Bir Gazeteci, Bir Sanayici, Bir Diyarbakır Sevdalısı

Bir Gazeteci, Bir Sanayici, Bir Diyarbakır Sevdalısı:

Raif Türk

“Diyarbakır deyince aklıma bir avuç toprak gelmiyor.

Bu topraklarda doğdum.

Gitsem herhangi bir yerde de para kazanırım.

Ama bu memlekette doğduk.

Diyarbakır yoksulu çok olan bir memlekettir.

Bir şey yapabiliyorsak yapalım; onlara faydamız olsun istiyorum.”

Bu sözler Raif Türk’e ait…

Belki de bütün hayatını anlatan en güçlü cümlelerdi.

Çünkü onun hikâyesi,

doğduğu topraklara vefa borcunu ödemeye çalışan bir Diyarbakırlının hikâyesiydi.

1949 yılında Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Şeyhbuban Köyü’nde dünyaya geldi.

Çocukluğu yoksullukla,

gençliği mücadeleyle geçti.

Tarlada çalıştı.

Rençberlik yaptı.

Ama okumaktan,

öğrenmekten

ve hayal kurmaktan hiç vazgeçmedi.

Öğretmen okulunda eğitim gördü.

Daha sonra gazeteciliğe yöneldi.

Anadolu Ajansı’nın Diyarbakır Bölge Müdürlüğü’nün kurulmasına öncülük etti.

Zor dönemlerde gazetecilik yaptı.

Bedeller ödedi.

Ama ne kaleminden,

ne de memleketinden vazgeçti.

Hayatının sonraki yıllarında yolu taşla kesişti.

Diyarbakır’ın mermerini ve bazaltını,

yalnızca Türkiye’ye değil,

dünyaya tanıtmak için çalıştı.

Kurduğu yatırımlarla,

binlerce insana iş kapısı açtı.

Ama onu farklı kılan,

yalnızca kurduğu fabrikalar değildi.

İnsana dokunabilmesiydi.

Bu yüzden eğitime büyük önem verdi.

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde,

yaklaşık bin öğrencinin eğitim göreceği

Raif Türk İlkokulu’nu yaptırdı.

Okulun açılışında söylediği şu söz,

belki de ömrünün en anlamlı eserini anlatıyordu:

“Hayatımda yaptığım hiçbir şey,

bu okulu çocuklarımıza kazandırmak kadar

engin bir coşku vermedi bana.”

20 Ekim 2022’de hayata veda etti.

Ardında fabrikalar,

işletmeler

ve başarı hikâyeleri bıraktı.

Ama gerçekte geride bıraktığı en büyük miras,

Diyarbakır’a duyduğu inanç

ve memleketine olan vefasıydı.

Raif Türk,

taşın içindeki değeri dünyaya gösterdi.

Ama ömrü boyunca,

en büyük değeri

doğduğu topraklarda gördü.