GÜNDEM

Özgür Özel'den Akın Gürlek tepkisi

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla başlayan "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 91'incisi bugün Kocaeli'de yapıldı.

CHP lideri Özgür Özel, Kocaeli'deki mitingde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a istifa çağrısı yaptı. Özel, "'Ben biliyorum' diyor, 'Sorumlusu benim, ben' diyor. O zaman Dilovası’nın da sorumlusu sensin, diğer tarafta Gebze’de olanın da sorumlusu sensin; bu kadar açlığın, yokluğun, yoksulluğun, işsizliğin, buradaki susuzluğun, elektrik kesintisinin de sorumlusu sensin. Ve artık bunların hiçbir tanesinden Türkiye’nin kurtulma ihtimali kalmamıştır; Tayyip Erdoğan’dan kurtulmadan önce" dedi. Özel, Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanmasına ilişkin olarak; "Yaptığı bu atamayla, Ekrem Başkan ve arkadaşlarımıza yönelttikleri hiçbir suçlamanın hukuki olmadığı, tamamının siyasi maksatla yapıldığı ortaya çıkmış; dünün, o günün Cumhuriyet Başsavcısı ertesi gün AK Parti İl Başkanları toplantısında 'Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim' demiştir. Yani bir gün önce de AK Parti’ye çalıştığını, ertesi gün de çalışacağını itiraf etmiştir" ifadelerini kullandı.

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla başlayan "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 91'incisi bugün Kocaeli'de yapıldı. Mitingde konuşan Özel, şunları söyledi:

"Hava döndü, işçiden işçiden esiyor yel. Dumanı dağıtacak yıldız poyraz başladı. Bahar yakın demek ki, mevsim böyle kışladı. Bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel. Hava döndü, işçiden işçiden yana esiyor yel.

Emeğin başkentinde, alın terinin başkentinde, dayanışmanın, kardeşliğin başkentinde bu güzel meydanı saygıyla selamlıyorum, hepiniz hoş geldiniz. Kocaeli’nin, canım Kocaeli’nin yeşiline merhaba, denizine merhaba. Bu meydanı dolduran; her görüşten ama iradesine sahip çıkan, seçtiğine sahip çıkan, sandığa sahip çıkan, haktan, hukuktan, adaletten yana olan Kocaeli’nin bütün demokratlarına merhaba.

Kocaeli ile aramıza uzun yıllar girdi. 1999’dan bu yana Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ni kazanamadık. Ama burada kusuru Kocaeli’nde aramadık, kusuru kendimizde aradık ve hiç Kocaeli’ye küsmedik. Onun tercihine burun kıvırmadık, Kocaeli’ne sırtımızı dönmedik. İzmit Belediyesi’ni iki seçimdir kazanırken bu seçimde onun yanına Derince’yi ve Karamürsel’i ekledik. Derince’ye, Karamürsel’e, İzmit’e ve bütün Kocaeli’ne selam olsun. Bu güzel bu güzel meydan için ki bu meydan bir partiye ait değildir ama ev sahipliği için Kocaeli örgütümüze, il başkanımıza, tüm ilçe başkanlarımıza teşekkür ediyorum. Kocaeli’nin birbirinden çalışkan üç değerli milletvekiline; Harun Yıldızlı’ya, Nail Çiler’e, Muhip Kanko’ya teşekkür ediyorum. İzmit’te İzmit’te verdiğiniz yetkiyi kullanıp bir dönem hizmet edip bir sonraki dönem iki kişiden birinin oyuyla seçilen ve çok değerli kardeşim Fatma Kaplan Hürriyet’e, Derince’de Sertif Gökçe’ye, Karamürsel’de Ahmet Çalık’a verdiğiniz destekler için bir kez daha hepinize teşekkür ediyorum.

Kabul etmek gerekir ki geçen sefer geçen seçim Kocaeli Büyükşehir için gerekli cesareti, gerekli üzerimize düşen sorumluluğu vaktiyle gösteremedik. Öyle olsaydı o önemli rüzgarda, Türkiye’nin %65’ini kazandığımız, Ege’de kazanmadık il bırakmadık o büyük zaferin akşamında hiç şüphe yok ki Kocaeli Büyükşehir de bizde olacaktı. Ama buradan Kocaeli’ne söz veriyoruz; önümüzdeki seçimlerde halkçı belediyeciliği Kocaeli’nin tamamına getireceğiz.

