SİYASET

Ömer Çelik: AK Parti, sandığın gücüne inanan bir partidir!

MYK toplantısının ardından açıklama yapan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Seçim sonuçları ve seçimlerin her aşaması bizim için çok önemlidir. O sebeple AK Parti, sandığın gücüne, sandığın esas olduğuna ve sandığın namusuna inanan bir parti olarak küçük büyük demeden bütün seçimleri en kapsamlı şekilde değerlendirir" dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısının ardından açıklama yaptı.

İşte AK Parti Sözcüsü Çelik'in açıklamalarından öne çıkan satır başları: "Siyasetimizi olgunlaştırmaya dönük çalışmalarımız kapsamında, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanımız kapsamlı bir sunum yapacak ve bu MYK'mızda ayrıntılı bir şekilde değerlendirilecek. Seçim sonuçları ve seçimlerin her aşaması bizim için çok önemlidir. O sebeple AK Parti, sandığın gücüne, sandığın esas olduğuna ve sandığın namusuna inanan bir parti olarak küçük büyük demeden bütün seçimleri en kapsamlı şekilde değerlendirir. Bu açıdan baktığımızda da bu değerlendirmeyi güçlü bir şekilde yapmaya devam ettiğimizi bildirmek isterim.

Tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın, Genel Başkanımızın açış konuşması her MYK'dan sonra çalışmalarımız için ana yol göstericidir. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız, Terörsüz Türkiye konusu başta olmak üzere uluslararası birçok konuda değerlendirmelerde bulundular. Bugün kapsamlı bir grup konuşmasıyla zaten iç ve dış bütün siyasi konuları ele almış oldular.

AK PARTİ'DEN MİLLİ TAKIM İÇİN MARŞ

Bir açıklamamız vardı biliyorsunuz. Milli takımımız için bir şarkı hazırlayacağımızı söylemiştik. Bu şarkının adı "Siz Hepiniz Biz Türkiye'yiz" şarkısı. Şimdi milli takımımız için hazırlanan bu şarkı, ben bunu söyledikten birkaç dakika sonra yayınlanacak. Hep beraber onu bütün Türkiye dinleyecek. O çerçevede de milli takımımıza "Siz Hepiniz Biz Türkiye'yiz" şarkısıyla biz de buradan bir kere daha selamlarımızı göndermiş olacağız. Sayın Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız çok kapsamlı bir açıklama yaptı. İç ve dış politika konularında değerlendirmelerde bulundu. O bağlamda bugün bu açıklamalardan sonra sizden direkt sorularınız varsa sorularınızı alacağım."

Netanyahu'nun Erdoğan'a yönelik sözleri!

"Şimdi tabii Cumhurbaşkanımız konuştuktan birkaç dakika sonra soykırımcı hükümetin Başbakanı Netanyahu ve soykırımcı hükümetin üyeleri sürekli bir açıklama yapmayı adet hâline getirdiler. Buradan anlıyoruz ki Cumhurbaşkanımızın grup konuşmalarını anbean izliyorlar. Birkaç dakika sonra da kendilerince cevap, bizce ise hezeyan olan birtakım açıklamalarda bulunuyorlar.

Birincisi, Netanyahu'nun söylediğinde şöyle bir ifade var. Diyor ki, "İsrail ordusu dünyanın en ahlaklı ordusudur." Yani bu dünyanın en büyük yalanıdır. Bu yaptığı açıklamada kullandığı ifade budur. Yeryüzünde Gazze'de soykırım gerçekleştiren o ordunun ahlaklı bir ordu olduğuna inanacak hiç kimse yoktur. Hatta eğer Siyonizm hastalığına kapılmamışsa, yeryüzünde o ordunun Gazze'de yaptığı soykırım karşısında o ordunun ahlaklı olduğuna inanacak bir tane Yahudi de yoktur. Gerçekleştirilen katliam, Gazze'de gerçekleştirilen soykırım, İran'a yapılan saldırı ve Lübnan'da gerçekleştirilen katliamlar, dünyanın en ahlaksız, en vicdansız ve en büyük suçunu teşkil eden eylemlerdir. Dolayısıyla zaten ilk cümlede İsrail ordusunu, bu katliamları ve soykırımı gerçekleştiren silahlı gücü, "dünyanın en ahlaklı ordusu" şeklinde nitelemesiyle açıklamasının değersizliği, niteliksizliği ve her türlü ahlaki değerden yoksun olduğu net bir şekilde görülmektedir."

"KÜRT KARDEŞLERİMİZ TARİHİN DOĞRU TARAFINDA DURARAK KATLİAMCI ŞEBEKEYLE YAN YANA GELMEDİ"

İkincisi, Türkiye'yi Kürtlere soykırım yapmakla suçluyor. Bu tabii onun sık sık kullandığı bir kara propaganda yöntemidir. Bunun tabii bir acısı var. O da şu. İran'a saldırdıklarında, İran'daki ve Irak'taki Kürt kardeşlerimizi kendileri için bir lejyoner olarak kullanmaya çalıştılar. Irak'taki ve İran'daki Kürt kardeşlerimiz basiretli bir şekilde tarihin doğru tarafında durarak bu katliamcı şebekeyle yan yana gelmedi. Onun için sürekli olarak Kürt kardeşlerimizle Türkiye'yi karşı karşıya getirme gibisinden bir politikayı gütmeye çalışıyor. Bunu bazı Araplarla ilgili yapıyor. Dürzi kardeşlerimizle ilgili yapıyor. Nusayri kardeşlerimizle, Alevi kardeşlerimizle ilgili yapıyor. Bazı Şii kardeşlerimizle ilgili olarak da bunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Artık bu katliamcı şebekenin yalanlarına hiç kimse inanmıyor. Soykırım deyince akla gelen şebeke Netanyahu şebekesidir.

