Bir Atatürk Portresi Bir Nazar Boncuğu

LinkedIn'e zaman zaman ne kadar kızsam da hakkını vermem gereken bir konu var: Pazarlama, iletişim ve marka dünyasında olup bitenleri takip etmek için gerçekten iyi bir mecra.

Hatta son zamanlarda bu köşenin ilham kaynaklarından biri haline geldi diyebilirim. Karşıma çıkan bir uygulamayı görüp üzerine düşünmeyi, sonra kendi bakış açımla yorumlayıp sizlerle paylaşmayı seviyorum. Üstelik sosyal medyanın güzel taraflarından biri de bu. Hepimizin önüne aynı içerikler düşmüyor. Algoritma zamanla neye ilgi duyduğumuzu öğreniyor ve bizi biraz da kendi ilgi alanlarımızdan oluşan bir dünyaya götürüyor.

Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir IKEA mağazası fotoğrafı da tam olarak böyleydi. IKEA hepimizin bildiği, hatta muhtemelen çoğumuzun evinde en az bir parçası bulunan global markalardan biri. Mağazalarında oluşturduğu örnek odaları da biliyoruz. Mutfaklar, salonlar, çalışma odaları... Her şey düzenli, uyumlu ve biraz da Pinterest'ten çıkmış gibi. Duvarlarda çoğunlukla soyut görseller, doğa fotoğrafları ya da dekoratif posterler görmeye alışığız. Ama bu kez çalışma odası örneğinde başka bir şey vardı.

Duvarın merkezinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün portresi, hemen yanında ise nazar boncuğu bulunuyordu. Fotoğrafı gördüğümde açıkçası çok hoşuma gitti. Çünkü bir anda o kusursuz IKEA odası, Türkiye'de gerçekten karşılaşabileceğimiz bir çalışma odasına dönüşmüş.

Düşünün.

Türkiye'de birçok ofise girdiğinizde duvarda bir Atatürk portresi görürsünüz. Bir köşede Türk bayrağı vardır. Yanında nazar boncuğu, nar ya da bulunduğunuz bölgeye ait küçük bir motif görebilirsiniz.

Hatta yeni bir ofise hayırlı olsun ziyaretine giderken bile hediyemizi buna göre seçeriz. Nazar değmesin diye nazar boncuğu, bereket getirsin diye nar... Resmi bir ziyaretin sonunda fotoğraf çekilecekse de çoğu zaman Atatürk portresinin, Türk bayrağının ya da kurum logosunun bulunduğu alan tercih edilir.

Yani IKEA'nın yaptığı şey aslında çok küçük, mağazanın tamamını Türkiye'ye göre değiştirmemiş, yeni bir ürün tasarlamamış, dev bir reklam kampanyası da hazırlamamış. Sadece bulunduğu ülkenin gündelik hayatından birkaç detayı, doğru yere koymuş. Ve bence tam da bu yüzden etkili.

Pazarlamada sıkça konuştuğumuz lokalleştirme kavramının en sade örneklerinden biri bu olabilir. Global bir markanın dünyanın her pazarı için ayrı ürünler üretmesi elbette her zaman mümkün ya da gerçekçi değil ama bazen ürünü değiştirmeden, onun etrafında oluşturduğunuz dünyayı yerelleştirmek mümkün. Çünkü tüketici yalnızca satın aldığı ürüne bakmıyor, kendisinden bir şey görmek de istiyor, kendi kültürünü, kendi alışkanlıklarını, kendi değerlerini belki de kendine benzeyen bir evi.

İşin iletişim tarafında beni en çok düşündüren nokta ise burada başlıyor. Bu fotoğrafı gördükten sonra IKEA'ya karşı hissettiğim sempati arttı. Hatta bir sonraki gidişimde mağazayı gezerken başka nerelerde böyle detaylar kullanılmış diye bakacağımı düşündüm. Ortada doğrudan yapılmış bir reklam yok, biz Türkiye'yi çok önemsiyoruz diyen büyük bir slogan yok ama bunu söylemeden hissettiren küçücük bir detay var.

Bence markaların bazen kaçırdığı nokta da tam olarak bu. Her iletişim çalışmasının büyük olması gerekmiyor her kampanyanın milyonlarca kişiye ulaşması gerekmiyor her mesajın bağıra bağıra söylenmesi de gerekmiyor. Bazen tüketicinin kendinden bir parça görmesi, onlarca reklam cümlesinden daha güçlü bir bağ kurabiliyor. Çünkü iyi iletişim her zaman en çok konuşan değildir, bazen doğru kişiye, doğru yerde, doğru şeyi hissettirendir ve bazen bunun için gerçekten sadece bir Atatürk portresi ile küçük bir nazar boncuğu yeter.