CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Malatya İl Başkanlığı’nda konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba, sığınmacı sorunu üzerinden Bakan Soylu'yu eleştirerek "Bakanın görevi hakaret yağdırmak değil, bu mülteci meselesini çözmek, sınırlarımızın güvenliğini almaktır. Hala bugün Van’dan Afganistanlı, Suriyeli, Iraklı geliyor; kevgir olmuş durumda sınır kapılarımız, bizimkisi izlemekle yetiniyor" dedi.

Bilhassa son günlerde gündemden düşmeyen sığınmacı sorunuyla ilgili açıklamalarda bulunan Ağbaba, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “İstanbul'da fabrikanda Suriyeli çalıştır, sigorta da yapma. Sonra 'Bu Suriyeliler' ne olacak de. Önce iş insanları isyan edecek. Ben Çalışma Bakanlığı döneminde iş insanları geldi. Suriyelilerin çalışması için düzenleme yapılmasını istedi” sözlerine şöyle yanıt verdi:

Sarayda açlık yok, bunu biliyorum! Sarayda açlık yok, bunu biliyorum!

'AVRUPA'NIN MÜLTECİ KAMPIYIZ'

"Soylu, adeta İçişleri Bakanı gibi değil, suç işleri bakanı gibi konuşuyor. ‘Fabrikanda Suriyeliyi çalıştır, sömür, sigortasını yaptırma. Sonra ayak ayaküstüne at, ‘Ne olacak bu Suriyelilerin hali’ de’ diyor, hatta iş insanlarının isyan edeceğini söylüyor. Anlaşılıyor ki Soylu’nun kontrolünde Suriyeliler kaçak olarak çalıştırılıyor. Resmi kayıtlara göre Türkiye ‘de şu an 3 milyon 754 bin Suriyeli yaşamaktadır. 0-14 yaş arası nüfusun bir milyon 400 bin olduğunu düşündüğümüzde geriye kalan 2,3 milyonluk bir Suriyeli iş gücü bulunmaktadır. Yapılan araştırmalara göre en az bir milyon Suriyelinin kaçak çalıştığı gözüküyor. Bir milyon Suriyelinin kayıt dışı çalıştırılmasının ülkemizin ekonomisine yıllık maliyeti ortalama 9,5 milyar TL.

Ayrıca, ‘Afganistan’daki göçün sebebi biz miyiz?’ diyor. 2011’den bu yana AKP, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP politikası ülkeyi adeta bir mülteci kampına dönüştürmüş durumda. Avrupa’nın mülteci kampıyız."

'100 YILDA ÇÖZÜLEMEYECEK BİR MESELEYLE KARŞI KARŞIYAYIZ'

Mültecilerin neden Türkiye’de olduğunun sorgulanması gerektiğini ifade eden Ağbaba açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Afganistan’dan, Pakistan’dan, Suriye’den, Irak’tan çıkıp gelen insanlar, Türkiye’ye ikamet etmek için gelmiyorlar, buradan Avrupa’ya gitmek için geliyorlar. Van, Gaziantep, Kilis sınır kapılarımız kevgir olmuş durumda, yolgeçen hanı, kontrol yok. Şu anda hala Van’dan Gaziantep’e kadar sınırlarımız delik deşik olmuş durumda. Gelişe izin var, çıkışa izin yok. Niye çıkışa izin yok, birincisi Avrupa’dan ekonomik olarak rüşvet aldılar, ikincisi siyasi olarak rüşvet aldılar.

Bu, Türkiye’nin geleceğini karartmış durumda. 100 yıl boyunca çözülmeyecek bir meseleyle karşı karşıyayız. Girişler serbest ama çıkışlar yasak, Türkiye’den Avrupa’ya gitmesinler diye duvar örmüşler. ‘Nasıl olsa Türk insanı ses çıkarmaz’ diyorlar, tamamen bir sahtekârlıkla karşı karşıyayız. Türkiye, resmen Avrupa’ya pazarlanmış durumda, satılmış durumda. Bu topraklar silahla, topla-tüfekle işgal edilemedi, bu toprakları emperyalistler işgal edemedi ama maalesef AKP sayesinde Türkiye işgal edilmiş durumda.

'BAKANIN GÖREVİ SORUNU ÇÖZMEK AMA İZLEMEKLE YETİNİYOR'

Kim için? Avrupa’daki insanları rahatı için, güvenliği için. Buraya IŞİD’çisi, kafa kesicisi, teröre bulaşmış Selefi gruplar gelmekte. Bunlar, AKP’nin İçişleri Bakanı’nın kontrolünde gelmektedir. Türkiye’ye bu işin hem ekonomik hem siyasi hem kültürel hem de güvenlik anlamında çok büyük bir yükü var.

Bakanın görevi hakaret yağdırmak değil, bu mülteci meselesini çözmek, sınırlarımızın güvenliğini almaktır. Hala bugün Van’dan Afganistanlı, Suriyeli, Iraklı geliyor; kevgir olmuş durumda sınır kapılarımız, bizimkisi izlemekle yetiniyor.

Afganistanlının, Pakistanlının, Suriyelinin mülteci kampına dönüştü. O gelen insanlara da yazık. O mülteciler İstanbul’a, Ankara’ya, Gaziantep’e yerleşmek için değil, Avrupa’ya gitmek için geliyor. Bizimkiler sağ olsunlar Avrupa’nın askerliğini yaparak, o mültecileri Türkiye’de tutuyorlar. Bu dış politika değişmediği sürece Türkiye belayı daha çok çeker. Onları davulla-zurnayla uğurlayacağız. Suriye yönetimiyle görüşeceğiz, konuşacağız ve bu işi çözeceğiz. Türkiye’nin o yanlış, öngörüsüz dış politikası, bu cahillik Türkiye’nin önünde 100 yıl çözemeyeceği bir meseleyi bu topraklara kazandırmış oldu."