GÜZELLİK UĞRUNA SAĞLIKTAN OLMAK!

Modern çağın en güçlü algılarından biri “kusursuz görünme” baskısı. Sosyal medya filtreleri, ekranlardan taşan estetik standartları ve sürekli genç kalma arzusu…

Tüm bunlar özellikle kadınlar üzerinde ciddi bir psikolojik ve toplumsal baskı oluşturuyor. Ancak son dönemde yaşanan bazı olaylar gösteriyor ki, bu arayış bazen insanı geri dönüşü zor sonuçlarla baş başa bırakabiliyor.

Ankara’da yaşanan ve kamuoyuna yansıyan olay, aslında buzdağının sadece görünen yüzü. Yüzündeki kırışıklıklardan rahatsız olan bir kadının, internetten bulduğu bir güzellik merkezine giderek yaptırdığı işlem sonrası yüz felci geçirdiğini iddia etmesi, meselenin ne kadar ciddi bir boyuta ulaştığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Üstelik burada yalnızca sağlık riski değil, aynı zamanda finansal bir istismar, hatta organize bir sistem şüphesi de söz konusu.

Dikkat çekici olan şu. Olay sadece yanlış bir işlem değil. Aynı zamanda vatandaşın güven duygusunun sistematik şekilde suistimal edilmesi.

“Sağlık fonu”, “faizsiz kredi”, “ünlülerin tercih ettiği merkez” gibi ifadelerle oluşturulan sahte güven ortamı… Ardından farklı POS cihazları üzerinden yapılan şüpheli tahsilatlar…

Kuyumcu, mobilyacı gibi alakasız sektörler üzerinden dönen para trafiği… Tüm bunlar, meselenin bireysel hatadan öte, denetlenmesi gereken ciddi bir alan olduğunu ortaya koyuyor.

Burada asıl sorulması gereken soru şu: Sağlıkla doğrudan ilgili bir alanda, kimler hizmet verebiliyor? Hangi yetkiyle, hangi denetimle?

Estetik uygulamalar, basit bir “güzellik işlemi” gibi sunulsa da gerçekte tıbbi müdahale kapsamına girer. Yüz bölgesine yapılan her enjeksiyon, her işlem sinir sistemini, kas yapısını ve genel sağlığı doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle bu tür uygulamaların yalnızca yetkin, eğitimli ve resmi olarak denetlenen sağlık profesyonelleri tarafından yapılması gerekir. Aksi halde ortaya çıkan tablo, ne yazık ki bu örnekte olduğu gibi ağır sağlık sorunlarına dönüşebiliyor.

Bir diğer önemli mesele ise toplumsal bilinç. Ne yazık ki birçok kişi, “ucuz”, “hızlı” ve “anında sonuç” vaatlerine kapılarak yeterli araştırma yapmadan bu tür merkezlere başvurabiliyor. Oysa sağlık söz konusu olduğunda en küçük bir şüphe bile geri adım atmak için yeterli olmalıdır. Çünkü bu işin telafisi her zaman mümkün olmayabilir.

Bu noktada hem yetkililere hem de vatandaşlara önemli görevler düşüyor. Denetim mekanizmalarının daha sıkı işletilmesi, merdiven altı diye tabir edilen işletmelerin tespit edilerek kapatılması şart. Aynı şekilde vatandaşın da bilinçli hareket etmesi, işlem yaptıracağı yerin ruhsatını, uzmanlığını ve referanslarını sorgulaması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Güzellik, sağlığın önüne geçtiği anda bir kazanç değil, kayıp başlar.

Ve belki de en önemli gerçek şu:

İnsan yüzü, deneme tahtası değildir.

Hiçbir estetik müdahale, sağlıktan daha değerli değildir.