Bugün burada İzmit’te Fatma Kaplan Hürriyet’in yaptıkları önümde. Geçmişte mecliste de birlikte çalıştık. Tabii Tahsin Tarhan’ı, Haydar Akar’ı, Kocaeli’nden birlikte çalıştığımız önceki dönem milletvekillerimizi de selamlayarak meclisten sıra arkadaşımın memleketinde yaptıklarını gördüm. Bunu bütün Türkiye ile paylaşmak isterim. Öncelikle Ramazan ayında iki ayrı Kent Lokantası'nın ücretsiz iftar yemeği verdiğini, günde bin kişiye ücretsiz iftar yaptırdığını, beş tane kreş açtığını, altıncının yolda olduğunu, Nikah Salonu’nda yoksul çiftlere bir lira karşılığında nikah kıyıldığını, 2025’te 37 ton sebze ve meyvenin ürettirilip yoksullara dağıtıldığını büyük bir memnuniyetle takip ettim. Her birinin açılışlarının birçoğuna beni de grup başkanvekili iken çağırırdı. Burada da bazısına katıldım, bazısına arkadaşlarımızın geldiği Otizm Spor ve Yaşam Evi, Çınar Akademi, meslek edindirme kursları, Alzheimer Yaşam Evi, Kadın Girişimciler Merkezi vatandaşa hizmete devam ediyor. Belediye Tiyatrosu ödüller aldı, İzmit’e bir tiyatro salonu da kazandırıldı.

"Partisine, yandaşına değil doğum yapan gariban anneye araç tahsis edenlere helal olsun"

0-2 yaş bebeği olanlar için örnek bir uygulama Anne Taksi çalışıyor. Türkiye’de yapılan her hizmet bir başka belediyeye ilham oluyor. Anne Taksi uygulaması 2 yaşına kadar çocuğu olan annenin bir telefonuyla emrine amade bir belediye aracı tahsis ediliyor. İstanbul Büyükşehir’i AK Parti’den aldığımızda, İstanbul Büyükşehir’in kamunun parasıyla AK Parti ilçe başkanlığına, il başkanlığına, kadın kollarına tahsis ettiği araçlar koca bir meydana sığmamıştı. Listelerini gösteriyoruz tek birine itiraz edemiyorlar. Partisine, yandaşına değil doğum yapan gariban anneye araç tahsis edenlere helal olsun.

Değerli Kocaelililer, tabii Kocaeli’ne hizmet edenler var, Kocaeli’ne hizmet etmek için gelip böyle meydanlarda Kocaeli’ne yüzünü dönüyorsun. Diyorsun ki "Oyunu bana verirsen ben sana hizmet edeceğim." Bir Kocaeli’nden yetki alıp, Kocaeli’ne hizmet edip, yaptığı hizmetler meydanlarda alkışlananlar var; bir de seçimde yüzünü dönüp, seçimden sonra sırtını dönenler var.

Kocaeli vergi vermede, vergi sıralamasında bazen üçüncü bazen ikinci. Özellikle kişi başına vergide her zaman Türkiye birincisi. Ayrıca vergi sadakatinde, yani kesinleşen vergiyi ödemede %98’lik oranla açık ara her zaman birinci.

Vergiyi gözünü kırpmadan veren Kocaeli, örneğin geçen yıl 1 trilyon lira vergi vermiş, 1 trilyon! Ama hizmet almaya gelince, yatırım bütçesinde Kocaeli’ne 36 milyar lira ayrılmış. Yani 30 vermiş, 1 bile alamamış. Yani Kocaeli vergiyi verirken kepçeyle vermiş ama Kocaeli’ne AK Parti hizmet yaparken çay kaşığının ucuyla vermiş.

Öyle ki, bu kadar yüksek vergi veren bir şehirde yok yok olması lazım, her şeyin tam olması lazım ama söylediler inanmadım, "kontrol edin" dedim, baktım; sağlık hizmetlerinde 81 ilde sağlık yatırımında 61. sırada. Öyle ki, "nasıl olur?" diyorsunuz; mesela Darıca, 250 bin gece nüfusu olan, gündüz nüfusu bunun birkaç katına çıkan Darıca’da hastane var, tabelası yok. Bir başka hastanede şimdi metrolar yüzünden boşaltılması gündemde. Zaten 61. sırada olan yatırım daha da kötüye gidiyor her geçen gün.

