Haluk Levent

Toplumun hafızasında yer edinen bazı insanlar vardır. Kimi sanatıyla, kimi duruşuyla, kimi de zor zamanlarda uzattığı yardım eliyle milyonların gönlünde yer bulur. Haluk Levent de uzun yıllardır bu isimlerden biri olarak anıldı.

Özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından Ahbap Derneği üzerinden yürütülen yardım çalışmaları, ona toplumun geniş kesimlerinin güvenini kazandırdı.

Ancak bugün kamuoyunun gündeminde artık konserler ya da yardım kampanyaları değil, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma var.

Başsavcılığın açıklamasına göre Haluk Levent; “Dernekler Kanunu’na muhalefet”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” ve “örgüt üyeliği” suçlamaları kapsamında gözaltına alındı.

Soruşturma dosyasında yer alan iddialar ise oldukça dikkat çekici.

Savcılığın açıklamasına göre, Ahbap Derneği hesaplarından Haluk Levent’in asistanı olduğu belirtilen Yeliz Kaya’nın hesaplarına yaklaşık 120 milyon lira aktarıldığı öne sürülüyor.

Ayrıca, Haluk Levent ile ilişkilendirilen hesaplardan 2020-2026 yılları arasında toplam 990 milyon liralık yasal bahis oynandığı, bu bahislerde yaklaşık 390 milyon liralık zarar oluştuğu iddia ediliyor.

Bunun yanında, 6 Şubat depremlerinin ardından vatandaşların yaptığı bazı bağışların şahsi hesaplara ve üçüncü kişilere aktarıldığı, derneğe ait bazı taşınmazların farklı kişiler adına tescil edildiği yönündeki iddialar da soruşturma kapsamında inceleniyor.

Bütün bunlar şu an için savcılığın iddialarıdır. Bu iddiaların doğru olup olmadığına karar verecek merci ise bağımsız mahkemelerdir.

Hukukun temel ilkesi gereği, kesinleşmiş bir yargı kararı bulununcaya kadar herkes masumiyet karinesinden yararlanır.

Ancak tartışmasız bir gerçek var. Yardım kuruluşlarının en büyük sermayesi para değil, güvendir.

İnsanlar bağış yaparken yalnızca banka hesaplarından para göndermez, vicdanlarını ve umutlarını da emanet ederler. Bu nedenle yardım kuruluşları hakkında ortaya atılan her ciddi iddia, sadece yöneticileri değil, gelecekte yardım bekleyen binlerce insanı da etkiler.

Eğer soruşturma sonunda bu iddialar asılsız çıkarsa, Haluk Levent’in yıllar içinde oluşturduğu itibarın haksız yere zedelendiği ortaya çıkacaktır.

Eğer iddiaların bir kısmı ya da tamamı yargı kararıyla doğrulanırsa, bundan en büyük zararı yalnızca ilgili kişiler değil, Türkiye’deki yardım kültürüne duyulan güven görecektir.

Bu nedenle bugün yapılması gereken, peşin hüküm vermek değil, yargı sürecini dikkatle takip etmektir.

Çünkü adalet, iddialarla değil delillerle tecelli eder.

Toplumun güvenini kazanmak yıllar alır, o güveni kaybetmek ise bazen tek bir soruşturmayla mümkün olabilir.

Bu dosyanın sonucu ne olursa olsun, şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğü, sivil toplum kuruluşları için vazgeçilmez ilkeler olmaya devam etmelidir.

Çünkü yardım eli uzatan insanların en büyük beklentisi, emanet ettikleri her kuruşun gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşmasıdır. Bu güven korunduğu sürece dayanışma büyür, sarsıldığı anda ise yalnızca kurumlar değil, toplumsal vicdan da yara alır.