BEGÜM SILA EREN-ANKARA
Ortadoğu’da dengeleri sarsan süreç, 28 Şubat 2026’da başladı. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, İran’a yönelik koordineli hava ve füze saldırıları başlattı. Saldırılarda İran’ın askeri altyapısı, komuta merkezleri ve füze sistemleri hedef alındı. Operasyon bazı kaynaklarda “Operation Lion’s Roar” olarak adlandırıldı.
İran genelinde birçok eyalete yayılan saldırılarda askeri tesislerin yanı sıra stratejik noktaların da vurulduğu bildirildi.
Saldırıların ardından İran yönetiminde kritik gelişmeler yaşandı. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybetti.
Tahran yönetimi ise saldırılara kısa sürede karşılık verdi. İsrail’e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlenirken, bölgede bulunan ABD üsleri de hedef alındı. Karşılıklı saldırılarla birlikte çatışma kısa sürede bölgesel güvenlik krizine dönüştü.
Gelinen noktada taraflar arasında doğrudan ve yoğun askeri temas sürerken, uluslararası kamuoyu gelişmeleri yakından izliyor. Diplomatik girişimler gündeme gelse de sahadaki hareketlilik sona ermeden gerilim her geçen gün yükseliyor.
Operasyonlar ve İlk Günler
ABD ve İsrail’in başlattığı hava ve füze saldırıları, İran’daki askeri tesisler, füze sistemleri ve stratejik altyapıları hedef aldı. İran ise balistik füze ve insansız hava araçlarıyla İsrail’i ve Körfez’deki ABD askeri varlıklarını hedef aldı. Çatışmaların ilk günlerinde her iki tarafta da askeri ve sivil kayıplar yaşandığı bildirildi.
Sahadaki gelişmeler, savaşın yalnızca iki ülke arasında sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.
Olası Senaryolar
1) Kısa Süreli ve Sınırlı Çatışma
Diplomatik kaynaklara göre en iyimser senaryo, tarafların belirli askeri hedeflerle yetinmesi ve çatışmanın haftalar içinde kontrol altına alınması. Bu senaryoda operasyonlar sınırlı kalabilir, taraflar caydırıcılık mesajı vererek geri adım atabilir.
Ancak mevcut misilleme düzeyi, bu seçeneğin giderek zorlaştığına işaret ediyor.
2) Bölgesel Yayılma Riski
Uzmanlara göre en kritik eşik, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin aktif biçimde savaşa dahil olması. Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen hattında İran bağlantılı silahlı grupların devreye girmesi, çatışmayı çok cepheli bir bölgesel savaşa dönüştürebilir.
Bu durumda İsrail-Lübnan sınırı, Irak’taki ABD üsleri ve Kızıldeniz hattı yeni sıcak cepheler haline gelebilir.
3) Hürmüz Boğazı ve Enerji Krizi
Küresel ekonomi açısından en hassas başlık ise Hürmüz Boğazı. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu stratejik geçiş noktasında yaşanabilecek bir aksama, enerji piyasalarında sert dalgalanmalara yol açabilir.
Uzmanlar, boğazın fiilen kapanması veya tanker trafiğinin ciddi biçimde sekteye uğraması halinde petrol fiyatlarının hızla üç haneli seviyelere çıkabileceğini belirtiyor. Bu durum küresel enflasyonu yeniden tetikleyebilir.
4) İran’da İç Siyasi Belirsizlik
Savaşın bir diğer kritik boyutu ise İran iç siyaseti. Ülkede liderlik ve güvenlik yapısına yönelik saldırılar, güç dengelerinde kırılmalara yol açabilir. Olası bir yönetim krizi, hem çatışmanın şiddetini artırabilir hem de beklenmedik diplomatik açılımların önünü açabilir.
5) Uzun Süreli Yıpratma Savaşı
En olumsuz senaryoya göre çatışma kısa vadede sona ermeyebilir. Bu durumda savaş; hava saldırıları, siber operasyonlar, deniz güvenliği krizleri ve vekil güçler üzerinden aylarca süren bir yıpratma sürecine dönüşebilir.
Böyle bir tablo, yalnızca bölge ülkelerini değil küresel ticaret, enerji güvenliği ve finans piyasalarını da derinden etkileyebilir.
Küresel Etki
-
Petrol ve doğalgaz fiyatlarında sert yükseliş
-
Deniz ticaretinde sigorta maliyetlerinin artması
-
Küresel borsalarda dalgalanma
-
Bölgesel göç ve insani kriz riski
Diplomatik girişimler sürse de sahadaki askeri hareketlilik, önümüzdeki günlerin belirleyici olacağını gösteriyor.
Uzmanlar, savaşın seyrini belirleyecek üç ana faktöre dikkat çekiyor:
-
İran’ın misilleme kapasitesi
-
Bölgesel aktörlerin pozisyonu
-
Enerji yollarının güvenliği
Ortadoğu’daki bu yeni savaşın, yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma değil; küresel dengeleri etkileyebilecek çok katmanlı bir kriz haline gelme potansiyeli taşıdığı değerlendiriliyor.
Liderlik Boşluğu ve Güç Mücadelesi
Hamaney’in ölümü sonrası İran’da yönetim mekanizmasının nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. İran Anayasası’na göre yeni dini liderin belirlenmesi sürecinde Uzmanlar Meclisi devreye giriyor. Ancak savaş ortamında bu sürecin sağlıklı işlemesi zor görünüyor.
Başkent Tahran’da güvenlik önlemleri artırılırken, ülke içinde farklı siyasi ve dini gruplar arasında görüş ayrılıklarının derinleştiği bildiriliyor. Devrim Muhafızları’na yakın sertlik yanlısı kanat ile daha temkinli davranılması gerektiğini savunan çevreler arasında gerilim olduğu ifade ediliyor.
Toplum İkiye Bölündü
İran kamuoyunda da belirgin bir bölünme yaşanıyor:
-
Bir kesim, Hamaney’in ölümünü “dış saldırının sonucu” olarak görerek daha sert bir misilleme talep ediyor.
-
Diğer kesim ise savaşın ülkeyi yıkıma sürüklediğini savunarak çatışmanın sonlandırılması ve diplomasi çağrısı yapıyor.
Bazı şehirlerde savaş karşıtı küçük çaplı protestoların başladığı, buna karşılık güvenlik güçlerinin yoğun önlem aldığı bildiriliyor.
Bölgesel Risk Artıyor
İran’daki iç bölünmenin, bölgedeki vekil güçlerin hareket tarzını da etkilemesi bekleniyor. Merkezi otoritenin zayıflaması durumunda bazı milis grupların daha bağımsız ve öngörülemez hareket etmesi ihtimali üzerinde duruluyor.
Bu da çatışmanın Lübnan, Irak ve Körfez hattında kontrolsüz şekilde genişleme riskini artırıyor.
Küresel Etki ve Belirsizlik
Enerji piyasaları, liderlik krizinin ardından yeniden dalgalandı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik riskleri nedeniyle petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskı sürüyor.
Uluslararası diplomatik girişimler hız kazanmış olsa da, savaş ortamında net bir ateşkes takvimi henüz oluşmuş değil.
Kritik Eşik
-
İran’da yeni durum ne olacak?
-
Askeri komuta zinciri ne kadar istikrarlı kalacak?
-
Halktaki bölünme iç güvenlik krizine dönüşecek mi?
Hamaney’in ölümü, yalnızca bir liderin kaybı değil; İran’daki güç dengelerinin yeniden şekillenmesi anlamına geliyor. Bu durum savaşın seyrini kökten değiştirebilecek bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.