Kocaeli gibi bir yer, en çok verginin kişi başına toplandığı yerde, örneğin 5 dönemdir bir metro bitirmediler, bir metroyu bitirmekten acizler. Bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi’ne bir karşılaştırma yapmıştım; hem şehrin çok hoşuna gitti hem de AK Partililerin sinirlerini bozdu. Trabzon’a gittim, aynı böyle; 5 dönemdir belediye AK Parti’de, bir tane metro yok. Dedim "Bu nasıl iş? Bu nasıl iş?" İstanbul’da bir tane Trabzonlu 10 tane metro yapıyor; Trabzon’da dördü milletvekili, dördü bakan, biri büyükşehir, biri Ortahisar belediyesi, 10 tane AK Partili bir tane metro yapamamış.

Burada da bir tane metro yapamayan, bu kadar oyu alan ama kente sırtını dönenleri Kocaelililer unutmasın. Şehirde o kadar boş arazi var ancak Kartepe gibi bir yerdeki tarım arazilerinin üzerine hat hane yapmaya karar vermişler. Bu konuda bana mühendis mimar odaları geldi, bütün meslek odaları geldi, STK’lar geldi, sendikalar geldi. Kendi örgütümüz hassasiyetleri ilettiler. Hatta şehirden gelenler diyorlar ki: "Bundan yana kimse yok, herkes bu hat haneye karşı, AK Partililer de karşı." Hatta yan yana gelince AK Parti’nin milletvekilleri diyor ki: "Ya bizimkiler de istemiyor, nasıl yapacağız bilemiyoruz." Bu durumda dava açıldı, mahkeme çevresel etki değerlendirme raporunu iptal etti. Buna rağmen yandaş bir şirket olduğu için kanunun, raporun arkasından dolanıyorlar.

Kartepe’ye hep birlikte şunu söylüyoruz: Kartepelilerin, çevrenin, doğanın arkasındayız. AK Parti’nin yandaşa verdiği sözü tutacak diye Kartepe’yi mahvetmesine izin vermeyeceğiz. Mücadeleyi yapın, yanınızdayız, arkanızdayız, sonuna kadar direneceğiz."

Tarkan'a seslendi

Ben de Tarkan’ı çok seviyorum, bizim ekip de çok seviyor da şurayı bir daha çek. "Oynama şıkıdım şıkıdım" çal bir yandan, ver müziği. Kartepe’yi Kansertepe, İzmit’i Kanserovası yaptırmayacağız. Hurda Demir Çelik Fabrikasına Hayır, Kartepe Çevre ve Yaşam Platformu.

Tarkan da inşallah bunu duyar, bu akşam Kartepe’ye bir destek de Tarkan atar inşallah. Tarkan’a bir kocaman alkış. Yıllar sonra döndü geldi, harika konserler yapıyor. Atatürk’e çok saygısı var, bu ülkeyi seviyor, doğasını seviyor. Kartepe’ye bir destek de Tarkan’dan bekliyor Kocaeli."

Bu şehirde maalesef plansızlık çok ciddi bir sorun. Sapanca Gölü havzasındaki inşaatlar ve kirlilik içme suyunu kirletiyor. Su seviyesi düştü.

Bu şehirde bu kadar çok üretimin olduğu, bu kadar çok verginin verildiği, yatırımın yapıldığı bu şehirde en büyük sorun elektrik. Bir günde aynı anda 5 ilçede elektrik kesiliyor. Bir haftada 3 kere, 4 kere bir ilçede elektrik kesiliyor. Bu kabul edilebilecek bir mesele değil. Su sorunu yaşanıyor, hem kirlilik sorunu hem de su seviyesi düşüyor. Ankara’da yağmurlar son 50 yılın en kurak günü olduğunda doğaya çıkıyorlardı "Aman yağmur yağmasın, Mansur Yavaş zorda kalsın" diye ama Kocaeli’nde, bütün büyükşehirlerde aynı sorun var. Bu sorunları çözmeyen 24 yıldır başımızda olan iktidar ama lafa gelince atmayı tutmayı biliyorlar.

Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Su sorunu merkezi hükümetin ciddiyetle ele alması gereken, hep birlikte de üzerinde çalışmamız gereken bir mevzudur. Bunu siyasete, oya alet etmek için şehirlerin susuz kalmasına dua etmek yerine bu memleketin yarınlarını hep birlikte düşünmek gerekir. Bu arada İstanbul’da su seviyesinin %45’lere ulaştığını, Ankara’da da %30’lara yaklaştığını, kullanılabilir kritik su seviyesinde o %1’lere kadar düşen de %15’in aşıldığını takip ediyoruz. İlerleyen günlerde inşallah hem Ankara’da hem İstanbul’da birkaç yıl boyunca korkulu rüya görmeyeceğimiz seviyelere ulaşacağız.

