EKONOMİ

TÜRK-İŞ Genel Başkanı: Enflasyon karşısındaki kayıplar telafi edilmeli!

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Atalay, "Emekçiler, yüksek vergiler ve enflasyondan kaynaklanan geçim zorluğunu ağır şekilde yaşamaktadır. Alım gücünü düşüren enflasyon, temel sorunların başında gelmektedir. İşçiler, memurlar, emekliler ve asgari ücretle çalışan milyonlarca kişinin enflasyon karşısındaki kayıpları telafi edilmelidir" dedi.

TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, emekçilerin yüksek vergiler ve enflasyondan kaynaklanan geçim zorluğunu ağır şekilde yaşadığını belirterek, "Alım gücünü düşüren enflasyon, temel sorunların başında gelmektedir. İşçiler, memurlar, emekliler ve asgari ücretle çalışan milyonlarca kişinin enflasyon karşısındaki kayıpları telafi edilmelidir." talebinde bulundu.

Atalay, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO), İsviçre'nin Cenevre kentinde devam eden 114. Uluslararası Çalışma Konferansı'nda genel kurula Türkiye'deki çalışanları temsilen hitap etti.

Bu yılki genel kurulda çalışma hayatının sorunlarının yanında vicdanı, adalet duygusunu, barışı ve insanlığın ortak geleceğini de konuşacaklarını dile getiren Atalay, şunları söyledi: "Dünya insanlık açısından son derece zorlu bir dönemden geçmektedir. Savaşlar, bölgesel çatışmalar, ekonomik krizler, yoksulluk ve eşitsizlik derinleşmektedir. Bir tarafta teknoloji, yapay zeka ve dijital dönüşüm konuşuluyor. Diğer tarafta çocukların, kadınların ve sivillerin bombalar altında yaşam mücadelesi verdiği bir dünyaya tanıklık ediyoruz. Barışı ve insan haklarını korumak amacıyla kurulmuş uluslararası kuruluşlar, büyük insani felaketler karşısında etkisiz kalmaktadır. Bizler de yıllardır burada aynı şeyleri tekrar etmekten bir adım öteye gidemiyoruz. Uluslararası hukuk ve sözleşmeler hala yürürlüktedir. Ancak, yaşanan acılar karşısında bu kuralların insanları koruyamadığı açık biçimde ortadadır. Bugün ne yazık ki hukuk güçlülerin ürettiği ve kendi çıkarlarına göre şekillendirip dayattığı bir araç haline dönüşmüştür. Oysa hukuk gücün yanında duran değil, adaletsizlik karşısında mazlumu, haklıyı ve insan onurunu savunan evrensel bir güvence olmalıdır."

"Dijital dönüşüm beraberinde ciddi güvencesizlik sorunlarını da getiriyor"

Adaletin kişilere, ülkelere ve güç odaklarına göre farklı uygulanmasının devletler arasındaki güveni hızla tükettiğini ifade eden Ergün Atalay, şöyle konuştu: "Uluslararası sistemin inandırıcılığını ve insanlığın ortak geleceğine olan inancını yok etmektedir. Orta Doğu'da devam eden savaşlar bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Silah tüccarları büyük kazançlar elde ederken, kadınlar, çocuklar ve bebekler hayatını kaybetmekte, şehirler, fabrikalar, iş yerleri yıkılmakta, aileler yok olmaktadır. Gazze'de yaşananlar insanlığın ortak vicdanını derinden yaralamıştır. Daha da üzücü olan, bütün bunlar yaşanırken, dünyanın önemli bir bölümünün sessiz kalmasıdır. Eğer uluslararası toplum barışı, hukuku ve insan onurunu korumakta bu şekilde sessiz ve yetersiz kalırsa, dünyayı daha büyük krizler beklemektedir."

Bu yıl konferansın gündeminde yer alan sosyal diyalog, platform ekonomisi ve eşitlik konuları çalışma hayatının geleceği açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Atalay, "Dijital dönüşüm beraberinde ciddi güvencesizlik sorunlarını da getirmektedir. Bizim için esas olan, geçici ve güvencesiz çalışma modellerinin sona ermesidir. Güvenceli, sürekli ve insan onuruna yakışır işlerin yaygınlaşmasıdır." değerlendirmesinde bulundu.

"İş kazaları ve meslek hastalıkları çalışma hayatının ağır sorunları arasında yer alıyor"

Dünyada gelir dağılımındaki adaletsizliğin derinleştiğini, emeğin milli gelirden aldığı payın gerilediğini vurgulayan Atalay, şunları kaydetti: "Savaşlar ve ekonomik krizler nedeniyle tüm dünya, yüksek enflasyonla karşı karşıyadır. Benim ülkemde de emekçiler, yüksek vergiler ve enflasyondan kaynaklanan geçim zorluğunu ağır şekilde yaşamaktadır. Alım gücünü düşüren enflasyon, temel sorunların başında gelmektedir. İşçiler, memurlar, emekliler ve asgari ücretle çalışan milyonlarca kişinin enflasyon karşısındaki kayıpları telafi edilmelidir. Kayıt dışı çalışma hala milyonlarca işçiyi sosyal güvenlikten ve sendikal haklardan mahrum bırakmaktadır. Staj ve çıraklık mağdurlarının yaşadığı sorunlar hala çözüm beklemektedir. Taşeron çalışma sistemi çalışanların iş güvencesini ve sendikalaşma hakkını zayıflatmaya devam etmektedir. Uzun çalışma saatleri, iş kazaları ve meslek hastalıkları çalışma hayatının ağır sorunları arasında yer almaktadır. Bazı iş yerlerinde çalışanların sendikal örgütlenme nedeniyle baskıyla karşılaşması ve işten çıkarılma kaygısı yaşaması önemli sorunlardan biri olmayı sürdürmektedir. Sendikal hakların etkin biçimde korunmasının demokratik çalışma hayatının temel şartı olduğunu vurgulayan Atalay, "Grev hakkı da dahil olmak üzere kamu çalışanlarının sendikal hakları ve 4688 sayılı Kanun ILO Sözleşmeleri ile uyumlu hale getirilmeli, toplu sözleşmelerini adil bir şekilde yapabilmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Biz biliyoruz ki emeğin korunmadığı, gelir adaletinin sağlanmadığı ve sosyal devletin güçlendirilmediği bir yerde ne toplumsal barıştan ne de sürdürülebilir kalkınmadan söz edilebilir." dedi.

"Bugün harekete geçmeyeceksek, ne zaman geçeceğiz?"

Atalay, uluslararası hukuk ve dayanışmanın her zamankinden daha önemli olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti: "İnsanlığın ortak geleceği için barışı, adaleti ve dayanışmayı büyütmek zorundayız. Bugün savaşlara, krizlere ve adaletsizliklere karşı sesimizi yükseltme günüdür. İran'da ölen 168 kız çocuğunun yarım kalan yaşamları, insanlığın ortak vicdanında silinmeyecek bir yara olarak kalacaktır. Ukrayna, Filistin, Lübnan, İran ve tüm Orta Doğu'da kadınların, çocukların ve sivillerin bombalarla hayattan koparıldığı, annelerin evlatlarını toprağa verdiği insanlık dramı karşısında harekete geçmek zorundayız. Bugün harekete geçmeyeceksek, ne zaman geçeceğiz?"