Bazen bir ülkenin ihtiyacı olan şey ne yeni bir yasa, ne de sert bir tartışmadır. Bazen en büyük ihtiyaç, kırılanın onarılması, yarım kalan bir hesabın vicdanda kapanmasıdır.
Çünkü bazı yaralar mahkeme salonlarında değil, insanın kalbinde iyileşir. İşte helalleşme tam da bu yüzden sadece iki kişi arasında geçen bir söz değil, bir toplumun kendisiyle yüzleşmesidir.
Yıllar önce öfkenin gölgesinde kalan bir an, bugün vicdanın ışığında yeniden anlam buluyor. Ve bize bir gerçeği hatırlatıyor. Kin büyütür, ama affetmek iyileştirir.
Siyaset bazen sadece sözlerden ibaret değildir. Bazen bir tokalaşma, bir cümleden daha fazla şey anlatır. Bazen de bir “helalleşme” yılların öfkesini, kırgınlığını ve yükünü bir anda hafifletir.
2019 yılında Ankara’nın Çubuk ilçesinde bir şehit cenazesinde yaşananlar, Türkiye’nin hafızasına utanç verici bir görüntü olarak kazınmıştı.
Bir siyasetçinin, üstelik bir ana muhalefet liderinin, kalabalığın öfkesine terk edilmesi, linç girişimine maruz kalması, sadece o günün değil, siyaset dilimizin de sorgulanması gereken bir kırılma noktasıydı.
Aradan 7 yıl geçti ve o günün öfkesiyle hareket eden isimlerden biri, Yakup Karakoç, çıkıp geldi. Kapıyı çaldı, “En büyük pişmanlığım” dedi. Helallik istedi. Kapıyı açan ise Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
İşte asıl mesele tam da burada başlıyor. Çünkü herkes affedemez. Herkes o kapıyı açmaz. Herkes geçmişin ağırlığını bir kenara bırakıp, geleceğe dair bir söz kuramaz.
Kılıçdaroğlu’nun “Kin şeytana özgü bir kavramdır” sözleri, sıradan bir cümle değil. Bu, Türkiye’de uzun süredir eksik olan bir siyaset anlayışının ifadesidir.
Kutuplaşmanın, öfkenin ve ayrışmanın neredeyse normalleştiği bir ortamda, “birbirimizi seveceğiz” diyebilmek, en az siyasi başarı kadar önemli bir duruştur.
Helalleşmek kolay değildir. Hele ki haksızlığa uğrayan tarafsanız…
Ama asıl büyüklük de tam burada ortaya çıkar. Bu buluşma, sadece iki insanın kucaklaşması değildir. Bu, topluma verilmiş bir mesajdır. Geçmişin yüküyle geleceğe yürünmez.
Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey belki de tam olarak budur. Daha fazla öfke değil, daha fazla anlayış. Daha fazla hesaplaşma değil, daha fazla yüzleşme. Ve en önemlisi, daha fazla helalleşme.
Kılıçdaroğlu’nun attığı bu adım, siyasi tartışmaların ötesinde, vicdani bir duruşun ifadesidir. Çünkü bazen en güçlü cevap, bağırmak değil, affedebilmektir.
Ve bazen en büyük değişim, bir özürle başlar.