Dilovası faciasını hatırlattı

Bu şehir yakın tarihte bütün Türkiye’yi kahreden, çok üzen olaylar yaşadı. Bunlardan bir tanesi Dilovası’nda denetimsiz, kaçak bir iş yerinde 6 emekçimiz can verdi. Tuğba Taşdemir, Nisa Taşdemir ve Cansu Esatoğlu; 18 yaşından küçük çocuk işçilerdi. Asgari ücret dahi almıyorlardı. SGK girişleri işçilerin yangından sonra, yangın günü yapılmaya çalışıldı.

Ve öyle bir noktadayız ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında 36 bin 626 emekçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Diğer yandan 836 çocuk işçi sadece son 13 yılda hayatını kaybetti. Dilovası’ndaki 3 çocuk işçinin kaybı bir kez daha konuya dikkatleri çekti. Biliyorsunuz o facianın ardından da her zaman olduğu gibi AK Parti’nin kara düzeni çıktı. Niye? 14 Nisan 2022, pandemi. Grup Başkanvekiliyim, Meclis’te bir marka kolonya; Lakton, her yerde o. Dedim ki: "Bu kolonya nereden gelmiş? Bunun ihalesini kim yapmış?" İhale yok. Efendim firma Tekirdağlı, bunları hediye verdi. Eşeledikçe eşeledik, tek firmanın sokulduğu davet usulü bir ihale çıktı. O firmanın üzerine gittik; firma hakkında yurt dışından parfümeri ham maddesi getiriyoruz diye uyuşturucu getirdiği iddiaları çıktı. Yargılandılar, bir şekilde beraat ettiler ancak burada 6 işçinin yandığı o kaçak işletmenin ardından bu aynı firmanın akrabaları, aynı kişinin yeğenleri, kuzenleri çıktı.

O günlerde "Soruşturma nereye varırsa varsın" diyorlardı, 104 gün geçti, hâlâ daha kamu görevlisi yok. Yanan yerle ilgili kamu görevlilerinin yargılanmasına yönelik olarak yapılan başvuruların hiçbir tanesine cevap alınamıyor. Bina, İŞKUR binasının yanı başındaydı. 10 adım atılsa kaçak işçiler tespit edilirdi. Mahalleliler "Çocuklar çalışıyor" diye gördü, CİMER’e başvurdular ama buna göz yumdular. Bu durumda bile 104 gündür İŞKUR’un dibinde yaşanan bu felaket örtbas edilmeye çalışılıyor. Bir kez daha bunu buradan, Kocaeli’nden, o acının yaşandığı şehirden bütün Türkiye’ye haykırmak, bunu bir kez daha duyurmak istiyorum.

Ayrıca Dilovası’nda yüreğimiz yandı yetmedi, Gebze’de de büyük bir acı yaşadık. Metro inşaatı sırasında, üstünde bu metro inşaatının yarattığı sarsıntıdan dolayı bir bina çöktü, 4 canımız, 4 insanımız hayatını kaybetti. Bakın, Makina Mühendisleri Odası, bu iktidarın en çok kızdıkları mühendisler, mimarlar, akademik odalar. Bunlar iktidarın arka odası değil, arka bahçesi değil. Doğruya doğru der, yanlışa yanlış. Bir zaman örneğin asansörlerle ilgili bizim parti bir yanlış karar vermiş bazı belediyeler, bizi de eleştirdiler. Çağırdık, dinledik, doğrusunu söyledik, doğruya döndük. Bunların işi doğruyu söylemek. Ve Makina Mühendisleri, bu iktidarın kızdığı, yetkilerini kıstığı Makina Mühendisleri bu faciadan önce demişler ki: "Bu metro inşaatı tehlikeli, evler çölebilir, hayati tehlike var". Onu dinlememişler. Yaşananlardan sonra biz bunları ifade edince meydana çıkıp ilk hemen hızlı Bakan, ilk açıklama; Ulaştırma Bakanı: "Bizimle ilgisi yok". Arkadan bu rapor çıktı: "Bizimle ilgisi yok". Ama arkadan ön inceleme raporu çıktı, bütün mahalleyi boşalttılar. Onlarla ilgisi var, yenileri de çökecek.

