Bugün milyonlarca öğrencimiz için yeni bir sayfa açılıyor. Kimi çocuklarımız okulun kapısından ilk kez girecek, kimi öğrencilerimiz arkadaşlarına kavuşmanın heyecanını yaşayacak, kimi gençlerimiz ise hayatlarının en önemli sınavlarından birine hazırlanmanın telaşını taşıyacak.
Ama aslında bugün sadece okullar açılmıyor… Bugün Türkiye’nin geleceğine açılan kapılar yeniden aralanıyor.
Çünkü eğitim, yalnızca ders kitaplarından, sınavlardan, notlardan ve karnelerden ibaret değildir. Eğitim, bir çocuğun hayata bakışını, karakterini, özgüvenini, vicdanını ve geleceğe dair hayallerini şekillendiren en güçlü unsurlardan biridir.
Bir okulun bahçesinde bugün gördüğümüz çocuklar, yarının doktorları, öğretmenleri, mühendisleri, gazetecileri, sanatçıları, bilim insanları, sporcuları, yöneticileri ve ülkesine yön verecek bireyleri olacak.
İşte bu nedenle yeni eğitim-öğretim yılının başlamasını sadece takvimde yeni bir dönemin başlangıcı olarak görmemeliyiz. Bu, hepimiz için yeni bir umut dönemidir.
Her çocuğun bir hayali vardır. Kimi doktor olmak ister, kimi öğretmen, kimi futbolcu, kimi bilim insanı… Bazısının hayali küçücük bir sınıfta başlar, bazısının hayali evindeki çalışma masasının başında büyür.
Biz yetişkinlerin görevi ise çocukların hayallerine sınır koymak değil, onların önünü açmaktır. Bir çocuğun başarısını yalnızca aldığı puanla ölçmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü her çocuğun yeteneği farklıdır.
Kimi matematikte başarılıdır, kimi müzikte… Kimi çok güzel resim yapar, kimi arkadaşlarını bir araya getirme konusunda yeteneklidir. Kimi teknolojiyi çok iyi kullanır, kimi el becerileriyle öne çıkar.
Eğitim sistemimizin en önemli görevlerinden biri de çocuklarımızın yalnızca eksiklerini görmek değil, onların güçlü yönlerini keşfetmektir.
Çünkü bazen bir öğretmenin fark ettiği küçük bir yetenek, bir çocuğun bütün hayatını değiştirebilir.
Bugün okul zillerinin çalmasıyla birlikte sınıfların başına geçecek öğretmenlerimizi de unutmamak gerekiyor. Öğretmenlik, sadece müfredatı anlatmak değildir.
Öğretmen, kimi zaman bir öğrencisinin derdini dinleyen, kimi zaman ailesinden göremediği ilgiyi gösteren, kimi zaman bir çocuğun kendisine olan güvenini yeniden kazandıran kişidir.
Bir öğretmenin söylediği tek bir güzel sözün, bir öğrencinin hayatında yıllarca iz bırakabileceğini hepimiz biliyoruz.
Bu nedenle öğretmenlerimizin emeğine, sabrına ve fedakarlığına sahip çıkmak hepimizin sorumluluğudur. Onlara yalnızca öğretmenler gününde değil, yılın her günü hak ettikleri değeri vermeliyiz.
Eğitim yalnızca okulda verilmez. Bir çocuğun ilk öğretmeni ailesidir. Çocuklarımızın okul başarısı kadar psikolojik ve sosyal gelişimleri de önemlidir. Bu nedenle ailelerin çocuklarıyla kurduğu iletişim büyük önem taşıyor.
Çocuklarımızı birbirleriyle kıyaslamak yerine onların kendi potansiyellerini keşfetmelerine yardımcı olmalıyız. “Komşunun çocuğu senden daha başarılı.” “Arkadaşın senden daha yüksek not aldı.” gibi cümleler belki iyi niyetle söyleniyor olabilir. Ancak çocuklarımızın üzerinde ağır bir baskı oluşturabiliyor. Başarı elbette önemli. Ama çocuğumuzun mutlu, sağlıklı, özgüvenli, ahlaklı ve vicdanlı bir birey olarak yetişmesi en az akademik başarı kadar değerlidir.
Yeni eğitim yılı başlarken üzerinde özellikle düşünmemiz gereken konulardan biri de fırsat eşitliğidir. Türkiye’nin hangi şehrinde, hangi ilçesinde veya hangi mahallesinde doğarsa doğsun her çocuğumuzun kaliteli eğitime ulaşabilmesi gerekir.
Diyarbakır’daki bir çocuğun hayali ile Ankara’daki, İstanbul’daki, İzmir’deki bir çocuğun hayali arasında hiçbir fark olmamalıdır. Bir çocuğun ailesinin ekonomik durumu, onun geleceğini belirleyen bir kader haline gelmemelidir.
