11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yunanistan'ın önde gelen gazetelerinden Ta Nea'ya verdiği mülakatta İran savaşıyla ilgili olarak "İran’ın Körfez’de bulunan ABD askeri tesislerini hedef alması sürpriz olmadı. Bunun ardından çatışmaların sona ermesi beklenmemeli; uzun vadede bölgedeki dinamikleri yeniden şekillendirecek sonuçlar doğacaktır," dedi ve "Washington artık Körfez ülkeleri tarafından öngörülemez bir aktör olarak görülüyor," diyerek "Körfez’de Pekin ile daha derin bir iş birliğine doğru bir kayma yaşanacağı yönünde," öngörüsünde bulundu. Türkiye-Yunanistan ilişkileriyle ilgili olarak da konuşan Gül, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in 'casus belli' kararının kaldırılması yönündeki çağrısını "Yunanistan’ın 12 mil iddiası geri çekilirse, Türkiye’nin açıklaması da otomatik olarak gereksiz hâle gelir ve işlevini yitirir. Karşılıklı iyi niyet burada kilit önemdedir." sözleriyle yorumladı. 11. Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs sorununun çözümünde "iki devletli çözüm" vurgusu yaparak "On yıllardır süren başarısız girişimlerin ardından bir uzlaşma mümkün görünmediğine göre, Kıbrıs’ta iki devletli bir çözümün müzakere edilmesinin artık daha sağlıklı bir seçenek olabileceği değerlendiriliyor," diye konuştu.
Abdullah Gül, Yunan basınının önde gelen yayın organlarından Ta Nea'ya mülakat verdi. Gül, mülakatta İran savaşı, Türkiye'nin savaşta aldığı konum; Türkiye-Yunanistan ilişkileri ve Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İşte sorular ve Gül'ün verdiği yanıtlar...
İran’daki savaş tırmanıyor, bölgesel bir savaş boyutuna ulaşmış durumda ve küresel ekonomi ciddi biçimde sarsıldı. Sizce savaş nasıl gelişecek ve bölgedeki güç dengesinin şekillenmesinde ne kadar belirleyici olacak?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, İran’a yönelik saldırı uluslararası hukuk açısından ne yasal ne de meşrudur. Tahran’ın ABD için yakın ve acil bir tehdit oluşturmadığı, bazı Amerikalı yetkililerin de dile getirdiği üzere artık bilinen bir gerçektir. İsrail ve lobileri, Başkan Trump’ı bu felaket kampanyaya sürüklemeyi başardı. ABD, İran’da okulları bombalayarak ve bölgede büyük bir yıkıma yol açarak artık İsrail’in eylemlerine ortak olmuştur.
"Savaş uzun vadede bölgedeki dinamikleri yeniden şekillendirecek sonuçlar doğuracak"
Buna karşılık İran’ın Körfez’de bulunan ABD askeri tesislerini hedef alması sürpriz olmadı. Bunun ardından çatışmaların sona ermesi beklenmemeli; uzun vadede bölgedeki dinamikleri yeniden şekillendirecek sonuçlar doğacaktır. ABD’nin bu yanlış hesabı herkes için ciddi sonuçlar ve maliyetler doğuracaktır.
"Körfez'de Pekin'le daha derin bir işbirliğine doğru bir kayma yaşanacak"
Washington artık Körfez ülkeleri tarafından öngörülemez bir aktör olarak görülüyor. Artık bir koruyucu değil, istikrarsızlığın bizzat nedeni olarak algılanıyor. Benim öngörüm, Körfez’de Pekin ile daha derin bir iş birliğine doğru bir kayma yaşanacağı yönünde.
Çin, İran ile Körfez ülkeleri arasında gelecekteki bir diyalogda rol oynayabilecek daha öngörülebilir bir aktör olarak öne çıkıyor; her iki tarafla da iyi ilişkilere sahip. 2023’te Tahran ile Riyad arasında diplomatik anlaşmayı sağlayan da Pekin’di. Çin hâlihazırda ekonomik açıdan üstün konumda. Yönetim ve diplomasi tarzı da ABD’nin müdahaleci yaklaşımına kıyasla Orta Doğu ülkelerinin vizyonuna daha yakın. ABD’den uzaklaşma çoğu kişinin düşündüğünden daha hızlı gerçekleşebilir.
