SİYASET

Mehmet Uçum: Türkiye bölge Kürtlerinden asla vazgeçmez

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, “Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında yürütülen sürecin planlandığı şekilde ilerlediğini belirterek, TBMM’de kurulan komisyonun çalışmalarını tamamladığını ve yeni yasal adımların gündeme gelebileceğini ifade etti. Uçum, sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği, Devlet Bahçeli’nin desteği ve Cumhur İttifakı’nın iradesiyle kararlılıkla sürdürüldüğünü söyledi.

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 18 Şubat 2026’da raporunu tamamladığını belirten Uçum, komisyonun tarihi bir sorumluluk üstlendiğini ve görevini tamamladığını dile getirdi.

Uçum’a göre, rapor doğrultusunda geçiş sürecine ilişkin hukuki düzenlemeler ve demokrasiyi güçlendirmeye yönelik yeni adımlar Meclis gündemine gelebilir.

Sürecin devam ederken çeşitli çevrelerin bunu sabote etmeye çalıştığını savunan Uçum, Abdullah Öcalan’ın da geçmişte benzer girişimlere dikkat çektiğini hatırlattı.

Yazısında özellikle Suriye’deki gelişmeler üzerinden Kürtlerin geleceğine ilişkin karamsar bir tablo çizilmeye çalışıldığını iddia eden Uçum, bu tartışmaların beklenen etkiyi oluşturmadığını belirtti.

Bazı çevrelerin Kürt meselesini etnik kimlik siyasetine indirgediğini öne süren Uçum, bu yaklaşımların Kürtlerin güvenliğini sağlamaktan çok bölgesel güç mücadelelerine hizmet ettiğini savundu.

Uçum, Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” politikalarının Kürtlerin geleceğinin ayrışma değil, bulundukları devletlerle bütünleşme üzerinden şekillenmesi gerektiğini ortaya koyduğunu ifade etti.

Uçum'un sosyal medya hesabından paylaştığı "Terörsüz Türkiye Hedefi Adım Adım Hayata Geçiyor" yazısının tamamı şöyle:

Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Ülke Liderliği, Sayın Bahçeli’nin bilgece ve tavizsiz öncülüğü, Cumhur İttifakının güçlü iradesi ve Devlet kurumlarının titiz çalışmalarıyla kararlı bir şekilde devam ediyor.

Sürecin niteliksel bir aşaması olan TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 18 Şubat 2026 tarihinde raporunu bitirerek görevini tamamladı. Komisyon tarihsel bir sorumluluk üstlendi ve bunun gereğini de layıkıyla yerine getirdi.

Şimdi Komisyon raporunun önerdiği çerçevede tespit ve teyide bağlı olarak geçiş süreci hukukuna ilişkin TBMM’nin atacağı adımlar gündemde. Ayrıca raporda yer alan demokrasiyi güçlendirme perspektifine ilişkin imkanların artacağı da görülüyor.

Süreç güvenli bir şekilde devam ederken süreci istismar eden yaklaşımlar da hız kesmiyor. Bazı hususları bir kez daha ifade etmekte fayda var: Bir yandan Öcalan’ın deyimiyle süreci “baltalama girişimleri” zayıflasa bile halen devam ediyor. Öte yandan Ayrılıkçı Kürt milliyetçiliğini körüklemek için tüm bölgede uygun ortam oluştuğunu düşünen dış ve iç odaklar yeni hamleler peşinde koşuyor.

Özellikle Suriye’deki gelişmeler üzerinden Kürtlerin geleceğine ilişkin karamsarlık yaymaya çalışan bir tartışma açılmıştı. Ancak Suriye’nin birliği üzerinden atılan adımlarla, bu tip fikri sabotajlardan medet umanların bekledikleri etki olmadı.

Çeşitli niyetlerle sanki bir felaket tablosu oluşmuş gibi Kürtlerin geleceği için ağıt yakanlar çıktı. Kürtlerin içindeki etnikçi kimi unsurlar bölücülüğün dilini; kah liberalizmle kah ümmetçilikle kah ayrılıkçı milliyetçiliğe sığınarak ve “bağımsız egemen millet” diyerek ihya etmeye çalışıyor. “Duygusal kopuş” aldatmasıyla vatandaş ulusçuluğu yerine etnik ulusçuluk yaklaşımına alan açma çabasına giriliyor.

Kürtlerin siyasi temsil ve eşitlik sorunu olduğunu, statü haklarının tanınması gerektiğini, egemen millet olduklarının kabul edilmesini iddia edenler konuyu kasten etnik kimlik siyasetine indirgiyor. Bunların derdi Kürtlerin varoluşlarını güvence altına almak değildir. Tam tersine Kürt etnik kimliğini istismar ederek ve Kürtleri riske atarak pro İsrail bir uydu devlet kurulması veya o yolda özerk bölgeler oluşturulması arayışı içindeler. Kürtleri bölgedeki güç savaşlarının malzemesi haline getirmek isteyen siyonist ve emperyalist projelerin daimi hizmetkarları bir kez daha Kürtleri istismar etmeye çalışıyor.

Oysa Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefi ve bu hedeflere yönelik Devlet politikaları Kürtlerin geleceğinin ayrılıkçı milliyetçi yaklaşımlar üzerinden değil içinde bulundukları Milli Devletlerle bütünleşme üzerinden güvence altına alacağını çok net ortaya koydu.

Elbette bölgeyi etkileyen İran’a yönelik siyonist-emperyalist saldırganlık terörsüz bölge hedefi açısından riskler oluşturdu. Bununla birlikte Abd-İsrail vahşetine dayanan saldırganlıkta bölge Kürtlerinin gösterdiği anti-emperyalist ve anti-siyonist yaklaşımlar tarihsel bir öneme sahiptir. Bu durum bölgenin geleceğine son derece olumlu etkiler yapacaktır. Bu nedenle bölgede halen daha risk olsa da terörsüz bölge hedefini akamete uğratacak bir sonuç doğmadı.

Daha önce de belirttiğimiz gibi bölgedeki tüm Kürtler açısından geleceklerini güvence altına alacak imkanlar ilk kez bu kadar güçlü hale geldi. Bu imkanların doğru kullanılması halinde Kürtlerin gelecek kaygısı olmaz. Bunun sağlanmasında Türkiye temel dayanaktır. Türkiye bölgedeki tüm Kürtlerin en büyük dostu ve en güçlü destekçisidir ve bu devam edecektir. Çünkü Türkiye’nin geleceği bölgedeki Kürtlerin geleceğiyle iç içedir. Türkiye bölge Kürtlerinden asla vazgeçmez. Hal böyleyken özellikle Türkiye içinde ayrılıkçı Kürt milliyetçiliği ateşini yakmaya çalışanların yaptığı tam bir fiili ve fikri sabotajdır. Bunun karşısında başta Milli Devletlerine sahip çıkan Kürtler durur. Devlet de Millet de bu tip yeni bölücülük mecralarına asla göz yummaz. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır.