçekçi ne de doğru bir yaklaşımdır. Rejim değişikliği hedefi ortaya konulduğunda ise bunun sonuçlarının defalarca görüldüğü bilinmektedir. Nerede rejim değişikliği için bir girişim başlatılmışsa o ülkelerde iç savaş çıkmış, ülkeler istikrarsızlaşmış ve bölgesel savaşa dönüşebilecek sonuçlar doğmuştur. Bir operasyonun kodu ve hedefi rejim değişikliği olduğunda bunun o ülkenin halkı için, uluslararası düzen için ve bölgesel istikrar için bir facia olduğu defalarca tecrübe edilmiştir. Maalesef bunun yine aynı şekilde denendiği görülmektedir.

,Öte yandan çatışmaların hukuki temele dayanmaması bir yana, bir ülkenin sadece askeri kapasitesinin değil topyekûn devlet mimarisinin hedef alınması büyük bir kaosun amaçlandığı anlamına gelmektedir. Bir ülkenin devlet mimarisini çökertmek üzere harekete geçmek ya da İsrailli yetkililerin ve Netanyahu’nun kabine üyelerinin ifade ettiği şekilde toplumu ayaklanmaya çağırarak iç savaş çıkarmaya teşvik etmek suretiyle devlet yapısını çökertmeye çalışmak çok daha büyük faciaların tetikleyicisidir. Esasında bu başlı başına bir suçtur. Bu şekilde kimsenin hiçbir ülkeye rejim değişikliği dayatma gibi bir hakkı yoktur. Hele o ülkelerin devlet mimarisinin hedef alınması çok büyük facialara davetiye çıkarmak anlamına gelecektir.

"İRAN’IN KARDEŞ ÜLKELERE YÖNELİK FÜZE SALDIRILARI YAPMASI KABUL EDİLEBİLİR BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR"

İran’ın karşı karşıya olduğu tablo okulların bombalanmasından dini lider başta olmak üzere askeri ve siyasi yetkililerin suikastlarla hedef alınmasına kadar uzanmakta ve büyük kayıplar ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu zor zamanlarda kardeş İran halkının yanında olduğumuzu ve dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade ediyor, yaşanan kayıplar sebebiyle taziyelerimizi bir kez daha iletiyoruz. Bunun yanı sıra İran’ın Amerikan üslerini gerekçe göstererek başka ülkelerin, kardeş ülkelerin topraklarına yönelik füze saldırıları yapması ve onları hedef alması da kesinlikle kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bu son derece yanlış bir tutumdur. İran’ın kendisini savunma hakkı ile bu hakkı bölgesel bir savaşa dönüştürme arasındaki net ayrımı yapması gerekir. Savunma hakkının kardeş ülkelerin ya da üçüncü ülkelerin topraklarını hedef alacak ve bölgesel savaşı tetikleyecek şekilde kullanılması birilerinin oluşturmaya çalıştığı faciaya yeni boyutlar ekleyecektir ve bu da yanlıştır.

"TÜRKİYE BU SÜREÇ İÇİN EN DOĞRU EV SAHİBİDİR"

Tüm bu çerçevede Türkiye açısından gelişmeler yoğun şekilde değerlendirilmektedir ve ne gibi sonuçlar doğurabileceğine dair çeşitli senaryolar çalışılmaktadır. Ülkemizin çatışmalardan uzak, bölgesel ve küresel barıştan yana tutumu bir kez daha ortadadır. Bir an evvel masanın yeniden kurulması için Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü diplomasi herkes tarafından takip edilmektedir. Türkiye bu süreç için en doğru ev sahibidir.

4 ANA BAŞLIKTA TAKİP EDİLEN KONULAR

Bununla birlikte savaşın bölgesel bir savaşa dönüşme riskinin ciddi şekilde gündemde olduğu görülmektedir. Bu kapsamda dört ana başlıkta takip edilen konular bulunmaktadır.

Birincisi Türkiye’nin İran sınırından gelebilecek olası bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalması ihtimalidir ve bu durumda devlet birimleri tam koordinasyon içinde gerekli hazırlıkları yapmaktadır. Ülkemiz açısından herhangi bir güvenlik riski oluşmaması için tedbirler alınmaktadır.

İkinci başlık Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerden petrol fiyatlarına ve bunun diğer alanlara etkisine kadar uzanan ve küresel ekonomiyi etkileyebilecek dalgalanmalardır. Bu çerçevede ekonomimiz üzerinde geçici etkiler söz konusu olabilecektir. Ekonomimiz geçmişte de birçok şokla karşılaşmış olup dayanıklıdır ve ekonomi yönetimimiz krizleri yönetme konusunda tecrübelidir. Kurumlar arası iş birliğiyle proaktif adımlar atılarak olası krizlere karşı ekonomimize yönelik negatif dalgalanmaların absorbe edilmesi ya da ortadan kaldırılması için gerekli hazırlıklar güçlü şekilde sürdürülmektedir.

Üçüncü başlık güvenlik konusudur ve bu son derece önemlidir. Daha önce yaşanan çatışmalarda gerekli adımlar atılmış ve güvenlik denklemi güncellenmiştir. Türkiye’nin güvenlik denklemi her bakımdan bu durumu göğüsleyecek ve karşılaşılabilecek senaryolar karşısında dayanıklılığını ortaya koyacak şekilde güncellenmiş durumdadır.

Dördüncü başlık ise yurt dışındaki vatandaşlarımızın durumudur. Vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerden ayrılmaları yakından takip edilmektedir ve pek çoğu ayrılmıştır. Başkonsolosluklarımız ve büyükelçiliklerimiz yedi gün yirmi dört saat esasına göre vatandaşlarımıza hizmet vermekte ve ayrılmak isteyenlere imkanlar dahilinde gerekli yardım ve rehberlik sağlanmaktadır.