İsrail kendisini galip olarak görebilir. Ancak artık her zamankinden daha izole durumda. Bölgedeki savaşın ve yıkımın başlıca kışkırtıcısı ve sorumlusu olarak görülüyor. Orta Doğu ülkelerinin liderleri güçlü kamuoyu tepkilerini görmezden gelemez ve Tel Aviv ile diplomasi girişimlerinde risk almak istemez. İsrail, öngörülebilir gelecekte vatandaşlarını adeta garnizon benzeri bir ülkede, korku içinde yaşamaya zorlamış durumda.
"Ankara sorumlu bir tutum benimsedi"
Türkiye’nin hedefleri neler ve bu savaş Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl etkiliyor?
Türk liderliği, ülkeyi çatışmanın etkilerinden uzak tutma konusunda başarılı oldu. Bu ilk hedef, doğru jeopolitik konumlanma ile birlikte bölgesel ortaklar ve Washington ile dengeli diplomasi ve diyalog sayesinde sağlandı.
İkinci hedef ise güneyimizde barışın tesis edilmesidir. Ankara sorumlu bir tutum benimsedi ve savaşı sona erdirmeye, bölgesel sahipliği güçlendirmeye yönelik çabalara katkı sağlıyor. Bu diplomatik çabanın, özellikle Başkan Trump’ın savaştan çıkış yolu aradığı bir dönemde Washington tarafından takdir edildiğini düşünüyorum.
"Amerikan operasyonuna katıldığımız anlamına gelmiyor"
Bu, Amerikan operasyonuna katıldığımız anlamına gelmiyor. Türk hükümeti yetkilileri İran’a yönelik saldırıyı eleştirdi. Türkiye’deki NATO askeri unsurları bu kampanyada muharip operasyonlarda kullanılmıyor. Bu duruş nettir.
Şu anda ABD, müttefiklerinin çoğuyla benzer görüş ayrılıkları yaşıyor. Türkiye’nin bölge ülkesi olarak benimsediği tutumun Washington tarafından anlaşılabilir olduğunu düşünüyorum.
Uzun süreli bir savaş ihtimalini ne kadar olası görüyorsunuz ve bunun anlamı ne olur?
Tüm savaşlar bir noktada sona erer. Bu da sona erecek. Önemli olan ne zaman, nasıl ve hangi bedelle biteceğidir. Askeri güç ve teknoloji açısından avantaj İran’dan yana olmadığı için Tahran asimetrik savaş yöntemlerini tercih ediyor. Böyle bir çatışma uzun süre devam edebilir. ABD ve küresel ekonomi bunun ciddi maliyetini üstlenmek zorunda kalır. Öte yandan İran, direnişin bedelini ödemeye hazır görünüyor. Bu nedenle şu an ABD için zorlu bir rakip.
Tahran, devlet başkanı da dahil olmak üzere üst düzey liderlerini kaybetti ve ülke genelinde şehirler haftalardır bombalanıyor. Ancak İran, devlet mekanizmalarının ayakta olduğunu ve güçlerinin savaşmayı sürdürebildiğini gösterdi. İran kültürünü bilenler, böyle bir durumda karşı tarafın dayattığı koşullarda İran’ın “kaybet-kaybet” sonucunu bile tercih edebilecek bir direnç göstereceğini bilir.
ABD savaşı sona erdirmeye hazır olmadığı sürece çatışma uzayabilir. Bu nedenle hem kendi çıkarları hem de bölgesel istikrar için Washington bir an önce çıkış yolu bulmalıdır.
