Bir Tercüman, Bir Tanık, Bir Diyarbakır Kadını

Bir Tercüman, Bir Tanık, Bir Diyarbakır Kadını:

Angel İstek Alcu

“Çıkamaz çocukluğundan dışarı kimse…

Bundandır inanmamamız kocaman bombalara.”

Belki de Angel İstek Alcu’nun hayatını en iyi anlatan dizeler bunlardı.

Çünkü o, savaşların gölgesinde bile umudunu kaybetmedi.

Yaptığı işi yalnızca bir meslek olarak görmedi.

Onun için önemli olan;

orada olmak,

tanıklık etmek

ve insan hikâyelerini dünyaya ulaştırabilmekti.

Diyarbakır’da dünyaya geldi.

İlk ve ortaöğrenimini bu kadim şehirde tamamladı.

Hayata bakmayı,

insanı anlamayı,

umudu kaybetmemeyi

bu şehrin sokaklarında öğrendi.

2003 yılında Irak’ın işgaliyle birlikte yabancı basın kuruluşlarıyla çalışmaya başladı.

Profesyonel bir tercümandı.

Ama yaptığı iş yalnızca kelimeleri çevirmek değildi.

Bombaların gölgesinde görev yaptı.

Savaşın soğuk yüzüyle karşılaştı.

Acıya,

göçe,

kayıplara

ve sayısız insan hikâyesine tanıklık etti.

Haberleri yazan değildi.

Ama o haberlerin yaşandığı her yerdeydi.

İyi derecede İngilizce biliyordu.

Ama ona göre bu işi iyi yapmak için yalnızca yabancı dil bilmek yetmezdi.

İnsanı tanımak,

kültürü bilmek

ve sokağın dilini anlamak gerekiyordu.

İşte bu anlayışı,

güvenilirliği,

titizliği

ve çalışma disiplini,

onu yıllar içinde uluslararası haber kuruluşlarının en çok başvurduğu isimlerden biri yaptı.

Irak’ta…

Suriye’de…

İran sınırında…

Dünyanın en zor coğrafyalarında görev yaptı.

2016 yılında Londra’da Martin Adler Onur Ödülü’ne layık görüldü.

Ama Angel İstek Alcu’yu farklı kılan,

aldığı ödüller değildi.

En zor zamanlarda bile umudunu kaybetmemesiydi.

Ve hiç değişmeyen bir sevgisi vardı:

Diyarbakır…

Onun için yalnızca doğduğu şehir değildi.

Sorular soran,

sorgulayan,

asi ruhlu

ve kendine has bir memleketti.

Belki de bu yüzden,

insanların hikâyelerine tanıklık ederken,

bir yandan da memleketinin sesini dünyaya taşıdı.

Çünkü Angel İstek Alcu’nun hikâyesi,

nerede olursa olsun,

hep Diyarbakır’da başladı.