Seçmenin Verdiği Oy, Belediyelerin Çeki Değildir!

Yerel seçimlerin üzerinden 2 yılı aşkın bir süre geçti. Seçmen sandıkta önemli bir değişime imza attı. Türkiye’nin birçok kentinde CHP’li adaylara güçlü bir destek verdi.

Büyükşehirlerden ilçe belediyelerine uzanan bu tablo, CHP açısından uzun yılların en önemli siyasi başarılarından biri olarak kayıtlara geçti.

Bu başarının arkasında yalnızca siyasi tercihler değil, aynı zamanda seçmenin belediyelerden beklentisi vardı.

Vatandaş daha iyi hizmet istiyordu.

Daha şeffaf belediyecilik istiyordu.

İsrafın, kayırmacılığın ve liyakatsizliğin son bulmasını istiyordu.

Belediye kaynaklarının doğru kullanılmasını, ihalelerin şeffaf yapılmasını ve belediye başkanlarının makamlarını siyasi kariyer basamağı değil, halka hizmet makamı olarak görmesini bekliyordu.

Ancak bugün gelinen noktada bazı CHP’li belediyeler hakkında gündeme gelen soruşturmalar ve yolsuzluk iddiaları, CHP’nin yerel seçimlerde elde ettiği başarının geleceği açısından ciddi bir sınav niteliği taşıyor.

Son olarak Etimesgut Belediyesi’ne yönelik soruşturma da işte bu nedenle yalnızca bir belediyenin ya da bir belediye başkanının meselesi olarak görülmemeli.

Bu dosya, yerel yönetimlerde şeffaflık ve kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı konusunda siyasetin tamamına verilmiş önemli bir uyarı olarak okunmalı.

Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Etimesgut Belediyesi’ne yönelik operasyonun ardından Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun da aralarında bulunduğu 55 kişi gözaltına alındı.

Mahkemeye sevk edilen 44 şüpheliden, Beşikçioğlu ile birlikte 40 kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Dört kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Tutuklananlar arasında belediye başkan yardımcılarının, belediye iştiraki Etimkent A.Ş. yöneticilerinin, ihale komisyonlarında görev yapan bazı isimlerin ve belediye personelinin de bulunduğu bildirildi.

Burada çok önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor. Tutuklama bir mahkumiyet değildir.

Soruşturma ve yargılama süreci devam edecektir. Hakkında suçlama bulunan herkesin savunma hakkı vardır ve nihai kararı bağımsız yargı verecektir.

Fakat bu hukuki gerçek, kamuoyunun sorması gereken soruları ortadan kaldırmıyor.

Tam tersine… Kamu kaynağı söz konusu olduğunda soruların daha yüksek sesle sorulması gerekiyor. Soruşturma dosyasına yansıyan bilirkişi ve inceleme raporlarında oldukça dikkat çekici iddialar bulunuyor.

Dosyadaki iddialara göre belediyenin sosyal yardım kapsamında gerçekleştirdiği kişisel bakım malzemesi alımında bazı ürünlerin teslim edilmediği halde teslim edilmiş gibi gösterildiği ileri sürülüyor.

Raporlarda piyasa fiyatları ile belediyeye kesilen faturalar arasında ciddi farklar bulunduğu ve yaklaşık 812 bin 825 liralık kamu zararı oluştuğunun değerlendirildiği aktarılıyor.

Dahası var. Soruşturma dosyasındaki MASAK verilerine dayandırılan iddialarda, belediyeden yüklenici firma hesabına aktarılan paranın bir bölümünün farklı hesaplara, ardından belediye çalışanlarına aktarıldığı öne sürülüyor.

Etimkent A.Ş. bakımından da mükerrer ödeme yapıldığı ve şirketin 222 bin 610 lira 50 kuruş zarara uğratıldığı iddiası dosyaya yansıyor.

Bütün bunlar elbette mahkeme tarafından değerlendirilecek. Ancak rakamların büyüklüğünden daha önemli olan başka bir mesele var. Bu paralar kamu parasıdır. Yani vatandaşın vergisidir.

Emeklinin, işçinin, esnafın, öğrencinin, dar gelirlinin ödediği vergidir. Bir belediyenin kasasından çıkan her kuruşun hesabı millete verilmek zorundadır.

Yerel seçim sonuçlarını değerlendirirken CHP’nin elde ettiği başarıyı küçümsemek mümkün değil. Ancak seçim sandığından çıkan sonuç hiçbir belediye başkanına sınırsız bir yetki vermez.

Tam tersine, sandıkta verilen destek daha büyük bir sorumluluk yükler. Seçmen, “Seni seçtim, istediğini yap” demedi. “Benden aldığın yetkiyi benim için kullan” dedi. “Belediyeyi bana hizmet ettir.” “Kaynaklarımı doğru kullan.” “İhaleyi şeffaf yap.” “Yakınını, arkadaşını, partilisini değil, liyakatli olanı görevlendir.”

“Belediyeyi siyasi hesaplaşmaların değil, hizmetin merkezi haline getir.”

İşte yerel yönetimin asıl sınavı budur.

CHP açısından bugün asıl konuşulması gereken konu yalnızca Etimesgut değildir. Asıl mesele, Türkiye genelinde belediyecilik anlayışının nasıl şekilleneceğidir. Çünkü CHP, yerel seçimlerde tarihi bir başarı elde etti.

Bu başarıyı kalıcı bir siyasi güce dönüştürmek istiyorsa, belediyelerinde ortaya çıkan her türlü usulsüzlük ve yolsuzluk iddiasına karşı son derece hassas davranmak zorundadır.

Parti ayrımı yapmadan söylüyorum.

