Önceki yazımda kadim şehrim Diyarbakır’ın taşlarına sinmiş zamanı tarihsel serüvenini yazmıştım; şimdi ise yüzümü doğduğum kara topraklara Karacadağ’a çeviriyorum, suskunluğu kadar derin, rüzgârı kadar eski bir hikâyenin izini sürmeye başlıyorum. Volkanik bağrından doğan bereketi, lavların izinde şekillenen kadim yolların ve o siyah ve bereketli toprağın içinden süzülen Karacadağ pirinci. Diyarbakır hem metalik madenler hem de endüstriyel madenler açısından son derece zengin bir konuma sahiptir. Bu yönüyle ön plana çıkan mekânlardan biri Karacadağ’dır. Volkanik bir dağ olan Karacadağ 1952 metre yüksekliğe ve yaklaşık 10.000 km karelik geniş bir alana hâkimdir. Karacadağ’ın çevresindeki bazalt taşı darbeye, paslanmaya, sürtünmeye ve dona karşı dayanıklı sağlam olması aynı şekilde suyu emme ve renk değiştirmeme gibi özellikleri sayesinde yüzyıllardır yapı taşı olarak kullanılmaktadır. Diyarbakır surları, camiler, hanlar, hamamlar ve geleneksel evlerin yapımında hep Karacadağ bazalt taşı kullanılmıştır. İklim şartlarına uygun olması yönüyle günümüzde özellikle kent peyzajında bu taş tercih edilmektedir. Bunlar içerisinde bakır, demir, magnezyum, fosfat, tuğla ve çimento hammaddeleri gibi ürünler sayılabilir. Diyarbakır kenti Karacadağ bazalt taşları ile kurulmuştur. İnşasında bu bazalt taşlarını görebiliyoruz. Kentin hangi yönde yönden bakılırsa bakılsın bazalt taşının hâkim olduğu bir yapıya sahip olduğu gözlenir. Yöresel bir malzeme olması ve bölgede bol miktarda bulunması nedeniyle binlerce yıldır surlarda, geleneksel evlerde, kiliselerde, camilerde, hanlarda, hamamlarda, medreselerde, çevre düzenlemesinde ve yollarda ana malzeme olarak bazalt taşı kentin yöresel mimari özelliklerini yansıtan yapı malzemesi olarak kullanmıştır. Volkanik bir dağ olan Karacadağ’dan türemiş olan Diyarbakır ili ve çevresindeki yapıların inşasında kullanılan malzemenin genelinde bazalt taşları tercih edilmiş ve bu yapılarda kullanılmıştır.
Bunların yanında tarih öncesinin avcı toplayıcı insan toplulukları için Karacadağ ve çevresi iklim, su, biyoçeşitlilik ve diğer bazı koşulları barındırıyordu. Günümüzde, bilim insanları dünyanda buğdayın ilk ürettiği bölge Karacadağ’da üretilen EİNKORN buğdayını buğday türlerinin ‘’büyükbabası’’ olarak nitelendirilmektedir. Bölgedeki topluluklar başlangıçta av hayvanlarından elde ettikleri besinlerinin yanında topladıkları buğdaygiller, baklagiller meyve ve yemişlerle beslenme sağlamışlardır zamanla buğday, arpa, nohut, mercimek, bezelye gibi bitkileri kültüre almışlar koyun ve keçi gibi hayvanları evcilleştirmişlerdir. Günümüzde 10.000 yıl önce uygun yerlerde kalıcı barınaklar yaparak yerleşmeye geçmişlerdir ve bilim çevrelerince tarımcı köy toprakları olarak isimlendirilmektedir. Karacadağ eteklerinde sadece geleneksel ata tohumu ile tarım yöntemleriyle hiçbir kimyasal kullanılmadan, ilaçsız (sadece ham olan yeni ekilecek uzun süre ekili topraklara gübre kullanılır) olarak yetiştirilen Karacadağ Pirinci, koruyucu ve katkı maddesi içermez. Karacadağ eteklerinde Volkanik bölgelerdeki özel toprak yapısında mineral zengini volkanik serin sularla ve özellikle BAZALT TAŞI etrafında yetişen, dünyanın en kaliteli ve Aromatik özelliği ile kendine has kokusu olan şeker ve nişasta oranı da en düşük doğal pirinç KARACADAĞ Pirincidir. Şeker oranı en düşük olduğu için şeker hastaları bu pirinci rahatlıkla tüketebilir.