Yunanistan'la ilişkiler: Gündemin pozitif kalması gerekiyor ve tüm zor konular aynı anda ele alınamaz
Yunanistan ile Türkiye olumlu bir yakınlaşma süreci içinde. Ancak Ege ve Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve kıta sahanlığının sınırlandırılması gibi “zor” başlıklar hâlâ gündem dışında. Aynı zamanda Türkiye, özellikle savunma alanında AB ile daha yakın ilişkiler arayışında. Sayın Kiryakos Miçotakis Mitsotakis, Türkiye’ye “casus belli” kararını geri çekmesi çağrısında bulundu. Sizce bu mümkün mü, daha kapsamlı bir çözüm için hangi adımlar atılabilir?
Türkiye ve Yunanistan liderlerinin karşılıklı ziyaretleri ve olumlu açıklamaları iyi komşuluk ilişkilerinin bir gereğidir. İyi niyet, açıklık, güven ve empatiye dayalı temasları desteklemeliyiz. Gündemin pozitif kalması gerekiyor ve tüm zor konular aynı anda ele alınamaz.
Ege meselelerine gelince, Türkiye’nin yaklaşımı bunların birbirinden ayrı başlıklar olarak değil, bir bütün olarak ele alınması gerektiği yönündedir. Çözüm bütüncül olmalı ve Ege’nin bir iş birliği denizi hâline gelmesini sağlamalıdır. Elbette burada da iyi niyet temelinde ikili çalışmalar yapılması gerekecektir.
Türkiye’nin özellikle savunma alanında AB ile daha yakın ilişkiler arayışında olduğunu söylediniz. Bu tür bir iş birliğini yalnızca Ankara açısından bir kazanım olarak görmek yanlış olur. Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahiptir ve Soğuk Savaş boyunca Avrupa’nın güvenliğine büyük katkı sağlamıştır. Bugün de Türkiye, yeni tehditler ve yeni bir düzen karşısında Avrupa güvenliğine katkı sunmaya istekli ve muktedirdir. Bu tür bir iş birliği hem Türkiye hem de AB için karşılıklı fayda sağlar.
"Yunanistan’ın 12 mil iddiası geri çekilirse 'casus belli' de gereksiz hale gelir"
Yunanistan’ın “casus belli” iddiasına ilişkin sorunuza gelince: Yunan Parlamentosu’nun yıllar önce Yunan hükümetine karasularını tek taraflı olarak 6 deniz milinden 12 deniz miline çıkarma yetkisi vermesi, Ege’de Türkiye’nin etrafına bir duvar örmek ve denize çıkışını kesmek anlamına gelir. Yunan dostlarımızın konuyu bu şekilde tasavvur etmeleri ve meseleyi Türk perspektifinden de görmeye çalışmaları faydalı olacaktır.
Ankara böyle bir ihtimale tepki göstermek zorundaydı ve Yunan Parlamentosu’nun ilk adımından bir hafta sonra bunu yaptı. Bu sorunun doğru çözümü, bu kararların karşılıklı olarak geri çekilmesidir. Yunanistan’ın 12 mil iddiası geri çekilirse, Türkiye’nin açıklaması da otomatik olarak gereksiz hâle gelir ve işlevini yitirir. Karşılıklı iyi niyet burada kilit önemdedir.
'Casus belli' kararıTürkiye'nin Yunanistan'a karşı "casus belli" (savaş sebebi) kararı, özellikle Ege Denizi'ndeki kara sularının sınırları ile ilgili 8 Haziran 1995 tarihli TBMM bildirisine dayanıyor. Bu karar, Türkiye'nin Ege'deki hayatî çıkarlarını korumak adına diplomatik ve askeri bir "kırmızı çizgi" olarak kabul ediliyor. 1995 yılında yürürlüğe giren BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), devletlere kara sularını 12 deniz miline kadar çıkarma hakkı tanıyor. Yunanistan bu sözleşmeye tarafken Türkiye taraf değil Öte yandan Türkiye, Ege Denizi'nin "yarı kapalı bir deniz" olduğunu ve coğrafi yapısının (çok sayıda ada) özel bir yaklaşım gerektirdiğini savunuyor. |