Milletin İradesi, Demokrasinin Teminatıdır

Türk demokrasi tarihi, maalesef uzun yıllar boyunca darbelerin ve vesayet girişimlerinin gölgesinde şekillenmiştir. Farklı dönemlerde yaşanan müdahaleler yalnızca hükümetleri değiştirmemiş; millet iradesine, hukukun üstünlüğüne ve demokratik kurumlara da ağır zararlar vermiştir. Her darbe, toplumsal hafızada derin izler bırakmış; ekonomik gelişmeyi yavaşlatmış, siyasal istikrarı zedelemiş ve geleceğe duyulan güveni sarsmıştır.

Millet egemenliği, demokratik devlet anlayışının temelidir. Demokratik rejimlerde meşruiyetin tek kaynağı millettir. Sandık, hukuk ve anayasal düzen bu meşruiyetin güvencesidir. Bu nedenle demokratik iradenin dışında hiçbir güç odağının millet adına karar verme yetkisi bulunamaz.

Türkiye, çok partili siyasi hayata geçtiği günden bu yana demokratik olgunluğunu güçlendirmek için önemli bedeller ödemiştir. 27 Mayıs'tan 12 Mart'a, 12 Eylül'den 28 Şubat'a kadar yaşanan her müdahale, farklı gerekçelerle savunulmaya çalışılmış olsa da geride kalan tablo, demokrasinin kesintiye uğramasının hiçbir zaman ülkeye kalıcı fayda sağlamadığını açıkça göstermektedir. Güçlü devlet ile demokratik devlet birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.

15 Temmuz 2016 gecesi ise Türkiye, tarihindeki en ağır saldırılardan biriyle karşı karşıya kaldı. Bu kez hedef yalnızca seçilmiş hükümet değildi; Türkiye Büyük Millet Meclisi, güvenlik kurumları, anayasal düzen ve doğrudan doğruya milletin iradesiydi. Demokrasiyi silah zoruyla ortadan kaldırmaya yönelik bu girişim, milletimizin kararlı duruşu ve devlet kurumlarının ortak mücadelesi sayesinde başarısızlığa uğratıldı.

15 Temmuz'u önceki darbelerden ayıran en önemli özelliklerden biri, milletin demokrasiye sahip çıkma iradesini bizzat ortaya koymuş olmasıdır. O gece milyonlarca vatandaş, siyasi görüşü, sosyal konumu ve hayat tarzı ne olursa olsun, ortak bir ilke etrafında birleşti: Milletin iradesinin üzerinde hiçbir güç olamaz.

Bu ortak duruş, demokrasimizin en değerli kazanımlarından biridir. Çünkü demokrasiyi güçlü kılan yalnızca seçimler değildir. Demokratik kültür; farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği, hukukun üstünlüğünün korunduğu, kurumların anayasal sınırlar içinde görev yaptığı ve vatandaşların iradelerinin her şart altında esas alındığı bir yönetim anlayışını ifade eder.

Darbeler, kısa vadede bazı siyasi sonuçlar doğurmuş gibi görünse de uzun vadede toplumun tamamına zarar verir. Ekonomik istikrar bozulur, yatırım ortamı zayıflar, uluslararası güven azalır ve en önemlisi vatandaş ile devlet arasındaki güven ilişkisi yara alır. Bu nedenle demokrasiyi korumak, yalnızca siyaset kurumunun değil; devlet kurumlarının, sivil toplumun, medyanın, üniversitelerin ve bütün vatandaşların ortak sorumluluğudur.

Bugün Türkiye'nin sahip olduğu demokratik birikim, geçmişte yaşanan acı tecrübelerden çıkarılan derslerin de sonucudur. Farklı düşüncelerin demokratik zeminde rekabet etmesi, sorunların hukuk içinde çözülmesi ve millet iradesinin tartışmasız biçimde esas alınması, ülkemizin geleceği açısından vazgeçilmez ilkeler olmaya devam edecektir.

15 Temmuz'u anmak, yalnızca geçmişte yaşanan acıları hatırlamak anlamına gelmez. Aynı zamanda gelecek nesillere güçlü bir demokrasi bilinci bırakma sorumluluğunu da ifade eder. Gençlerimizin, millet egemenliğinin tarih boyunca hangi bedeller ödenerek korunduğunu bilmeleri; demokratik kurumların değerini kavramaları ve hukukun üstünlüğünü içselleştirmeleri, ülkemizin yarınları için büyük önem taşımaktadır.

Türkiye'nin geleceği; güçlü devlet geleneği ile güçlü demokrasi kültürünü birlikte yaşatabilmesine bağlıdır. Devletin itibarı ile milletin iradesi arasında bir çelişki yoktur. Aksine, devlet ancak milletinden aldığı meşruiyetle güç kazanır; demokrasi ise güçlü kurumlarla kalıcı hâle gelir.

15 Temmuz'un yıl dönümünde, aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor; demokrasimize, Cumhuriyetimize ve millet egemenliğine sahip çıkan bütün vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Geçmişin acı tecrübelerini unutmadan, geleceğimizi hukukun üstünlüğü, demokratik değerler ve milli birlik anlayışı üzerine inşa etmek, hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü güçlü Türkiye'nin en sağlam temeli, her zaman millet iradesi olacaktır.