"Rapor yok, bakan görevde"

55 gün oldu, rapor yok ortada. Rapor yok ve bu Ulaştırma Bakanı hâlen daha görevde. Öyle bir memleket ki, kuvözdeki yeni doğan bebekleri öldürürler, göreve devam. Otel yanar Kartalkaya’da, sorumlu bakan göreve devam. Attığı her adım bir felaket, tarihteki en büyük rezalet, Milli Eğitim Bakanı göreve devam. İstanbul’daki seyyar giyotin gelmiş Ankara’ya, Türkiye’deki adaletin başını vurmaya.

Elle tutulacak tarafları yok ama şu kadarını söyleyeyim şu meydana; artık biz Tayyip Erdoğan’dan bakan değişikliği istemiyoruz. Biz Tayyip Erdoğan’dan emekliye zam, asgari ücrete düzenleme, çiftçiye destek hiçbir şey istemiyoruz. Bir tek şey istiyoruz, ne istiyoruz? Sandığı istiyoruz! Sandık gelecek, AK Parti’nin kara düzeni bitecek; halkın, emekçinin, bu milletin iktidarı başlayacak.

Ülkenin Cumhurbaşkanını, yani yürütmenin başını istifaya davet ediyorsunuz. Haklı mısınız? Sonuna kadar haklısınız. Niye? Çünkü "Ben biliyorum" diyor, "Sorumlusu benim, ben" diyor. O zaman Dilovası’nın da sorumlusu sensin, diğer tarafta Gebze’de olanın da sorumlusu sensin; bu kadar açlığın, yokluğun, yoksulluğun, işsizliğin, buradaki susuzluğun, elektrik kesintisinin de sorumlusu sensin. Ve artık bunların hiçbir tanesinden Türkiye’nin kurtulma ihtimali kalmamıştır; Tayyip Erdoğan’dan kurtulmadan önce.

Bakın aslında acaba Sayın Erdoğan’a haksızlık ediyor olabilir misiniz? Ama rekortmen, beş tane madalyası var, vallahi var, beş madalya var. Yönettiği Türkiye yoksullukta Avrupa birincisi, yüksek enflasyonda Avrupa birincisi, yüksek faizde Avrupa birincisi, işsizlikte Avrupa birincisi, gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisi. Beş madalya, beşi bir yerde takmış boynuna; beş kara madalya boynunda ama buradan kendisine sesleniyorum; meydanlar, meydanlar Türkiye’nin dört bir yanında sandık istiyorsa, seçim istiyorsa, istifa diye inliyorsa artık düşeceksin bu milletin yakasından!

Memlekete bakın memlekete! Açlık sınırı 31 bin lira, yoksulluk sınırı 102 bin lira, en düşük emekli maaşı 20 bin lira, asgari ücret 28 bin lira, ortalama çiftçi geliri 19 bin 700 lira. Beş emekli, bir göreyim meydandaki emeklileri.

Öyle ki, önce şunu söyleyeyim; o ama devlette ama serbest bu ülke için, bu millet için, bu devlet için, çoluğunu çocuğunu geçindirmek için elleri nasırlananlara, dirsekleri çürüyenlere, gözlük camları büyüyenlere Kocaeli’nden kocaman bir selam olsun hepinize.

"Bir ülke emeklisine nasıl davranıyorsa o kadar medenidir"

Bir ülke emeklisine nasıl davranıyorsa o kadar medenidir. Yıllarca çalış, çabala, didin, vergi ver, her şeyi yap; günü gelince "Hadi sen artık eve, yeter çalıştın, biz sana bakacağız" de, sonra da en düşük emekli maaşını 20 bin lira yap. Beş emekli bir araya gelse yoksulluk sınırını geçemiyor. Dört tane asgari ücretli ancak bir yoksul edebiliyor.

Bugün 28 bin lira asgari ücretle geçinmek mümkün değildir ancak asgari ücret alan için çok düşük, veren için yüksek bir hale gelmiştir. Bunun için asgari ücretli çalıştıran, 10 kişiye kadar çalıştıranlara 10 bin 600 lira diye önerdiğimiz; belli gruplara, örneğin tekstile farklı desteklemeler önerdiğimiz hem asgari ücreti 39 bin lira yapacak hem de maliyetleri işverenin sırtından alacak tekliflerimiz Meclis’te beklemektedir.

"CHP iktidarında asgari ücret bugünkü parayla 39 bin TL olacak"

Buradan açıkça söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında asgari ücret bugünkü parayla 39 bin lira olacaktır. Ancak 10 bin lira sosyal güvenlik desteklemesiyle bu yük işverenin, bilhassa KOBİ’lerin, küçük işletmelerin, esnafların sırtından alınacaktır. En düşük emekli maaşı bir asgari ücret olacak, daha sonra bu iktidardan önce olduğu gibi bir buçuk asgari ücret seviyesine çıkarılacaktır.

