Türkiye, uzun yıllardır enerjisini, insan kaynağını ve geleceğe dair umutlarını tüketen büyük bir yükten kurtulmanın eşiğinde.
Bugün önümüzde duran mesele yalnızca bir kanun teklifi değildir.
Mesele, Türkiye’nin terörle mücadelede yeni ve tarihi bir sayfa açması, silahların tamamen devreden çıkması, toplumsal bütünlüğün güçlenmesi ve ülkemizin enerjisini artık kalkınmaya, üretime, refaha ve güçlü bir geleceğe yöneltmesidir.
İşte bu nedenle “Terörsüz Türkiye” hedefi, günübirlik siyasi tartışmaların çok ötesinde, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren tarihi bir devlet ve millet meselesidir.
Ve bu tarihi süreçte Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin attığı adımın hakkını teslim etmek gerekir.
Çünkü bugün gelinen noktada Bahçeli’nin daha ilk günden ortaya koyduğu siyasi irade, sürecin en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur.
“Terörsüz Türkiye” hedefinin hukuki altyapısını oluşturması amacıyla hazırlanan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin TBMM’de imzaya açılması ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından imzalanması, sıradan bir siyasi gelişme olarak görülmemelidir.
Bahçeli ile birlikte TBMM Başkanvekili Celal Adan, Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Filiz Kılıç ve Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın da teklife imza koyması, MHP’nin bu sürece verdiği desteğin açık bir göstergesidir.
Bu tablo aynı zamanda şunu söylüyor. Türkiye artık terörün gölgesinde yaşayan bir ülke olmak istemiyor.
Türkiye, silahın değil siyasetin, çatışmanın değil kardeşliğin, korkunun değil huzurun konuşulduğu bir geleceğe yürümek istiyor.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” konusunda ortaya koyduğu siyasi iradenin ne kadar önemli olduğu daha net görülüyor.
Bahçeli’nin cesur çıkışı, Türkiye’nin yıllardır çözemediği en ağır meselelerden birinin farklı bir zeminde ele alınmasının önünü açtı.
Elbette böylesine büyük bir meselenin çözümü bir kişinin, bir partinin veya bir kurumun başarısı değildir.
Bu, devletin, milletin ve TBMM çatısı altında sorumluluk üstlenen siyasi iradenin ortak başarısı olmak zorundadır.
Ancak tarihi süreçlerde ilk adımı atmanın, risk almanın ve siyasi irade ortaya koymanın da özel bir anlamı vardır.
İşte Devlet Bahçeli’nin hakkı burada teslim edilmelidir. Sürecin önemli aşamalarından biri de TBMM’de oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu oldu.
51 üyeden oluşan komisyonun çalışmaları sonucunda ortaya çıkan ortak rapor, meselenin yalnızca güvenlik perspektifinden değil, demokrasi, hukuk, toplumsal bütünleşme ve milli birlik ekseninde değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerle görüşmeleri ve çerçeve kanun teklifinin hazırlanması için yürütülen temaslar da sürecin Meclis zemininde ilerlediğini gösteriyor.
Şimdi sıra, bu iradenin hukuk zemininde somutlaştırılmasında.
İmza sürecinin tamamlanmasının ardından teklifin TBMM Başkanlığı’na sunulması, ilgili komisyona gönderilmesi ve ardından Genel Kurul’un gündemine gelmesi bekleniyor.
Burada herkesin sorumluluğu büyük. Çünkü mesele bir partiye, bir lidere veya bir siyasi görüşe ait değildir. Bu mesele Türkiye’nindir.
Şunu artık açıkça söylemek gerekiyor. Türkiye’nin terörle kaybedecek tek bir insanı, harcayacak tek bir yılı, heba edecek tek bir enerjisi yoktur.
Terörün sona ermesi yalnızca güvenlik açısından değil, ekonomi, yatırım, turizm, eğitim, istihdam, sosyal refah ve bölgesel kalkınma açısından da Türkiye’ye büyük bir nefes aldıracaktır.
Dağlara, çatışmalara, güvenlik sorunlarına ve korkuya ayrılan kaynakların, fabrikalara, üniversitelere, yollara, hastanelere, teknolojiye, gençlerin geleceğine ve üretime aktarılması Türkiye’yi çok daha güçlü bir noktaya taşıyacaktır.
Terörsüz Türkiye demek, daha güçlü ekonomi demektir.
Terörsüz Türkiye demek, daha fazla yatırım demektir.
Terörsüz Türkiye demek, gençlerin geleceğe daha büyük umutla bakması demektir.
Terörsüz Türkiye demek, Türkiye’nin bölgesinde çok daha güçlü bir aktör haline gelmesi demektir.
Kısacası, Terörsüz Türkiye, güçlü Türkiye’dir.
Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var. Bu fırsatı siyasi hesaplara, günlük polemiklere ve kısır tartışmalara kurban etmemeliyiz.
Elbette hukuk devleti ilkelerinden, milletimizin hassasiyetlerinden ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısından taviz verilmemelidir.
Terörün tamamen sona ermesi, silahların geri dönülmeyecek şekilde bırakılması ve kamu düzeninin eksiksiz şekilde korunması bu sürecin temel şartlarıdır.
Ancak terörün sona ermesiyle birlikte Türkiye’nin önünde yepyeni bir dönem başlayabilir. Artık çocuklarımızın terör haberleriyle değil, başarı hikayeleriyle büyüdüğü, gençlerimizin çatışma ve korkuyla değil, eğitim, teknoloji ve üretimle geleceğini kurduğu, Doğu’sundan Batı’sına, Kuzey’inden Güney’ine herkesin aynı ortak gelecek duygusunda buluştuğu bir Türkiye mümkündür.
Bunun adı milli birliktir.
Bunun adı toplumsal bütünleşmedir.
Bunun adı güçlü Türkiye’dir.
Şimdi Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, birbirini suçlamak değil, ortak akılda buluşmaktır.
TBMM’nin bu tarihi süreçte üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi, siyasi partilerin de ülkenin geleceğini günlük siyasi hesapların üzerinde tutması gerekiyor.
Çünkü yarının tarih kitaplarında bugün atılan adımların nasıl anlatılacağını bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var.
Türkiye terör belasından kurtulursa, bunun kazananı herhangi bir siyasi parti değil, 86 milyon olacaktır.
Bu nedenle sürece katkı veren herkesi desteklemek, doğru adımları cesaretlendirmek ve yanlış gördüğümüz noktaları da yapıcı biçimde ifade etmek gerekir.
Devlet Bahçeli’nin sürecin başlangıcında ortaya koyduğu siyasi iradeyi de bu anlayışla değerlendirmek gerekir.
Bahçeli’nin attığı imza, yalnızca bir yasa teklifine atılmış imza asla değildir.
O imza, Türkiye’nin terörle geçen yıllarının ardından yeni bir geleceğe yürüyebilme iradesinin de sembolüdür.
Şimdi Türkiye’nin önünde tarihi bir yol var.
Bu yolun sonunda, daha huzurlu, daha güvenli, daha müreffeh, daha demokratik, daha güçlü ve daha büyük bir Türkiye olabilir.
Bunun için hepimizin aynı noktada buluşması gerekiyor:
Terörsüz Türkiye… Güçlü Türkiye… Büyük Türkiye!
Ve artık Türkiye’nin kaybedecek zamanı yok.
Türkiye’nin şahlanma zamanı gelmiştir.