Bir Oyuncu, Bir Bestekâr, Bir Diyarbakır Evladı:

Sami Hazinses

Whatsapp Image 2026 07 16 At 6.50.37 Am

“Derdimi kimlere desem,
Başım alıp nere gitsem…”

Bu dizeler yalnızca bir şarkı değildi.

Diyarbakır’ın Hançepek Mahallesi’nde yarım kalan bir sevdanın,

bir ömürlük hasretin

ve derin bir hüznün sesiydi.

O dizelerin sahibi,

Yeşilçam’ın gülen yüzü Sami Hazinses’ti.

Asıl adı Samuel Agop Uluçyan’dı.

1925 yılında Pîran’ın (bugünkü Dicle) Herêdan (Kırkpınar) köyünde doğdu. Henüz iki yaşındayken ailesiyle birlikte Diyarbakır’ın Hançepek Mahallesi’ne taşındı.

Mahalleli ona “Samo” derdi.

Şakacıydı…

Taklitleriyle herkesi güldürürdü.

Ama o tebessümün ardında,

hep bir hüzün vardı.

İlkokuldan sonra okuyamadı.

Puşi dokudu,

türküler söyledi.

1940’larda Diyarbakır Musiki Cemiyeti’nde Celal Güzelses’in öğrencisi oldu.

Orada yalnızca musikiyi değil,

Diyarbakır’ın ruhunu da öğrendi.

Sonra gönlünü Gül adında genç bir kıza kaptırdı.

O aşk,

ömrü boyunca yazacağı bestelere ilham verdi.

“Yeter Ağlatma Beni”…

Belki o şarkının her notasında,

Hançepek’te yarım kalan bir sevda vardı.

1952 yılında İstanbul’un yolunu tuttu.

1953 yılında “Kara Davut” filmiyle sinemaya adım attı.

O küçük rol,

kırk yılı aşacak sanat yolculuğunun ilk adımı oldu.

Yüzlerce filmde rol aldı.

Başrol olmadı…

Ama her sahneye

samimiyetini

ve tebessümünü taşıdı.

İnsanlar onun gülen yüzünü tanıdı;

o ise hüznünü şarkılarına sakladı.

“Bir Dilbere Müpteladır Deli Gönlüm”…

“Derdimi Kimlere Desem”…

Bugün de dillerden düşmeyen eserlerindendi.

“Hazinses”,

belki de yalnızca bir soyadı değildi.

Yarım kalan aşkının,

memleket hasretinin

ve hüznünün adıydı.

2000 yılında SİYAD Onur Ödülü’ne layık görüldü.

2002’de hayata veda etti.

Sami Hazinses’in hikâyesi;

Hançepek’in dar sokaklarından Yeşilçam’a uzanan,

güldürürken hüznünü bestelerine saklayan,

yarım kalan bir sevdayı ömrü boyunca taşıyan

ve ardında unutulmaz eserler bırakan bir Diyarbakırlının hikâyesidir.