Diğer bir konu, İçişleri Bakanımızın yaptığı açıklamayla ilgili olarak onların bazı bakanlarının söyledikleridir. Şunu bir kere ifade etmek gerekir ki, İçişleri Bakanımızın açıklamasını yayılmacılık, işgalcilik ve fetihçilik gibi kavramlarla kodlamaya çalışıyorlar. Bununla hiçbir ilgisi yok. İçişleri Bakanımız her Müslümanın kalbindeki Kudüs sevgisini ifade etmiştir. Her Müslümanın kalbinde Kudüs sevgisi eşsiz ve biricik bir yer tutar. İçişleri Bakanımız bunu sembolik olarak ifade etmiş ve her Müslümanın kalbinde olan Kudüs sevgisinin kendi kalbindeki karşılığını da bu sembolik ifadelerle ortaya koymuştur.

"BAŞKA ÜLKELERİN TOPRAĞINA GÖZ DİKMEK NETANYAHU HÜKÜMETİYLE ÖZDEŞLEŞMİŞTİR"

Bunun ötesinde işgalcilikten, fetihçilikten ya da yayılmacılıktan bahsedeceksek, bu Netanyahu hükümetinin sürekli olarak Arz-ı Mevud hezeyanlarıyla gündeme gelen bir konusudur. Bakın, daha bu işler ilk başladığında Davud Koridoru'nu kurmaktan bahsettiler. Arz-ı Mevud'dan bahsettiler. Tevrat'ın bütün değerlerini de kendi siyasi soykırımcılıkları için istismar ederek bir sürü dini kavramı bunun için kullanmaya çalıştılar. Dolayısıyla işgalcilik, fetihçilik ve başka ülkelerin toprağına göz dikmek Netanyahu hükümetiyle özdeşleşmiştir.

Şimdi Gazze'yi işgal ediyor. İkinci aşamaya geçilemiyor. Batı Şeria'da aynısını yapmaya çalışıyor. Siyasi hırsızlık diyebileceğimiz yeni yerleşim yerleri ilan ederek Filistinlilerin topraklarını gasp ediyor. Litani Nehri'ne kadar Lübnan'ı işgal etti. Oradaki Lübnan vatandaşlarını o bölgeden uzaklaştırdı. Sonra da bize işgalcilik ve yayılmacılık suçlaması yapıyor. İşgalci ve yayılmacı olan Netanyahu hükümetidir. İçişleri Bakanımızın o sözlerinden bu anlamları çıkarmak son derece akıl dışıdır. Belli bir sembolizm içinde her Müslümanın kalbinde olan Kudüs sevgisini ifade etmiştir. Ki burada da görüşümüz açıktır. Hükümetimizin görüşü açıktır. Biz, 1967 Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde, 1967 sınırları esas alınarak birleşik ve entegre, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini savunuyoruz. Ve bu görüşümüz Birleşmiş Milletler parametreleriyle uyumludur. Uluslararası hukukla uyumludur.

Tabii burada acı olan, Netanyahu hükümetinin bu soykırımcı bakanlarının kullandığı dille bazı içerideki muhalefet odaklarının aynı frekanstan bu konuyu ele almasıdır. Bu son derece üzücüdür. Lütfen o muhalefet odakları İsrail'deki o soykırımcı bakanların açıklamalarına baksınlar ve ondan sonra kendi yaptıkları açıklamaları yan yana koysunlar. Bu paralellik nasıl ortaya çıkmıştır? Bunun siyasi sonuçları nedir? Bunun ahlaki sonuçları nedir? Bununla yüzleşsinler.

Netanyahu hükümetinin politikalarına az da olsa ABD'den artık tepki gelmeye başladı. Bunu bir politika değişikliği olarak görebilir miyiz? Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii şimdi tam bir politika değişikliğinden bahsedemeyiz. Ama birtakım beyanlar var, birtakım haberler çıktı. Nedir o? Uluslararası düzeyde Netanyahu'nun sürekli savaş peşinde koşmasının Amerika Birleşik Devletleri'ni zor duruma soktuğunu Amerikan Senatosu'ndaki bazı üyeler ifade ediyorlar. Yine İran'la yürütülen barış müzakereleri ve ateşkesin kalıcı hâle gelmesiyle ilgili müzakereleri yürüten Amerikalı yetkililerin İsrail istihbaratı tarafından dinlendiğine dair birtakım haberler çıkıyor ki bunlar çok yoğun bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. İşte en sonunda Başkan Trump, Netanyahu'ya, şimdiye kadar belki sayısı onu bulmuştur, bir uyarıda bulundu. Yani günün sonunda şudur. Kendi hâline bırakıldığı takdirde bu katliamcı şebeke hiç durmayacaktır. Bunlar Orta Doğu'da herkesi hedef aldığı gibi yarın bir gün dönüp Avrupa Birliği'ndeki herkesi de hedef alacaktır. Zaten bunların aparatlarının sadece Mescid-i Aksa'yı ve camileri değil, kiliseleri ve Hristiyan din adamlarını da nasıl hedef aldığını hep beraber görüyoruz. Dolayısıyla o bahsettiğiniz şekilde birtakım itiraz eden sesler yükseliyor. Aslında aykırı da dememek lazım. Doğru sesler yükseliyor. Ama bu henüz bir politika değişikliğine tekabül etmiyor. Burada esas olan, İsrail'in bu eylemlerinin mutlak surette ve kesin bir şekilde durdurulmasına dönük adım atılmasıdır. Ancak ona politika değişikliği diyebiliriz. Evet, bazı emareler var ama politika değişikliği tanımının içine girecek düzeye gelmemiştir.