Yeni Parti Tutar mı?

Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan gelişmeler, artık sadece bir parti içi tartışma olmaktan çıkmış, Türk siyasetinin geleceğini yakından ilgilendiren önemli bir sürece dönüşmüştür.

Mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından başlayan hukuki ve siyasi tartışmalar, CHP’nin önümüzdeki dönemde nasıl bir yol izleyeceği sorusunu daha da önemli hale getirmiştir.

Geçtiğimiz haftaki yazımda, Özgür Özel’in olası bir “B planı” kapsamında yeni bir parti ihtimaline ilişkin yaptığı değerlendirmelerin Ankara kulislerini hareketlendirdiğini ve bu açıklamaların, “CHP bölünür mü?” sorusunun yanı sıra, kamuoyunda daha önemli bir soruyu gündeme taşıdığını ifade etmiştim.

Siyaset tarihinde yeni parti kurmak elbette mümkündür. Ancak yeni bir parti kurmak ile toplumsal karşılık bulmak aynı şey değildir.

Türkiye’de bunun hem başarılı hem de başarısız birçok örneği bulunmaktadır. Seçmen, sadece yeni bir isim veya yeni bir logo görmek istemez, güven veren bir kadro, net bir vizyon ve güçlü bir gelecek hikayesi de arar.

Olası bir ayrışma halinde Özgür Özel ve ekibinin karşılaşacağı ilk sorunlardan biri teşkilatlanma olacaktır. Türkiye’nin 81 ilinde ve yüzlerce ilçesinde yeni bir örgütlenme modeli oluşturmak, kısa sürede seçimlere hazır hale gelmek oldukça zor bir süreçtir.

Bunun yanında finansman, saha organizasyonu, seçim güvenliği, sandık müşahitleri ve kurumsal yapı gibi birçok teknik konu da yeni kurulacak bir partinin önünde ciddi engeller olarak duracaktır.

Bir diğer önemli mesele ise seçmenin psikolojisidir. CHP seçmeni uzun yıllardır partisine aidiyet duygusuyla bağlı bir seçmen kitlesidir.

Böyle bir kitlenin önemli bir bölümünün yeni bir oluşuma yönelmesi kolay olmayacaktır. Siyasi tarih göstermektedir ki, seçmen çoğu zaman partiden çok kurumsal kimliğe ve tarihsel hafızaya bağlı hareket etmektedir.

Öte yandan olası bir ayrışmanın sadece CHP’yi değil, muhalefetin genel dengesini de etkileyeceği açıktır. Muhalefetin oylarının iki ayrı yapı arasında bölünmesi, seçim matematiğini tamamen değiştirebilir. Bu durum yalnızca CHP açısından değil, muhalefetin tamamı açısından yeni hesapların yapılmasına neden olacaktır.

Bugün yaşanan süreç, klasik bir genel başkanlık yarışı olmanın ötesine geçmiş durumdadır. Sorun artık yalnızca isimler üzerinden değil, hukuki süreçler, parti içi meşruiyet tartışmaları ve siyasi gelecek üzerinden şekillenmektedir.

Bu yönüyle CHP’nin yaşadığı tablo, Türk siyasi tarihinde benzerlerinden ayrılan farklı bir örnek olarak dikkat çekmektedir.

Şu da unutulmamalıdır ki, seçmen sadece ayrılığın nedenini değil, ayrılıktan sonra ortaya konulacak programı da sorgular. Yeni kurulacak bir hareket; ekonomi, dış politika, eğitim, adalet ve demokrasi gibi temel başlıklarda mevcut yapıdan hangi yönleriyle ayrışacağını topluma açık ve ikna edici biçimde anlatmak zorundadır. Aksi halde “yeni parti” söylemi, yalnızca bir yönetim değişikliği görüntüsü vermekten öteye geçemez.

Ankara kulislerinde farklı senaryolar konuşulsa da, bugün için en güçlü ihtimal, tarafların bir süre daha CHP çatısı altında siyasi ve hukuki mücadeleyi sürdürmeye çalışacakları yönündedir.

Çünkü yeni bir parti kurmanın getireceği riskler, mevcut yapı içerisinde mücadele etmenin maliyetinden daha ağır olabilir.

Asıl soru şudur; Yeni parti tutar mı? Bunun kesin cevabını bugün vermek mümkün değildir. Ancak siyasi tecrübeler göstermektedir ki, yeni bir partinin başarılı olabilmesi için yalnızca mevcut yönetimden ayrılmak yetmez.

Güçlü bir teşkilat, ortak bir ideal, toplumun beklentilerine cevap verebilen bir program ve seçmene umut verecek yeni bir hikaye gerekir.

Siyasette kalıcılığı belirleyen unsur yalnızca yeni bir başlangıç yapmak değil, o başlangıcı güçlü bir geleceğe dönüştürebilmektir.

Önümüzdeki süreçte CHP’nin nasıl bir yol izleyeceği kadar, olası yeni bir siyasi hareketin topluma nasıl bir vizyon sunacağı da Türk siyasetinin en önemli gündem başlıklarından biri olmaya devam edecektir.