Bir Gazeteci, Bir Savaş Muhabiri, Bir Tanık

Bir Gazeteci, Bir Savaş Muhabiri, Bir Tanık

Felat Bozarslan

Bir anne çocuğunu ararken o oradaydı.

Bir şehir yıkılırken o oradaydı.

İnsanlar evlerini terk ederken o yine oradaydı.

Bazen elinde oyuncak yerine bir parça ekmek tutan bir çocuğun sessizliğine…

Bazen de bir annenin çaresiz feryadına tanıklık etti.

Onun hikâyesi; Diyarbakır’dan çıkıp savaşın ortasında gerçeğin peşinden yürüyen bir gazetecinin hikâyesidir.

1979…

Diyarbakır Alipaşa…

Çocukluğu bu kadim şehirde geçti.

Yoksulluk, onun için anlatılan bir hikâye değil…

Hayatın ta kendisiydi.

Su sattı.

Simit sattı.

Sanayide çalıştı.

Eczanede çıraklık yaptı.

Ama içinde hep bir merak vardı:

Gazeteci olmak…

Zamanla bu merak, gerçeğin peşinden gitme arzusuna dönüştü.

Gazeteciliğe 1996 yılında Sabah Gazetesi’nde officeboy olarak başladı.

Henüz lise öğrencisiydi.

Bir gün büro şefi eline bir fotoğraf makinesi uzattı.

“Git…

Diyarbakır’da satılan Brezilya karpuzlarını çek ve haberleştir.”

Fotoğrafları çekti, haberini yazdı.

Ertesi gün…

Gazetede ilk kez adını gördü.

Belki de o gün yalnızca ilk haberini yapmadı…

Hayatının yönü de değişti.

1997 yılında İhlâs Haber Ajansı’na geçti.

2003 yılında Irak Savaşı başladığında cephedeydi.

Musul’da sırtından yaralandı.

Ölümün kıyısından döndü.

Sekiz ameliyat geçirdi.

Ama mesleğinden vazgeçmedi.

Yıllarca savaşların ve insani krizlerin ortasında gerçeğin izini sürdü.

Bugün DW Türkçe’nin Diyarbakır muhabiri ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı.

Ama onu farklı kılan yalnızca savaş muhabirliği değildi.

Bir gün iki engelli üniversite öğrencisi için burs aradı.

Bulamadı.

O da beklemedi.

Kendi maaşından karşıladı.

İki öğrenciyle başlayan o iyilik…

Bugün yetim ve öksüz çocuklar da dâhil 16 öğrencinin eğitimine umut oluyor.

Savaş ona çok şey gösterdi…

Ama en çok şunu öğretti:

Bazen bir insanın hayatına dokunmak…

En büyük haberden daha değerlidir.