Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sayıştay'ın 164. Kuruluş Yıl Dönümü Töreni'nde konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları;
Sayıştay’ımızın değerli başkanı ve üyeleri, kıymetli Sayıştay mensuplarımız, muhterem misafirler, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Sayıştay’ın 164. kuruluş yıl dönümünde sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bir araya gelmemize vesile olan Sayıştay Başkanımıza teşekkürlerimi iletiyorum.
Devletimizin en köklü kurumlarından biri olan Sayıştay Başkanlığımızın 164. seneidevriyesinin, Sayıştay ailesi başta olmak üzere ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sayıştay her ne kadar Sultan Abdülaziz Han’ın irade-i seniyyesi ile Divan-ı Muhasebat adıyla 29 Mayıs 1862’de ihdas edilse de kökleri çok daha eskilere uzanıyor. Divan-ı Muhasebat’ın temelleri, Karahanlılardan Selçuklu ve Gaznelilere, geçmişte kurduğumuz devletlerde mali denetim vazifesini yerine getiren Divan-ı İşraf kurumuna dayanıyor. Neredeyse 2 bin 200 yıllık köklü bir birikimden, hafıza ve kurumsal tecrübeden söz ediyoruz. Bu yönüyle Sayıştay Başkanlığımız, devletimizin devamlılık ilkesinin kurumsal anlamda ete kemiğe büründüğü bir müessesedir. Kamuda hesap verme sorumluluğu ile mali şeffaflığa katkı sağlamak üzere denetim, yargı ve rehberlik faaliyetlerini yürüten Sayıştay’ımızı tebrik ediyor, mensuplarına Rabbimden muvaffakiyetler diliyorum. Bu çatı altında devletine ve milletine hakkıyla hizmet eden, dünya defterini kapatıp ebedi âleme irtihal eden Sayıştay mensuplarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Bugüne kadar Sayıştay’da vazife üstlenmiş, bu kuruma yıllarca emek vermiş, bilgisiyle, birikimiyle, en önemlisi de kutsal bir mesuliyet bilinciyle bu ailenin yeni fertlerine örnek olmuş emekli Sayıştay mensuplarına şükranlarımı ifade ediyorum. Görevlerini yüksek bir şuurla ve geçmişten devraldıkları bu zengin mirasın hakkını tam olarak ifa eden hâlihazırdaki Sayıştay çalışanlarına vazifelerinde üstün başarılar temenni ediyorum.
"DEVLETİN VARLIK GAYESİ ADALETTİR"
Kıymetli misafirler, sözlerimin en başında bir hakikati öncelikle ve özellikle ifade etmek isterim. Medeniyetimizin en büyük mütefekkirlerinden İbn Haldun’a göre insan için cemiyet düzeni içinde yaşamak şarttır. Toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde işlemesi, kendisini nesilden nesile aktarabilmesi için bazı kurumların tesis ve muhafazası zaruridir. Devlet işte bu müesseselerden biridir. Devletin sebeb-i vücudu yani varlık gayesi evvel emirde adalettir. Devamında emniyettir. Son noktada huzur ve selamettir. Tabii şurası da önemlidir. Bizim zihin haritamızda bu kavramların her biri insanı ve toplumu merkeze alarak şekillenmiştir. Adaleti mülkün yani devletin temeli olarak gören ecdat, tam da bu yüzden “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” demiştir.
"KAMU MALİYESİNİN İYİ YÖNETİLMESİ BÜYÜK ÖNEM ARZ EDİYOR"
Buradan hareketle devletlerin kudreti, hem beşeri sermayenin hem de mevcut kaynakların hikmeti de kuşatan rasyonel bir bakış açısıyla değerlendirilmesine bağlıdır. Kaynaklarını etkin ve verimli kullanamayan devletlerin muktedir ve müessir olması elbette mümkün değildir. Bunun için kamu maliyesinin iyi yönetilmesi büyük önem arz ediyor. Bakınız, biz Türkiye olarak geçmişte savrukluğun, özensizliğin, popülizmin sıkıntısını çok çekmiş bir ülkeyiz. Milletin dişinden tırnağından artırdığı kaynakların nasıl har vurup harman savrulduğunu gayet iyi hatırlıyoruz. SSK’nın göz göre göre nasıl batırıldığını, bankaların içinin nasıl boşaltıldığını, devletin hazinesinin nasıl hortumlandığını, rantiyenin halkın cebinden nasıl palazlandığını hiçbirimiz unutmadık.
Şunu da söylemek isterim ki tamahkârlar ve beceriksizler kadar kamu maliyesine en büyük darbeyi indirenlerden biri de vesayetçiler olmuştur. Geçen hafta 66. yıl dönümü geride kalan 27 Mayıs 1960 darbesinden başlayarak tüm antidemokratik müdahaleler bu ülkeye milyarlarca dolar zarar vermiş, halkımızı fakirleştirmiş, Türkiye’yi geride bırakmıştır. İşte en son FETÖ’nün elebaşlığını yaptığı 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin Türk ekonomisine faturası 350 milyar dolardan fazladır. Milli iradeyi gasp etmeye çalışan darbeciler bunda muvaffak olamasalar dahi her bir vatandaşımızın cebinden binlerce dolar gasp etmişlerdir. Yine bir darbe girişimi olan Gezi olaylarının doğrudan maliyeti 1,5 milyar doları, dolaylı maliyeti ise on milyarlarca doları bulmaktadır. Kamu kaynaklarının halkın yararına olacak şekilde kullanılmasından bahsederken bunların hesaba katılması gerektiğine inanıyorum. İster sokak olayları, ister FETÖ vari terör örgütleri, isterse cuntacılar vasıtasıyla olsun milli iradeyi hedef alan vesayet teşebbüslerinin ülkemize ve milletin kesesine verdiği zarar maalesef yeterince tartışılmıyor. Türkiye’nin her türlü vesayet odağına karşı mücadelesi aynı zamanda bu yüklerden de tamamen kurtulma mücadelesidir. İnşallah bu mücadele zafere ulaşınca ülkemizin ekonomik şahlanışı daha da hızlanacak, milletin kaynakları milletin cebine daha fazla akacaktır.
