Siyasetin en çok yıprandığı alanlardan biri, söylem ile davranış arasındaki mesafenin açılmasıdır. Toplum artık sözden çok tavra bakıyor. Kim ne söylüyor değil, kim nasıl yaşıyor sorusunun peşine düşüyor.
Tam da bu yüzden, küçük gibi görünen her ayrıcalık arayışı, aslında büyük bir güven aşınmasının habercisi oluyor. Çünkü vatandaşın gözünde adalet, en önce günlük hayatın içinde, en basit kurallara uyulup uyulmadığında anlam kazanıyor.
Böyle bir atmosferde yapılan her net ve kararlı çıkış, sadece bir açıklama olmanın ötesine geçiyor. Bir duruşun ilanı haline geliyor.
Siyasetin özüne, yani millete eşit mesafede durma ilkesine yapılan her vurgu, aynı zamanda yozlaşmaya karşı verilen bir mesajdır.
İşte bu yüzden, kuralların herkesi bağladığını hatırlatan ve ayrıcalık kapılarını kapatan her söz, toplumda karşılık bulur, güveni yeniden inşa etmenin taşlarını döşer.
Siyaset, sadece iktidar yürüyüşü değildir. Aynı zamanda ahlak, duruş ve sorumluluk sınavıdır. Bu sınavı geçenler, milletin gönlünde yer bulur. Geçemeyenler ise eninde sonunda o güveni kaybeder.
İşte tam da bu noktada AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan’ın yaptığı son açıklama, siyasetin özüne dair önemli bir hatırlatma niteliği taşıyor.
“AK Partili olmak demek, en önde kurallara ve nizama uymak demektir.”
Bu cümle, aslında sadece bir partinin mensuplarına değil, siyasetin tamamına verilmiş bir mesajdır. Çünkü kuralların üstünde olmak, kendini imtiyazlı görmek, halktan kopmanın ilk adımıdır.
Oysa siyaset, milletle birlikte yürümeyi gerektirir, onun önünde ayrıcalık talep etmeyi değil.
Son dönemde parti logosu kullanılarak araç camlarına bırakılan ve kendine ayrıcalık sağlamayı amaçlayan kartlar üzerinden yürüyen tartışma, aslında daha derin bir sorunun yüzeye çıkmış halidir.
Bu tür girişimler, sadece bir etik ihlal değil, aynı zamanda siyasetin itibarını zedeleyen bir davranıştır. Ve daha önemlisi, milletin adalet duygusuna gölge düşürür.
Eyyüp Kadir İnan’ın bu noktada sergilediği net tavır, “kınıyoruz ve takipçisiyiz” ifadesiyle sınırlı değil. Bu yaklaşım, siyasetin kendi içinde bir oto-kontrol mekanizması geliştirmesi gerektiğini de ortaya koyuyor. Çünkü asıl güç, hatayı örtmekte değil, hatayla yüzleşebilmekte saklıdır.
Bugün toplumun en çok hassasiyet gösterdiği konuların başında adalet ve eşitlik geliyor. Vatandaş, karşısında ayrıcalıklı bir zümre görmek istemiyor.
Trafikte, kamu hizmetlerinde ya da gündelik hayatın herhangi bir alanında “ben kimim biliyor musun?” anlayışı artık kabul görmüyor. Tam aksine, bu yaklaşım ciddi bir tepkiyle karşılanıyor.
İşte bu yüzden, bir siyasi partinin kendi içinden yükselen bu tür bir öz eleştiri ve net duruş, sadece o parti adına değil, demokrasi adına da kıymetlidir.
Çünkü demokrasinin en temel şartlarından biri, herkesin aynı kurallara tabi olmasıdır. İmtiyazın olmadığı, hukukun üstün olduğu bir düzen, ancak bu bilinçle inşa edilebilir.
AK Parti’nin “millete hizmet” iddiası, bu tür hassasiyetlerle anlam kazanır. Eğer bir parti, kendi mensuplarının dahi kuralları ihlal etmesine göz yummuyorsa, bu, o partinin temel değerlerine bağlılığını gösterir. Aksi durumda ise söylem ile eylem arasındaki uçurum büyür.
Siyasetçinin gerçek gücü, ayrıcalık elde etme kabiliyetinde değil, o ayrıcalığı reddedebilme erdeminde gizlidir. Eyyüp Kadir İnan’ın açıklaması da tam olarak bu erdemin altını çiziyor.
Çünkü bu millet, kendisinden kopanı değil, kendisiyle aynı safta yürüyeni bağrına basar.