Baharın gelişi bazen takvimle değil, bir kanat sesiyle anlaşılır. Bursa’nın bir köyünde, göç yolundan dönen bir leyleğin her yıl aynı kayığa konmasıyla… İnsan kalbinin doğayla kurduğu en sade, en sahici bağlardan biri bu. Bir balıkçı ile bir leyleğin dostluğu; abartısız, iddiasız, ama bir o kadar derin.
Hikâyeyi ilk duyduğumda, “Tesadüf işte” diyen iç sesimi susturamadım. Ama yıllar geçtikçe o kayığın başında bekleyen sabrı, gökyüzünden gelen o tanıdık inişi ve aradaki sessiz anlaşmayı gördükçe, tesadüfün yerini alışkanlık, alışkanlığın yerini güven aldı. İnsanlar söz verip tutamazken, bir kuşun aynı omuza konması bize sözün başka bir dilde de verilebildiğini hatırlatıyor.
Bu dostluk, büyük laflara ihtiyaç duymuyor. Ne romantize edilmiş bir doğa anlatısı, ne de insanı merkeze koyan bir öykü. Aksine, insana yerini gösteren bir incelik var içinde. Balıkçı, gökyüzünün ritmine uymayı öğreniyor; leylek, yeryüzünde bir omuz bulmanın huzurunu. İkisi de birbirini değiştirmeye çalışmıyor. Belki de bu yüzden yıllara yayılan bir sadakat doğuyor.
Bugünün gürültülü dünyasında, her şey hız ve fayda hesabına göre ölçülürken, bu hikâye bize bambaşka bir ölçü sunuyor: Beklemek. Beklemenin içindeki saygıyı, sabrı ve kabullenişi… Sosyal medyada birkaç saniyede tüketilen görüntüler arasında, bir kayığın başında geçen o sessiz dakikalar adeta zamanın akışını yavaşlatıyor. “Bir şey yapmadan” kurulan bağların gücünü hatırlatıyor.
Gazetecilikte çoğu zaman acının, krizin, kopuşun izini süreriz. Oysa bazen iyiliğin izini sürmek de bir sorumluluktur. Çünkü umut, kendiliğinden çoğalmıyor; görünür oldukça çoğalıyor. Bu dostluk, bize insanın doğayla kavga etmek zorunda olmadığını, birlikte yaşamanın mümkün ve hatta güzel olduğunu fısıldıyor. Bir köyün adı, bir kuşun gelişiyle anılır hale geliyorsa, orada yalnızca bir hikâye değil, bir değer yaşatılıyordur.
Belki de en çok bu yüzden etkiliyor bizi: İnsanın kalbinde hâlâ yer açılabildiğini gösterdiği için. Gökyüzünden gelen bir misafire, her yıl aynı yerde, aynı sadelikle yer açmak… Büyük ideallerin, uzun nutukların yapamadığını bir bakış, bir iniş, bir omuz yapıyor.
Bahar yine gelecek. Kayık yine suya inecek. Gökyüzünde bir gölge belirecek. Ve biz, bu küçük mucizeyi izlerken, dünyanın hâlâ yaşanabilir olduğuna biraz daha inanacağız. Çünkü bazen umut, bir kanat çırpışının suya düşen gölgesidir. Ve o gölge, kalbimize değdiğinde, insan olmanın ne demek olduğunu yeniden hatırlarız.