Evrenin ve hayatın sonsuzluğuna inat, ölümlü birer fani olduğumuzu unutup hiç ölmeyecekmiş gibi hırsla ve kötülüklere bulanmış halde yaşıyoruz her birimiz. Bu öyle bir gözü kararmışlık ki,  etrafımızdakileri,  ailemizi, dostlarımızı, arkadaşlarımızı görmüyor, varlıklarını önemsemiyoruz artık.

Kapitalizmin yarattığı, ideal diye önümüze koyduğu yeni insan profilinde bireysellik ön planda, bencillik en büyük erdem konumunda maalesef. Reklamlarda ki genç elindeki ucuz bisküviyi bile sevdiği insanla paylaşamıyor ve benim o diyor. Peki sen elindeki üç kuruşluk bisküviyi bile sevdiğini söylediğin insanla paylaşamazken hayatını nasıl paylaşacaksın? Bu nasıl bir sevgi anlayışıdır demeden edemiyor insan.

Geçen gün sinemaya gittim ve yerde ve koltuktaki mısırları, çöpleri görünce hem çok sinirlendim hem de çok üzüldüm. Burası başkent ve sinemaya gelen insanlar çoğunlukla öğrenci yahut eğitimli bireyler. Burda sorgulanması gereken konu, eğitim -öğretim sisteminde eğitim tamam da öğretimi nerede bıraktık biz? Önceliğimizin toplumsal kurallara uygun davranan, ahlaklı, iyi insan olması gerekmiyor mu?  Sinüs, kosinüs, tanjat, kotanjat tamam da, insanın toplum halinde yaşayan bir canlı olduğu, onu diğer canlılardan ayıran en büyük erdemin ahlak, iyi niyet, dürüstlük, sözünde durmak, diğer insanları düşünmek vs. olduğunu ne zaman ve nerede öğreteceğiz? Gençlere yurdunu, insanını sevmeyi, çok ama çok çalışmaktan, okumaktan başka bir yolun olmadığını da nasıl benimseteceğiz? En basit görgü ve ahlak kurallarını bile kazandıramıyorsa eğitim öğretim sistemimiz ne işe yarıyor peki?

Mevcut siyasi konjonktürde ülkenin uzun vadeli kalkınmaya, istihdama yönelik bir eğitim öğretim programı bulunmamakta. Değişen bakanlara göre idari kadrolar da değişmekte ve uzun vadeli projeler bulunmadığı için sistem yap boz mantığında günlük kararlarla ilerlemekte. Hepsinden öte, birçok ailenin geçim sıkıntısı içinde olması, öğrencilerin beslenme ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumda olması gerçekten içler acısı. Bu durum karşısında devlet okullarında öğrencilere bir öğün yemek verilmesi teklifi bir kısım pek muhterem vekillerimiz tarafından mecliste reddedildi bu hafta. Paramız mı yok, önceliğimiz mi bu değil diye soralım o zaman?

Kim ya da kimler işleyişe, kötü gidişata sesini çıkaracak olsa, adaletin kılıcı tepesinde bitiveriyor. Nerde kaldı peki Anayasa ile güvence altına alınan düşünce özgürlüğü?

Kabalık, cehalet, lümpenlik yükselen yeni değerleri zavallı ülkemin. İçinde birazcık vatan sevgisi olan, aklı başında temiz yürekli insanlar üzgün mevcut gidişattan. Gençler umutsuz yarınlarından. Koltuğu rahat, avantası sağlam olanlar için günlük gülistanlık memleket. Onlar her dönemin insanları hep bulurlar bir şekilde yolunu.

Tapuda doktor raporu olmadan işlem yapamayacak 65 yaş üstü insanların siyasette memleketi ilgilendiren konularda karar alabilmesi de hep çelişkili gelmiştir bana. Biraz yer açılmalı geriden gelen dinamik kadrolara diye düşünüyorum. Lütfen selef  olun ve haleflerinize  vakti gelince elinizdeki bayrağı gururla teslim etmeyi bilin artık.

Dünyayı gezdim, ülkeme her dönüşümde hep şükürle geldim toprağıma, vatanıma. İyi ki burası benim ülkem, iyi ki Türkiye’de yaşıyorum dedim. Ben ülkemi seviyorum, insanımı seviyorum. Daha güzel, daha aydınlık, daha refah bir hayatın hepimiz için mümkün olduğuna da inanıyorum.

Uyanık olmak, donanımlı olmak, çok çalışmak zorundayız her birimiz. Bireysellik değil, kollektif bakış açısıyla yaşamak zorundayız. Kapitalizmin dayattığı bireyselliğe inat, zengin fakiri, eğitimli eğitimsizi, güçlü olan güçsüz olanı, yönetenler yönetilenleri, düşünmek zorunda. Bizi biz yapan farklılıklarımızı,  kültürel zenginliklerimizi korumak zorundayız. Bizim gibi düşünmeyene saygı göstermeyi öğreneceğiz yeniden. Hepimiz aynı gemideyiz ve siyasetin ayrıştırmasına inat birbirimizi seveceğiz en baştan. Bu topraklar Mevlana’nın, Yunus’un sevgi tohumları ektiği topraklar. Başka yolu yok bunun çünkü. Aydınlık yarınlar, mutlu bir ülke için, birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için olmak zorundayız. Herkes üstüne düşeni yapmak zorunda. Herkes ne iş yapıyorsa en iyisini yapmaya gayret etmeli. Dürüstlük, ahlak, disiplin ve özen en büyük erdemimiz olmalı. Durmadan, yılmadan çalışmak, mücadele etmek, hayal etmek ve hep çok çalışmak zorundayız. Bu bir yarış, bu bir varoluş mücadelesi. Bu gelecek nesillere ödemek zorunda olduğumuz borcumuz. Yaşamak bir ideal uğruna olursa anlamlı, hayat böyle yaşanırsa sonsuz çünkü!

Yeni Journal’da yayımlanan köşe yazıları, yazarların kendi görüşlerini yansıtmaktadır. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlara aittir.