Tarımda hak edilen destekleme beşken bir verilmektedir. Kanunda yazan desteklemenin beşte biriyle çiftçiler perişan edilmektedir. Çiftçide para olmayınca, emekçide para olmayınca, emeklide para olmayınca esnaf da toplumun tüm kesimleri de çok zor durumda kalmaktadır.

En düşük emekli maaşı 20 bin lira, ortalama emekli maaşı da 23 bin liradır. Oysa daha bundan yedi yıl önce en düşük emekli maaşı %60’ı kadardı ortalama emekli maaşının. Bu hesapla bugün ortalama emekli maaşı 32 bin lira olması gerekirken 23 bin liradır. Bu iktidar bütün emeklileri en aşağıda birleştirmiştir. Emeklileri kutu kola kutusu gibi ezip bu hale getirmiştir. Bundan sonra en düşük emekli maaşı istisna olacaktır. Asgari ücret sadece bir yıl alınan, kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir maaş olacaktır. Bugün Türkiye’nin %55’i asgari ücret ya da hemen üstünde maaş almaktayken Almanya’da bu rakam %6, Avrupa ortalamasında %9’dur. Asgari ücret temel ücret olamaz, ortalama ücret olamaz; asgari ücret çok düşük bir istisna ücrettir.

Ve buradan, Kocaeli’nden ilan ederiz ki; Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında örgütlenmenin, sendikalaşmanın önündeki bütün engeller kaldırılacak, bütün işçiler grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklara kavuşacaktır.

İşçilerin tamamının bu güvencede olduğu noktada iş barışı da, işverenle işçi arasındaki uyum da devlet eliyle en iyi şekilde koordine edilecektir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak alın terini en yüce değer olarak görüyoruz. Ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak işverenlerimizi, müteşebbislerimizi, sanayiciyi, yatırımcıyı bir düşman olarak değil; önündeki engellerin kaldırılacağı, doğaya, çevreye ve emeğe saygılı şekilde çalışıp devletten en büyük desteklemeleri görüp çok daha fazla kazanıp çok daha adil bölüşeceğimiz bir düzeni hep birlikte kuracağız.

"Öğrenci kurtulmadan polis de kurtulmaz"

Şunu herkes bilsin; öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz, emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz, çiftçi kurtulmazdan esnaf kurtulmaz. Çünkü kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Hep birlikte kurtulmaya dair her şey aslında bir tercih ve bir öncelik belirleme işi. Bir ülkenin her şeye parası yeter, hepsine birden yetmez. Öncelik belirlemek siyasetin işidir. Birileri beşli çeteye, 43 tane müteahhide, yandaşa kaynak ayırırken birileri okulda yoksul öğrencinin beslenme çantasını, ücretsiz su sebillerini, anne kartı, anne taksiyi, "Hoş Geldin Bebek" uygulamasını ve her türlü sosyal yardımı düşünüyorsa işte bu, kimin kimin tarafında olduğunun en önemli belirtisidir.

Bunun için diyorum ki; yapılacak ilk seçimler bir Cumhurbaşkanı belirlemek değil, bir devri kapatmak, bir devri açmak için yapılacak seçimlerdir. Biz hep beraber bakan evlatlarının devrini bitirip vatan evlatlarının devrini başlatacağız.

Biraz önce İl Başkanımız konuşurken Cumhurbaşkanı adayımızın kaçıncı Cumhurbaşkanı olacağını söyledi. O gönlünden geçen; İl Başkanının demesiyle, partinin demesiyle Cumhurbaşkanı olunmuyor. Milletin demesiyle Cumhurbaşkanı olunuyor. Milletin seçtiği Cumhurbaşkanı olacak.

Biz 23 Mart günü hep beraber 15,5 milyon kişi Ekrem Başkan’ın aday olduğu ön seçimde sandık başına gittik. Aslında 2 milyon üyemiz davetliydi; dört gün önce yapılan büyük haksızlıktan sonra bir dayanışma sandığı koyduk. Hazırlık yaparken arkadaşlar dedi ki: "Ya bizim sandık dolu olur, dayanışma sandığı daha az olur, acaba bu bir sıkıntı olur mu?". Ben dedim ki: "Sen dayanışma sandığını koy ve bu millete güven".