PİDE SIRASINDAKİ VAHŞET!

Bir ülkenin aynası, en sıradan anlarında gizlidir. Bir fırın önünde, iftara dakikalar kala uzayan pide kuyruğunda…Bir babanın elini tutan küçük kızının gözlerinde…

Ve ne yazık ki Yalova’da o aynaya baktığımızda gördüğümüz şey insanlık değil, öfkenin çirkin yüzü oldu.

“Ne bakıyorsun?”

İki kelime…

Ama arkasında bir medeniyet krizi, bir tahammülsüzlük salgını, bir kişilik erozyonu saklı.

Ahmet Baca ve küçük kızı sadece pide almak için sıradaydı. Ne bir kavga arıyorlardı ne de bir gerilim. Bir babanın en doğal hakkı olan evladıyla huzur içinde ekmek alma anı, bir başkasının kontrolsüz öfkesiyle kanlı bir tabloya dönüştü. Burnu kırılan bir baba…Kafatasında kırık oluşan küçük bir kız çocuğu…

Şimdi soruyorum:

Bu nasıl bir vicdansızlık?

Bu nasıl bir karakter çöküşü?

Bir çocuğun gözlerinin içine baka baka şiddet göstermek hangi karanlık ruh halinin ürünüdür?

Bu olay münferit değildir. Bu olay bir zihniyet meselesidir.

Sokakta yürürken omuz çarpması yüzünden kavga edenler…

Trafikte korna yüzünden birbirine saldıranlar…

Sosyal medyada en ufak fikir ayrılığında linç kültürü oluşturanlar…

Hepsi aynı sorunun parçalarıdır: Tahammülsüzlük!

Artık insanlar bakışı bile tehdit olarak algılıyor. Çünkü içimizde biriktirdiğimiz öfke, sabırsızlık ve empati yoksunluğu patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşıyor.

Ve en tehlikelisi şu: Bu öfke en zayıfa yöneliyor. Çocuğa. Kadına. Savunmasız olana.

Bir baba, kızının yanında yere düşürüldüyse…

Bir çocuk hayatı boyunca unutamayacağı bir travmayla baş başa bırakıldıysa…

Bu sadece adli bir vaka değildir, toplumsal alarmdır.

Şüpheli tutuklandı. Hukuk gereğini yapacaktır.

Ama mesele yalnızca mahkeme salonunda bitmiyor.

Biz ne zaman bu kadar kolay sinirlenen, bu kadar kolay saldıran, bu kadar kolay insanlıktan çıkan bir toplum olduk?

Bir çocuğun kafatasında kırık oluşmuş. Bu cümleyi yazarken bile insanın yüreği sızlıyor. Bir çocuğa uzanan el, aslında toplumun vicdanına uzanmıştır. Ve o el şiddetle kalkıyorsa, hepimiz biraz yaralıyız demektir.

Şiddetin bahanesi olmaz.

Öfkenin mazereti olmaz.

“Ne bakıyorsun?” cümlesi hiçbir zaman bir çocuğun kanına değmez.

Bu ülkenin sokakları güvenli olmak zorunda.

Babalar çocuklarının elini korkmadan tutabilmeli.

Fırın önünde sıraya girmek, cesaret işi olmamalı.

Asıl mesele şu:

Biz çocuklarımızı nasıl bir toplumda büyütmek istiyoruz?

Eğer sıradan bir bakış bile şiddet nedeni oluyorsa, asıl kırılan sadece bir burun ya da bir kafatası değildir.

Asıl kırılan toplumsal ahlaktır.

Bu yüzden bu olaya “basit kavga” demek mümkün değildir.

Bu, karakter sınavıdır.

Bu, insanlık sınavıdır.

Ve ne yazık ki o sınavdan kalanlar var.

Şimdi hepimize düşen görev açık:

Şiddeti sıradanlaştırmayacağız.

“Olur böyle şeyler” demeyeceğiz.

Öfkeyi meşrulaştırmayacağız.

Çünkü bir çocuğun gözyaşı, hiçbir gerekçeyle açıklanamaz.

Adalet yerini bulsun.

Ama asıl ihtiyacımız olan şey, vicdanın yerini bulmasıdır.