NERDEN NEREYE GELDİK

Türkiye ve Ortadoğu’nun en önemli ve köklü şehirlerinden biri olan güzel memleketim Diyarbakır’ın dününe ve bugününe baktığımızda, klasik kaynaklarda Cezire olarak bilinen Mezopotamya’nın yukarı bölgesinde bulunmaktadır. Karacadağ’ın eteğinde kara bazalt taşlarıyla örülü, iç kalenin bulunduğu tümsek hariç hemen hemen tamamı düzlük olan sade bir arazi üzerine kurulmuştur. Sönmüş volkanik bir dağ olan Karacadağ ile Dicle Nehri arasında yer alan şehir kuzeyde güneydoğu Toros dağları, batıda Karacadağ güneyde, Mardin tepeleri arasında bulunan çukur bir hafızada kurulan şehirdir.

Eşsiz yapı Karacadağ ise Diyarbakır ve Şanlıurfa illerinin sınırları içerisinde yer alan adeta yeryüzüne serilmiş oval şeklinde dev bir kalkan gibi duran dağ… Burası yumuşak eğimleri ve milyonlarca yıl önce püskürttüğü lavların oluşturduğu bereketli topraklarıyla tanınan ilim irfan sahibi edipleriyle bilinen kültürün, edebiyatın ve medeniyetin başkenti, kardeşliğin birlikteliğin beraberliğin bir arada yaşadığı milletlerin mozaiğinin olduğu kadim şehir Diyarbakır.

Peki bu Kadim kent ve gerçekten köklü bir tarih barındıran Mezopotamya ile Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesinde olan Mezopotamya’nın kalbi Diyarbakır. Diyarbakır'ın köklü tarihi 12.000 yıl önceye uzanıyor. Son yıllarda kentin Bismil ilçesinde yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda, M.Ö. 10.400-9250 yıllarında “KörtikTepe”de ve Mardin yolu üzeri Zerzevan kalesinde yerleşik hayata geçildiği ortaya çıkmıştır. Diyarbakır geçmişten günümüze bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bu uygarlıkların bazıları; Hititler, Asurlar, Hurriler, Bizans, Romalılar, Persler, Mediler, Mitanniler, Araplar, Selçuklular, Medler, Osmanlı İmparatorluğu'dur…

DOLU DOLU ŞEHİR

Bu kadim coğrafyada yer altı ve yer üstü cevherlerle dolu şehrin tarihine baktığımızda çok sayıda bilim, sanat, spor, kültür ve düşünce insanı yetiştirmiştir. ‘Otuz Beş Yaş’ şiiri ile buruk duyguların şairi Cahit Sıtkı Tarancı, eşsiz benzersiz ‘Mona Roza’sıyla Sezai Karakoç, hepimize ‘hasretinden prangalar eskiten’ Ahmed Arif, Divan Edebiyatı’nın büyük ismi Nesimi, şehirdeki tiyatro sahnesine adını veren usta tiyatro yazarı Orhan Asena, ünüyle her şehrin bir caddesine adı verilmiş Ziya Gökalp, doğduğu büyüdüğü toprakları ve çok kültürlülüğü en içten duygularla anlatan Mıgırdiç Margosyan, bu toprakların yetiştirdiği en büyük hattatlardan Hamid Aytaç, robotik biliminin icatcısı büyük mucit El-Cezeri, billur sesli sanatçı Celal Güzelses, Süleyman Nazif, Ali Emri Efendi, Ahmed’e Hane, Esma Ocak ve daha niceleri…

Biz Diyarbakırlılar hep bu geçmişle, tarih ve kültür ile övünüyoruz.Atalarımız bu coğrafya da kültürleriyle, değerleriyle hep ortak paydada buluşmuş ve birlikte yaşımışlar diyoruz. Ama günümüzde baktığımızda Diyarbakır’da Diyarbakırlıların konuştuğu Diyarbakır’ın sahipsizliği, kendi kaderine terk edildiği, siyasi bir kente dönüştürülmesinden dolayı ortak paydada buluşmak, çözüm üretmek yerine tam tersi birbirlerini ötekileştiren ucu bucu laflarıyla değerline sahip çıkmayan, insan yetiştirmek yerine insan harcayan, kültüründen uzaklaşan bir şehre dönüşüyor maalesef.

Ibn Haldun söylemiştir: “Coğrafya Kaderdir''

Diyarbakır, bu sözü tartışmasız doğrulayacak en ilginç kentlerden biridir. Bir zamanlar Anadolu’nun ilim ve fikir merkezi olup sinesinde sakladığı on bin yıllık tarihi ile eski çağlara ait çeşitli eserlere ev sahipliği yapan Diyarbekir şimdi ki konumu ile maalesef birçok konuda geriledi. Örneğin genç aktif bir nüfusa sahip olan bu şehrin futbol takım süper lig’te yok. Yani şehrin son yıllarında çalışma ve başarılarına baktığımızda, istatistikler Diyarbakır’ın Ulusal ve uluslararası bilim, sanat, spor, sağlık,eğitim alanlarında katkının azaldığı, eğitim alanında baktığımızda sınav odaklı ve akademik başarıda gerilediği, yatırım ve hizmet alanında, ulaşım trafik alanında, sağlık hizmetleri alanında da hep gerilediğini, hizmetlerin aksadığını görüyoruz.

Ayrıca bir türlü bitirilemeyen bir şehir hastanesi, çözülemeyen bir trafik sorunu, yağışlardan sonra köstebek yuvasına dönen ve ilgisiz belediye yetkililerin duyarsızlığı ile kertu körtüklü yollar. Yedi ayrı farklı binada iş gören adliyesi,İş bilmez yetkililer. Bu gerileme ve sessizlikte de maalesef dertlenen, rahatını da rantını da bozan, çözüm üreten ve üstüne alan kimselerin olmadığı da konuşuluyor.

SEFERBERLİK ŞART

Başım gözüm üstüne (Ser seremin ser çavemin)...

Diyarbakır insanını anlatan bu sözler Diyarbakırlılar tarafından çok kullanılır, kentin eski çağlardan günümüze kadar sinesinde çok farklı din, dil, ırk, kültür biriktirdiğini, Diyarbakır’ın her bir ilçesinin dahi sayısız kültür envanterine ev sahipliği yaptığını, Diyarbakır’ın Surlar ve gri bazalt taşlı evlerden ibaret olmayıp bir medeniyetler beşiği olduğunu ve çok sayıda bilim ve düşünce insanı yetiştirdiğini biliyoruz.

Bu kadim ve büyük kentin inşasında nitelikli bir toplum anlayışında memleket ve halk için derdi olan, hizmet etmek isteyen, aydınlık geleceğimizin asıl sahibi olan yetenekli gençlere yol açmak ve yol olmak isteyen, gençlere ve geleceğe sahip çıkmaya yatırım yapmaya kültürümüzü yaşatmaya geçmiş ile gelecek arasında köprü inşa etmek için bir araya gelip, bir arada ilerleyip ve bir arada bu kent için dertlenen, çalışan rahatını bozan bir grup dertli kişiler, bir araya gelmesi gereken STK’lar, ortak paydada buluşmak isteyen dertliler.

Kendi menfaatini toplumun menfaati önüne koymayan memleketin birikimli donanımlı tüm kurum ve kuruluşları amirleri, siyasileri, bürokrasisinin hep birlikte ortak paydada ve masada buluşup SEFERBERLİK ilan etmelidirler.