Bugün kürsüde kim olacak?

Cumhuriyet Halk Partisi’nde son günlerde yaşanan gelişmeler, Türk siyasetinin hiç şüphesiz en dikkat çekici tartışmalarından birine dönüşmüş durumda.

Mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından ortaya çıkan yeni tablo, yalnızca CHP’nin iç meselesi olmaktan çıkmış, Türkiye siyasetinin gündem maddelerinden biri haline gelmiştir. Bugün gözler Ankara’da, TBMM’deki CHP Grup Toplantısı’nın yapılacağı salonda olacak. Siyasetin en çok merak ettiği soru ise oldukça nettir. Bugün kürsüde kim olacak?

Bu soru aslında sadece bir kürsünün kime ait olacağıyla ilgili değildir. Aynı zamanda hukukun, parti geleneklerinin, siyasi meşruiyetin ve demokratik kültürün nasıl yorumlanacağıyla da ilgilidir.

Mahkemenin verdiği karar sonrasında CHP Genel Başkanlığı görevine tedbiren getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi’ni toplama kararı alması ve yeni bir kurultay sürecinin işaretlerini vermesi, partide farklı değerlendirmelere neden oldu. Buna karşılık mevcut yönetimin başındaki Özgür Özel de seçilmiş bir genel başkan olarak siyasi meşruiyetini savunuyor.

Ancak burada üzerinde durulması gereken önemli bir gerçek bulunmaktadır.

Kemal Kılıçdaroğlu sıradan bir siyasetçi değildir. CHP tarihinde uzun yıllar genel başkanlık yapmış, partiyi defalarca seçime götürmüş, milyonlarca insanın desteğini almış bir siyasi figürdür. Bugün yaşanan tartışmalara bakarken Kılıçdaroğlu’nun siyasi birikimini ve partideki tarihsel ağırlığını yok saymak mümkün değildir.

Siyasette makamlar geçicidir, ancak emek ve mücadele kalıcıdır.

Kılıçdaroğlu’nun yıllarca yürüttüğü genel başkanlık görevi boyunca CHP’nin oy oranını yükseltmek için verdiği mücadele, demokrasi ve hukuk vurgusu, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

Bu nedenle bugün ortaya çıkan tabloda Kılıçdaroğlu’nun tamamen dışlanmasını isteyen yaklaşımlar, parti tabanında da ciddi karşılık bulmamaktadır.

Elbette CHP’nin geleceğine ilişkin son sözü yine CHP delegeleri söyleyecektir. Demokratik siyasetin gereği de budur. Kurultay yapılır, adaylar yarışır, delegeler karar verir ve sonuç herkes tarafından kabul edilir.

Ancak bugün yaşanan tartışmalarda dikkat edilmesi gereken nokta, parti içindeki görüş ayrılıklarının düşmanlığa dönüştürülmemesidir.

Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü bir partinin geçmiş genel başkanlarıyla mevcut yöneticilerini karşı karşıya getiren görüntülerden kazançlı çıkacak olan CHP değil, rakipleri olacaktır.

Bu nedenle sağduyuya ihtiyaç vardır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da son dönemde yaptığı açıklamalarda kurultay sürecine vurgu yapması, sorunun demokratik yollarla çözülmesi açısından önemlidir. Parti Meclisi’nin toplanması ve ardından kurultay takviminin netleşmesi, yaşanan belirsizliği ortadan kaldırabilecek en doğru yol olarak görünmektedir.

Bugün kürsüde kimin konuşacağı elbette önemlidir. Ancak daha önemli olan, yarın CHP’nin hangi yöntemle yoluna devam edeceğidir.

Kürsüler değişir, yöneticiler değişir, dönemler değişir. Fakat siyasi partileri ayakta tutan şey, kurumsal hafıza ve demokratik geleneklerdir.

Belki bugün kürsüde bir isim olacak. Ama aslında kürsüde olması gereken; hukuk, demokrasi, sağduyu ve parti içi birliktir.

CHP’nin önündeki asıl sınav da tam olarak budur. Çünkü bugünün tartışması bir kürsünün sahibiyle ilgili değil, yarının CHP’sinin nasıl şekilleneceğiyle ilgilidir. Ve bu süreçte Kemal Kılıçdaroğlu’nun tecrübesi, siyasi birikimi ve parti hafızasını temsil eden konumu göz ardı edilmeden, demokratik bir zeminde çözüm aranması hem CHP’nin hem de Türk siyasetinin yararına olacaktır.