"KAMU MALININ İSRAF EDİLMESİNE GÖZ YUMMUYORUZ"
Değerli arkadaşlarım, tabii burada şu hususun da altını çizmek istiyorum. Milli iradenin savunulmasını nasıl namus borcu olarak görüyorsak, kamu malının israf edilmesine, yasa dışı ve usulsüz yollarla istismar edilmesine, bilhassa ikbal hesaplarına merdiven yapılmasına da göz yummuyoruz.
Bu konuda bizim tavrımız, duruşumuz gayet nettir. Kamu malında 86 milyon vatandaşımızın her birinin hakkı vardır. Garip gurebanın, tüyü bitmemiş yetim ve öksüzün payı vardır.
"KAMU PERSONELİNE TAHSİS EDİLEN KAYNAKLAR KİMSENİN BABASININ MALI DEĞİLDİR"
Beytülmal aynı zamanda gelecek kuşakların bizlere emanetidir. Makamı, unvanı, mevkii ne olursa olsun kamuda görevli tüm personelin kaynak kullanırken hassasiyetle hareket etmesi bizim kırmızı çizgimizdir. Görevi veya konumu icabı kamu personeline tahsis edilen kaynaklar kimsenin babasının malı değildir. Kapısının üstünde ne yazarsa yazsın hiçbir kamu görevlisi bunu şahsi cüzdanı gibi kullanamaz, kullanmamalıdır. Biz buna izin veremeyiz. Hele hele son dönemde kimi zaman hayretle, kimi zaman utançla takip ettiğimiz yerel yönetimler merkezli skandallar asla mazur görülemez. Her kim olursa olsun milletin emanetini ganimet olarak görenlerle hukuk ve yasalar çerçevesinde mücadele etmek bizlerin boynunun borcudur. Ödediği verginin en yüksek kalitede hizmete dönüşmesini bekleyen 86 milyon vatandaşımıza karşı unutmayın hepimiz sorumluyuz.
Sayıştay’dan beklentimiz, bir taraftan yargı ve denetim faaliyetiyle halkın emanetine sahip çıkarken, diğer taraftan rehberlik çalışmalarıyla Türkiye Yüzyılı’nın inşasına aktif katkı yapmasıdır. Ulusal stratejilerin hazırlanması başta olmak üzere Sayıştay’ımızın, idarenin takdir yetkisini gözeterek hazırlayacağı raporlara duyulan ihtiyaç günden güne artıyor. Farklı kurumları, süreçleri ve yöntemleri aynı anda görebilme imkânına sahip Sayıştay’ımızın, veriye dayalı, sistem bazlı ve katma değer odaklı bir yaklaşımla daha nice yıllar milletimize ve devletimize önemli hizmetler sunacağına inanıyorum.
"SAYIŞTAY’IN KAPSAMA ALANINI DAHA DA GENİŞLETTİK"
Sayıştay’ımızın değerli mensupları, çok değerli arkadaşlar, modern kamu yönetimi vatandaş ile devletin göz hizasında iletişim kurduğu, şeffaf ve hesap vermeye dayalı bir sistemdir. Bu sistemde mali denetim ne kadar sıkı, planlı ve sonuç odaklı olursa kamu hizmetleri de o kadar verimli olur. Ekonominin büyümesi, refah seviyesinin yükselmesi, huzur ve güven ikliminin her alanda tesis edilmesi, kamu maliyesinin yönetim ve denetimi ile doğrudan ilişkilidir. Sayıştay burada da kritik rol oynamaktadır. Son 23 yılda attığımız adımlarla Sayıştay’ın kapsama alanını daha da genişlettik. Özellikle 2010’da çıkardığımız 6085 sayılı kanunla Sayıştay’ımızı 21. yüzyılın ihtiyaçlarına cevap veren, uluslararası standartlara göre şekillenen bir yapıya kavuşturduk. Bu düzenleme ile Sayıştay Başkanlığımızın yüksek denetim organı ve yüksek hesap yargı mercii olarak kendisini yenilemesini sağladık. Anayasal hukuk devletini güçlendirme yönünde hayata geçirdiğimiz demokratikleşme reformları sayesinde Sayıştay, kamu kaynağı kullanan kurum ve kuruluşları denetleme yetkisine sahip oldu.
Sayıştay, dijital denetim, yeni teknolojilerin sisteme entegrasyonu ve veri analitiğinin yaygınlaştırılması olmak üzere her birini destekler nitelikteki üç alanda önemli bir dönüşüme imza attı. Kamu yararı üretmeyen bürokratik süreçleri devre dışı bırakarak verimliliği artırmaya dönük her çabayı son derece kıymetli buluyoruz. Geçtiğimiz kasım ayında Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan Sayıştaylarının katılımıyla İstanbul’da kurulan Türk Devletleri Sayıştaylar Birliğinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ülkemizin üç yıl boyunca dönem başkanlığını yürüteceği birliğin Türk dünyasıyla ilişkilerimize farklı bir boyut kazandıracağına inanıyorum. İnşallah sonbaharda ülkemizin ev sahipliğinde düzenleyeceğimiz Türk Devletleri Teşkilatı 13. Liderler Zirvesi ile yeni bir dönemin kapılarını aralayacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.