Bir Ses, Bir Şehir, Bir Hafıza:
Celal Güzelses
Nam-ı Diğer Şark Bülbülü
“Kar mı yağmış Diyarbakır’ın dağına,
Bülbül konmuş bostanına bağına,
Yeni gelmiş sarılmağın çağına,
Reva mıdır niye ben murad almıyayım…”
Bazı hikâyeler bir türküyle başlar…
Ve bazı türküler yalnız bir insanı değil, bir şehri anlatır.
İşte o hikâyelerden biri…
Celal Güzelses.
1900 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Fevzi Efendi’nin torunu, Derviş Halil Efendi’nin oğlu…
Ama zaman onu yalnızca bir ailenin evladı olarak bırakmadı.
Bir şehrin sesi yaptı.
Ve halk ona bir isim verdi:
Şark Bülbülü…
Çocukluğu Diyarbakır’ın dar sokaklarında, avlulu evlerinde geçti.
Bu şehrin sesini içine çekti.
Türküsünü duydu.
Hüznünü öğrendi.
Çünkü bazı şehirler yalnız insan yetiştirmez…
Hafıza da yetiştirir.
Celal Güzelses işte böyle bir hafızanın içinden çıktı.
O yalnızca bir sanatçı değildi.
Bestekârdı…
Derlemeciydi…
Bir kültür emekçisiydi.
Diyarbakır türkülerini derledi.
Unutulmaya yüz tutmuş nice ezgiyi kayıt altına aldı.
Sözlü kültürde yaşayan eserleri gelecek kuşaklara taşıdı.
Onun emeği sayesinde nice türkü kaybolmadı.
Söylediği her türküde yalnız sesi değil…
Bir şehir konuştu.
Bir hanın yankısı…
Bir uzun havanın sızısı…
Bir Diyarbakır akşamının hüznü…
Onun sesi yalnız bir yorum değildi.
Bir dönemin hafızasıydı.
Onun sesiyle Diyarbakır yalnız kendi sokaklarında kalmadı.
TRT mikrofonlarından Anadolu’nun dört bir yanına ulaştı.
Ve nice insan bu şehri onun sesiyle tanıdı.
Çünkü bazı insanlar yaşadıkları yeri anlatmaz.
Onu seslerinde taşır.
Celal Güzelses de öyleydi.
Diyarbakır’ı türkü türkü taşıdı.
1 Şubat 1959…
Yine Diyarbakır…
Doğduğu şehirde gözlerini kapattı.
Ama bazı insanlar vardır…
Öldükleri gün gitmezler.
Unutuldukları gün giderler.
Celal Güzelses hiç gitmedi.
Çünkü onun sesi hâlâ yaşıyor.
Bir eski plakta…
Bir uzun havada…
Bir düğün gecesinde…
Bir Diyarbakırlının hafızasında…
Celal Güzelses…
Bir insanın adı olmaktan çıktı.
Diyarbakır’ın sesi oldu.
Şark’ın bülbülü oldu.
Bir şehrin hafızasında hiç susmayan yankısı oldu.