Devletimizin, eğitim yöneticilerimizin, öğretmenlerimizin ve toplumun bütün kesimlerinin ortak hedefi, her çocuğumuza yeteneğini ortaya koyabileceği adil bir eğitim ortamı sunmak olmalıdır.
Çünkü eğitimde atılan her adım, aslında ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır. Dijital çağda çocuklarımızı teknolojiden uzak tutmak elbette mümkün değil.
Yapay zekadan dijital eğitim platformlarına kadar teknoloji artık hayatımızın her alanında. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, eğitimin merkezinde insan olmalıdır. Çocuklarımıza yalnızca teknolojiyi kullanmayı değil, teknolojiyi doğru ve bilinçli kullanmayı da öğretmeliyiz. Bilgiye ulaşmak artık çok kolay.
Asıl mesele, ulaşılan bilginin doğru olup olmadığını ayırt edebilmek. Bu nedenle yeni neslin sadece bilgi sahibi değil, sorgulayan, araştıran, düşünen, doğruyu yanlıştan ayırabilen bireyler olarak yetişmesi büyük önem taşıyor.
Okullarımız çocuklarımızın akademik bilgi aldığı yerler olmanın ötesinde, sosyal hayatı öğrendikleri önemli yaşam alanlarıdır.
Arkadaşlık burada öğrenilir. Paylaşmak burada öğrenilir. Sorumluluk almak burada öğrenilir. Farklılıklarla bir arada yaşamak, başkasının hakkına saygı göstermek, yardımlaşmak ve dayanışma duygusu da burada gelişir.
Bu nedenle okullarımızın güvenli, huzurlu ve çocuklarımızın kendilerini ifade edebilecekleri ortamlar olması gerekiyor.
Şiddetin, zorbalığın, ayrımcılığın ve kötü alışkanlıkların çocuklarımızın hayatından uzak tutulması hepimizin ortak sorumluluğudur.
Yeni eğitim yılı denildiğinde elbette velilerin ekonomik yükünü de görmezden gelemeyiz. Kırtasiye malzemelerinden okul kıyafetlerine, servis ücretlerinden beslenme giderlerine kadar ailelerin karşılaştığı masraflar ciddi bir yük oluşturabiliyor.
Çocuklarımızın eğitim hakkı, ailelerin ekonomik gücüyle ölçülmemeli. Bu konuda devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin, okul yönetimlerinin ve toplumun bütün kesimlerinin duyarlı olması büyük önem taşıyor.
Bir çocuğun okul çantasının içinde sadece kitapları değil, ailesinin geleceğe dair umutları da var. O çantanın hiçbir çocuğa ağır gelmemesi gerekiyor.
Biz yetişkinler bugün birçok şeyin peşinden koşuyoruz.
Para, makam, mevki, kariyer, güç…Fakat yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda geride bırakacağımız en önemli mirasın çocuklarımız olduğunu göreceğiz.
Onlara daha güzel binalardan önce daha güzel bir gelecek bırakmalıyız. Daha büyük caddelerden önce daha güçlü bir eğitim sistemi bırakmalıyız.
Daha fazla tüketimden önce daha fazla bilgi, kültür, sanat ve bilim bırakmalıyız. Çünkü güçlü ülkeler yalnızca ekonomileriyle değil, iyi yetişmiş nesilleriyle güçlüdür.
Bugün okul bahçelerinde koşan çocukların yüzlerine baktığımızda aslında Türkiye’nin geleceğini görüyoruz. O çocukların heyecanı bizim umudumuzdur. Öğretmenlerin sınıfa girişi, geleceğe atılan bir adımdır.
Ailelerin çocuklarını okula uğurlaması, geleceğe bırakılan bir emanettir. Ve çalan her okul zili, bize aynı gerçeği yeniden hatırlatıyor. Gelecek, bugün sınıflarda şekilleniyor.
Bu nedenle yeni eğitim-öğretim yılının bütün öğrencilerimize başarı, öğretmenlerimize kolaylık, velilerimize sabır ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. İlk kez okul sırasına oturacak minik yavrularımızın heyecanı hiç eksilmesin.
Sınavlara hazırlanan gençlerimizin umutları hiç kırılmasın. Öğretmenlerimizin sınıfları sevgiyle, okullarımız çocuk sesleriyle dolsun. Çünkü çocuklarımızın gözlerindeki ışık, Türkiye’nin yarınlarına tutulan en güçlü ışıktır.
Yeni eğitim-öğretim yılı hepimize hayırlı olsun.
Unutmayalım: Bir çocuğun geleceğine dokunmak, bir ülkenin geleceğine dokunmaktır.