AK Parti belediyesinde yolsuzluk iddiası varsa da yanlıştır, CHP belediyesinde varsa da yanlıştır. MHP’li belediyede varsa da yanlıştır, başka bir partinin belediyesinde varsa da yanlıştır.

Kamu malının siyasi rengi olmaz.

Milletin parasının partisi olmaz. Yetimin hakkının, emeklinin maaşından kesilen verginin, esnafın ödediği verginin CHP’lisi, AK Partilisi, MHP’lisi olmaz.

Hesap herkese eşit sorulmalıdır.

Bir belediye başkanının adını gazetelerin manşetlerinde görmek elbette mümkündür.

Ama önemli olan hangi haberle manşete çıktığıdır.

Belediye başkanı.. Yeni bir okulun temelini attığı için…

Yeni bir sosyal tesis açtığı için…

Altyapı sorununu çözdüğü için…

Dar gelirliye destek olduğu için…

Engelli vatandaşın hayatını kolaylaştırdığı için…

Şehrine yeni bir park, yeni bir kültür merkezi, yeni bir ulaşım projesi kazandırdığı için…

İstihdam oluşturduğu için…

Belediyenin borcunu azalttığı için…

İsrafı bitirdiği için…

Şeffaf ihale sistemi kurduğu için… Gündeme gelmeli.

Bir belediye başkanının adının ihale, rüşvet, kamu zararı, usulsüzlük ve soruşturma haberleriyle anılması ise sadece kendisine değil, temsil ettiği kuruma ve siyasi yapıya da zarar verir.

Çünkü belediye başkanı geçicidir.

Kamu malı kalıcıdır.

Türkiye’de seçmen artık yalnızca partiye bakmıyor.

Adaya bakıyor.

Hizmete bakıyor.

Şeffaflığa bakıyor.

Belediyenin bütçesine bakıyor.

Sokaktaki değişime bakıyor.

Ve en önemlisi, yöneticisinin kendisine ne kadar dürüst davrandığına bakıyor.

Bu nedenle CHP’nin bugün yapması gereken, ortaya atılan iddiaları görmezden gelmek veya bunları yalnızca siyasi bir saldırı olarak değerlendirmek değildir.

Tam tersine…

Kendi belediyelerinde en küçük bir şaibeye dahi izin vermeyecek mekanizmaları kurmaktır.

İddia varsa araştırılmalıdır. Şüphe varsa açıklığa kavuşturulmalıdır.

Usulsüzlük varsa sorumluların üzerine gidilmelidir.

Suçsuz olan varsa da hukuk önünde aklanmalıdır.

Çünkü siyasi partilerin gerçek gücü, kendi belediye başkanlarını korumak değil, kamu adına hesap verebilir bir yönetim anlayışını savunabilmektir.

Önümüzdeki dönem CHP ve YENİ Parti açısından hiç de kolay olmayabilir. Yerel seçimlerde elde edilen büyük başarı, aynı zamanda büyük bir beklenti oluşturdu.

Seçmen artık “Nasıl olsa CHP kazandı” demiyor.

“Ne yaptı?” diye soruyor.

“Verdiğim oyun karşılığında ne hizmet aldım?” diyor.

“Belediyemin parası nereye gidiyor?” diye soruyor.

“İhaleler nasıl yapılıyor?” diye sorguluyor.

“Belediye başkanı benim paramı benim için mi harcıyor?” diye bakıyor.

İşte bu nedenle önümüzdeki seçimlerde yalnızca siyasi söylemler değil, belediyelerin karnesi konuşulacak.

CHP’nin iki yıl önce elde ettiği başarıyı gelecekte sürdürebilmesi, büyük ölçüde belediyelerde ortaya koyacağı yönetim anlayışına bağlı.

Eğer vatandaşın karşısına hizmet yerine soruşturmalar, şeffaflık yerine şaibeler, başarı yerine kamu zararı iddiaları çıkarsa bunun siyasi bir bedeli olacaktır.

Bu bedelin ne olacağını ise sandıkta yine vatandaş belirleyecektir.

Etimesgut dosyasında yargı süreci devam ediyor.

Suçlamalar kesinleşmiş değil. Tutuklananların hukuki durumu mahkeme süreci sonunda netleşecek.

Fakat bu dosyadan bugünden çıkarılması gereken çok önemli bir ders var.

Belediye başkanlığı bir güç makamı değil, emanet makamıdır.

Belediyenin bütçesi başkanın parası değildir.

İhale dosyaları siyasi kadroların paylaşım alanı değildir.

Kamu kaynakları yakınlara, dostlara, partililere veya herhangi bir çıkar çevresine aktarılabilecek kişisel kaynaklar değildir.

Her kuruşun sahibi millettir.

O nedenle Türkiye’nin bütün belediyelerinde aynı anlayış hakim olmalıdır:

Şeffaflık, liyakat, denetim ve hesap verebilirlik.

CHP, yerel seçimlerde elde ettiği büyük başarıyı korumak istiyorsa öncelikle kendi belediyelerindeki yönetim anlayışını çok daha güçlü bir denetime tabi tutmalıdır.

Çünkü vatandaş artık yalnızca vaat dinlemek istemiyor.

Hizmet görmek istiyor.

Siyasetçiyi kürsüde değil, sokakta görmek istiyor.

Belediye başkanını tartışmalı ihalelerle değil, yaptığı hizmetlerle konuşmak istiyor.

Ve artık seçmenin çok net bir mesajı var.

“Bana parti değil, hizmet göster. Bana slogan değil, eser göster. Bana mazeret değil, hesap ver.”

Yerel yönetimlerde yeni dönemin ölçüsü işte tam olarak budur.

Sandıkta kazanmak başarıdır, o güveni beş yıl boyunca korumak ise asıl ustalıktır.