ZAMAN KAYBETME LÜKSÜMÜZ YOK!

Son dönemde yaşanan bazı gelişmeler bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Terörsüz Türkiye hedefi güçlendikçe, provokasyon girişimleri de artıyor.

Nusaybin’de yaşanan bayrak olayı, bir futbol karşılaşmasında açılan tartışmalı semboller ve benzeri çıkışlar, toplumsal sinir uçlarına dokunmayı amaçlayan, süreci sabote etmeye dönük hamleler olarak okunmalı.

Tam da bu nedenle bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey soğukkanlılık, sağduyu ve kararlı bir devlet-toplum duruşudur. Provokasyonlara kapılmadan, tahriklere teslim olmadan, meseleyi büyüten değil çözen bir iradeyle hareket etmek zorundayız.

Terörsüz Türkiye süreci, duygusal kırılmalarla yavaşlatılacak değil, aksine bu tür girişimlere rağmen hatta bu girişimler nedeniyle daha hızlı, daha net ve daha güçlü adımlarla ilerletilmesi gereken tarihsel bir yürüyüştür.

Türkiye uzun yıllardır terörün gölgesinde bedel ödeyen bir ülke. Bu bedel sadece güvenlik güçlerinin verdiği şehitlerle, ailelerin yaşadığı acılarla, ekonomik kayıplarla sınırlı değil, aynı zamanda toplumsal enerjinin, kalkınma hızının ve demokratik olgunlaşmanın da törpülenmesi anlamına geliyor. İşte bu nedenle “Terörsüz Türkiye” hedefi bir siyasi söylem değil, tarihsel bir zorunluluktur.

Bugün gelinen noktada devlet aklıyla yürütülen terörsüz Türkiye süreci, geçmiş dönemlerden farklı olarak daha net, daha planlı ve daha sonuç odaklı ilerliyor. Sahada güvenlik kapasitesi artmış, sınır ötesi tehdit unsurları büyük ölçüde baskılanmış, içeride ise örgütsel hareket alanı ciddi biçimde daraltılmış durumda.

Ancak görünen o ki atılan adımların daha da hızlanması gerekiyor. Çünkü zaman, bu tür süreçlerde en kritik değişkendir.

Orta Doğu’nun içinden geçtiği çalkantılı dönem, bazı çevrelerde “bekleyelim, görelim” anlayışını doğurabiliyor. Oysa tam tersine; bölgesel istikrarsızlık Türkiye’nin kendi iç barışını ve güvenliğini daha hızlı tahkim etmesini zorunlu kılıyor.

Çevremiz ateş çemberiyken içeride güvenlik, birlik ve huzur zemininin sağlamlaştırılması bir tercih değil, stratejik bir gerekliliktir.

Terörle mücadelede yarım adımlar sonuç üretmez. Kararlılık, süreklilik ve hız gerekir. Sürecin ağır ilerlemesi, hem sahada hem toplum psikolojisinde belirsizlik üretir. Belirsizlik ise en çok terör yapılarının ve onları besleyen karanlık odakların işine yarar.

Bugün yapılması gereken şey nettir: Bürokratik yavaşlıklar aşılmalı, hukuki ve idari düzenlemeler hızlandırılmalı, toplumsal destek daha güçlü organize edilmeli ve devletin ortaya koyduğu irade daha görünür hale getirilmelidir. Süreç ne kadar şeffaf, ne kadar net hedefli ve ne kadar hızlı ilerlerse, o kadar güçlü toplumsal meşruiyet kazanır.

Unutmayalım ki terör sadece güvenlik sorunu değildir, aynı zamanda bir kalkınma ve demokrasi sorunudur. Terörün tamamen devre dışı kaldığı bir Türkiye, yatırımın arttığı, sosyal refahın yükseldiği, gençlerin umudunun büyüdüğü bir Türkiye demektir. Bu yüzden atılan her gecikmiş adım, aslında kaybedilen bir fırsattır.

Toplumun geniş kesimleri artık yorgun. Anaların gözyaşı, gençlerin toprağa düşmesi, şehirlerin huzursuzluğu artık bu ülkenin kaderi olmamalı. Devletin ortaya koyduğu terörsüz Türkiye vizyonu, siyasi tartışmaların üstünde, milli bir hedef olarak görülmelidir.

Süreç doğru yönde ilerliyor ama daha hızlı ilerlemeli. Bölgesel gelişmelere takılmadan, iç tartışmalara boğulmadan, kararlılıktan taviz vermeden…

Çünkü bu mesele ertelenemez.

Çünkü bu mesele pazarlık konusu olamaz.

Çünkü bu mesele Türkiye’nin yarınıdır.