‘’Karacadağ’ın pirinci
Yârin dişleri inci
Herkesin bir yâri var
Benim yârim birinci
Di gel yârim gel bana
Puşi sarayım sana
Karacadağ suyu gibi…’’
Karacadağ bölgesinde hayvancılık ise sıcak ve kurak iklim yapısına uyum sağlaması engebeli arazide rahat hareket etme yönüyle Karacadağ eteklerinde yetiştirilen zom koyunu bölge insanı için önemli bir gelir kaynağıdır. Koyun ve keçi sütünden, yoğurt, tereyağı ve peynir üretilmektedir. Özellikle Karacadağ’a özgü örgü peyniri son derece meşhurdur.
HÜKÜMDARA ŞİFA OLAN SU: HAMRAVAT
1550’de Kanuni Sultan Süleyman Halep’ten İran seferine giderken yolda hastalanır, istirahat ve tedavi için güzergahı üzerinde olan Karacadağ yaylasına otağını kurar ve burada bir süre kalır. Bu yayladaki sular el, ayak ve ağız dayanmayacak surette soğuk sulardı. Yani Karacadağ soğuk suların olduğu bir yer ve serin rüzgarla nefes almak için eşsiz bir yerdir. O hükümdarlar hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman konaklamak üzere ortağını Karacadağ‘ın eteğindeki ormanlığa kurdurarak istirahate çekilmiş ciğerlerinden rahatsızlanmış, yorgunluğuna, iştahsızlıkla zayıflanan ve hasta düşen hükümdar ve başucunda bekleyen hekimlerin önerileri ile yanıp sundukları ilaçları reddeden bir umutsuzluk içinde yıkılıp kaldığı yerden, zaman geçtikçe ciğerlerini zorlayan nefesine bir rahatlama gelerek umuda kapılmış Karacadağ’ı kuşatan ağaçların salgıladığı oksijeni sollayıp eşi benzeri görülmemiş kalitedeki bazalt taşlarının arasında çıkan soğuk HAMRAVAT suyunu içerek, şifalı otlarıyla beslenen koyunların yağından yoğurdundan, arıların çiçeklerinden derledikleri baldan az az da olsa yiye bilmesiyle sağlığına kavuşan hükümdar rivayetlere göre 40 gün diğer bir söylentiye göre iki ay Karacadağ da kalarak iyiden iyiye sağlığına kavuştuktan sonra yol hazırlıklarını başlatmış. Ve şu sözleri not etmiş.
Kanuni Sultan Süleyman:
‘Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi /Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi’
Dizelerini atlattığı bu badireden sonra Karacadağ eteklerinde yazıp söylenmiş ve tamamen sağlığına kavuşup İstanbul’a döndükten sonra kendisine yeni bir hayat bahşeden Karacadağ bağrından fışkırttığı suya karşı duyduğu minneti ödemek için baş ustalarından Kasım Çelebi‘yi Diyarbakır’a gönderip kanallarla suyolunu açıp HAMRAVAT suyunu şehre ulaştırılmış.
DİYARBAKIR KRAL YOLU ÇINAR, KARACADAĞ LAV ROTASI
Karacadağ Lav Yolu, sönmüş bir volkan olan Karacadağ’ın eteklerinde oluşan eşsiz bir jeolojik yapıdır. Doğal kaya oluşumlarının gözlemlenebildiği bir doğal alanıdır. Yaklaşık 100 bin yıl önce Karacadağ volkanından püsküren akışkan bazaltik lavların soğuyup sertleşmesiyle meydana gelmiştir. Bu lav akıntıları, dağın yamaçlarından aşağı doğru yayılmış ve geniş bir bazalt plato oluşturmuştur. Bu plato jeolojik yapısı, bazalt lav akıntıları ve kaldera oluşumlarıyla dikkat çeken Karacadağ Lav Yolu, yalnızca doğal güzelliğiyle, yürüyüş yolu ile değil, bilimsel değeriyle de öne çıkıyor. Bu alanın korunmasının hem ekosistemin devamlılığı hem de bilimsel araştırmalar açısından büyük önem taşıyor. Bu bölgede yer yer 5 metre yüksekliği geçtiği yüzlerce volkanik mağaralar ve mağaralarının arasında da soğuk su kaynakları bulunuyor. Bu eşsiz yer yerli ve yabancı misafirlerini ağırlamayı bekliyor.
Açar
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan…
Ahmet Arif