SAVAŞIN DA BİR HUKUKU, BİR KURALI VARDIR!

Ortadoğu bir kez daha ateş altında. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla bölge yeni ve tehlikeli bir eşikten geçiyor. Resmi açıklamalar askeri hedeflerin vurulduğunu söylese de, sahadan gelen haberler sivil kayıpların arttığını gösteriyor ve savaşın en acı gerçeği bir kez daha karşımızda duruyor;

Bombalar düştüğünde ayrım yapmıyor!

Çocukların, kadınların, yaşlıların hayatını kaybettiği her çatışma, yalnızca askeri bir operasyon değil, aynı zamanda insanlık vicdanında açılan derin bir yaradır.

Uluslararası hukuk, silahlı çatışmalar için açık kurallar koymuştur. Sivillerin korunması, hastanelerin, okulların ve ibadethanelerin hedef alınmaması, orantılı güç kullanımı…

Bunlar sadece metinlerde yazan ilkeler değil, modern dünyanın asgari vicdan ölçüsüdür.

Eğer bir çatışmada sivil altyapı zarar görüyor, çocuklar hayatını kaybediyor ve şehirler yaşanmaz hale geliyorsa, orada yalnızca askeri değil, ahlaki bir sorgulama da yapılmalıdır.

İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyonlarda da benzer tartışmalar yaşanmış, uluslararası kamuoyunda sert eleştiriler yükselmişti. Bugün İran sahasında yaşananlar da benzer kaygıları beraberinde getiriyor.

Eleştiriler, bir devlete ya da hükümete yöneliktir, bir halka ya da dine değil. Ancak devletlerin politikaları, insan hakları çerçevesinde sorgulanmak zorundadır.

İran’a yönelik saldırılar yalnızca iki ülke arasındaki gerilim olarak okunamaz. Bu adım, zaten kırılgan olan bölgesel dengeyi daha da sarsıyor. Hürmüz Boğazı’ndan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir hat, ekonomik ve güvenlik açısından alarm veriyor.

Petrol fiyatları yükseliyor, küresel piyasalar dalgalanıyor, diplomasi kanalları ise giderek daralıyor. Daha da önemlisi, bu gerilim bir misilleme zincirine dönüşürse Ortadoğu’nun tamamı çok daha büyük bir çatışma alanına dönüşebilir.

Lübnan, Suriye, Irak ve Körfez hattı bu ateşten etkilenebilir. Bu da milyonlarca insan için yeni bir istikrarsızlık, yeni göç dalgaları ve yeni insani krizler demektir.

ABD’nin bu süreçte İsrail ile birlikte hareket etmesi, krizin boyutunu küresel bir düzleme taşıyor. Washington yönetimi, güvenlik gerekçelerini öne sürse de, askeri yöntemlerin tercih edilmesi diplomasinin zayıfladığı algısını güçlendiriyor.

Oysa askeri müdahale her zaman kısa vadeli sonuç üretir, uzun vadeli istikrarı ise çoğu zaman daha da zorlaştırır. ABD’nin bu süreçte atacağı adımlar, sadece İran’la değil, Rusya ve Çin gibi aktörlerle olan dengeleri de etkileyecektir.

Ortadoğu yıllardır kan ve gözyaşıyla anılıyor. Her yeni operasyon, her yeni bombardıman bölge halklarının umudunu biraz daha tüketiyor. Savaşın tarafları değişse de, kaybeden hep siviller oluyor.

Bir çocuğun hayatı, hiçbir stratejik hedefle ölçülemez. Bir okulun zarar görmesi, hiçbir güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırılamaz. Eğer uluslararası sistem bu konuda net bir duruş sergileyemezse, “güçlü olanın haklı sayıldığı” bir düzen kalıcı hale gelir.

Bugün Ortadoğu yeniden bir yol ayrımında. Ya diplomasi yeniden güç kazanacak ya da silahların dili belirleyici olacak. Ancak unutulmamalıdır ki, savaşın bile bir hukuku vardır. O hukuk çiğnendiğinde sadece şehirler değil, insanlığın ortak vicdanı da enkaz altında kalır.

Barış zor olabilir ama savaşın bedeli her zaman daha ağırdır...