MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu.

İşte Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkan satır başları: Bir yanda tarifsiz zenginlik ve doyumsuzluğun yarattığı sapkınlık, diğer yanda açlıktan ölen çocuklar ve sefaletin gölgesinde var olma mücadelesi veren masumlar bulunmaktadır. Her ne kadar 21. yüzyılın demokrasinin yaygınlaşması, hukukun üstünlüğünün hakim kılınması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve insanlığın ortak refahı ile mutluluğu açısından fırsatlar sunması beklense de, ikinci çeyreğine girdiğimiz bu yüzyıl uluslararası terörizm, göç, etnik çatışmalar, iç karışıklıklar, savaşlar, uluslararası hukuka aykırı çifte standartlar, açlık ve yoksulluk, zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasında büyüyen uçurum ve çevresel felaketler gibi sorunlarla ilerlemektedir.

A A 20260331 40972627 40972616 M H P G R U P T O P L A N T I S I

Emperyalist güçler, insani duyarlılıkları ve uluslararası kuralları yok sayarak ya da ortadan kaldırarak kendi imtiyaz ağlarını genişletme çabası içindedir. Teknolojik ve ekonomik hakimiyetin sağladığı üstünlükle hedef alınan ülkelerde etnik ve dini unsurlar, istikrarsızlaştırmanın en önemli araçları ya da iş birliği aktörleri olarak kullanılmaktadır. Maalesef bu gelişmeler Müslüman coğrafyaların adeta kaderi haline gelmiştir. Bölgemizde yaratılan nobranlığın, barbarlığın ve emperyalist heves ile emellerin önemli sebeplerinden biri de bundan yüz yıl önce kurgulanan, haritaların emperyalist masalarda çizildiği ve mazlum halkların sömürgeci canilere meze yapılmak istendiği Sykes-Picot düzeninin revize edilerek yeniden bölgemizde ve dünyada hakim kılınması arzusudur. Aktörler ve araçlar değişse de taraflar ve emeller hiç değişmemektedir. Bir tarafta bugünün sömürgecileri ve emperyalistler, diğer tarafta mazlumlar ve mahzunlar bulunmaktadır. Yeniden kurgulanan Sykes-Picot düzeninde ideolojik saplantıların ve teolojik sapkınlıkların iktidar olduğu İsrail'in İslam topraklarını işgal ve sömürme planı vardır.

"İSRAİL DÜNYANIN HUZUR VE İSTİKRARI İÇİN CİDDİ BİR TEHLİKE VE TEHDİTTİR"

Etnik, dini ve mezhepsel olarak binbir parçaya bölünmüş, istikrarsız, güvensiz, marjinalize edilmiş ve terörize edilmiş gruplarla çatışma ve kaosun egemen olduğu bir bölge hedeflenmektedir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde "Öyle insanlar vardır ki adeta hayrın anahtarları, şerrin kilitleri gibidir" buyurmuşlardır. Öyleleri de vardır ki şerrin anahtarları, hayrın kilitleri gibidir. Bugün yaşadığımız siyonist barbarlık, ABD ve İsrail ortak yapımı hukuksuzluğun, zulmün ve kötülüğün adeta şerrin anahtarıdır. İsrail, Gazze başta olmak üzere İran ve Lübnan üzerinde izlediği saldırgan politikalarla bölgeyi adeta cehenneme çevirmiş ve huzur umudunun sönmesine neden olmuştur. Açıkça görülmektedir ki İsrail hem bölgenin hem de dünyanın huzur ve istikrarı için ciddi bir tehlike ve tehdittir. ABD'nin Orta Doğu politikasının İsrail tarafından esir alındığı algısı Batı ve Amerikan halkında büyük tepkiye ve öfkeye neden olmaktadır. İsrail'in katliam politikaları Yahudilerin dünya genelinde nasıl algılanacağına dair oldukça kötü ve köklü bir değişimin zeminini hazırlamıştır.

A A 20260331 40972627 40972617 M H P G R U P T O P L A N T I S I

"ORTA DOĞU'DA BİR REJİM DEĞİŞECEKSE BU İSRAİL OLMALIDIR"

Daha önce de ifade edildiği gibi dünya Yahudilerinin İsrail'in bu halinin sürdürülemez olduğunu ve Yahudiliğe zarar verdiğini görmesi ve bunu insanlığa ilan etmesi gerekmektedir. Bize göre İsrail antisemitizmi üreten yeni bir araç haline gelmiştir ve bu sapkınlıktan arındırılması dünya Yahudiliği için de oldukça önemli ve kaçınılmazdır. Artık İsrail'in Netanyahu'ya mahkum ve mecbur olmadığının, Netanyahu'nun politika ve yaklaşımlarının Yahudiliği temsil etmediğinin yüksek sesle haykırılması zamanı gelmiştir. Orta Doğu'da bir rejim değişecekse bu İsrail olmalıdır.

"TRUMP SAVAŞI SAHTE BİR ZAFER İLANIYLA BİTİRMENİN ARAYIŞI İÇİNDEDİR"

"Özkan Yalım partiden ihraç edilecek" iddiasına CHP'den yanıt
"Özkan Yalım partiden ihraç edilecek" iddiasına CHP'den yanıt
İçeriği Görüntüle

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın kendi ülkesi dahil birçok ülkedeki savaş karşıtı protestoları dikkate alarak Netanyahu'yu ve İsrail'i sınırlandırması zorunluluk halini almıştır. Savaşları bitireceğim diyerek iktidara gelen Trump, bu savaşla kapanmayacak bir yara ve tamiri zor bir yıkım meydana getirmiştir. Trump, 340 milyonluk Amerika Birleşik Devletleri'ni 10 milyonluk İsrail'in kan emici Başbakanı Netanyahu'nun kuyruğuna takmış ve tüm bölgeyi felakete sürüklemiştir. Şimdi de savaşı sahte bir zafer ilanıyla bitirmenin arayışı içindedir. Böyle bir Amerika'nın büyük Amerika olamayacağı açıktır. Böyle bir Amerika'nın dünya barışı, düzeni, istikrarı ve refahı vadetmediği ortadadır. Ortaya çıkan bu çarpık düzenin sahiplerinin yaşattıklarını bir gün mutlaka kendilerinin de yaşayacakları beklenen bir durumdur.

Tüm bu cüretkar ve hesapsız saldırılar sürerken Türkiye olarak ayağımızı sağlam Anadolu'ya bastığımızı, gözümüzün ve kulağımızın ise Tebriz'de, Urumiye'de, Hemedan'da, Kerkük'te, Musul'da ve Erbil'de olduğunu dost da düşman da bilmelidir. Bizim için sadece bir komşu değil, din ve dil kardeşlerimizin ülkesidir. Tuğrul Bey'in Selçuklusu, Uzun Hasan'ın Akkoyunlusu, Nadir Şah'ın Afşarlısı, Şah İsmail'in Safevisi, İran bizim için Halaç'tır, Türkmen'dir, Kaşkay'dır. Türk'üyle, Fars'ıyla, Kürt'üyle ve Arap'ıyla kardeştir. Zaman, geçmişte yapılan yanlışlıkları, komşuluk ve kardeşlik hukukuna uymayan davranışları ve kendi içindeki hak mahrumiyetlerini bir kenara bırakıp bu ahlaksız saldırı karşısında haktan ve hukuktan yana olmak ve Siyonist zalimliğe karşı İran halkının yanında durma zamanıdır.

A A 20260331 40972627 40972618 M H P G R U P T O P L A N T I S I

"TÜRK MİLLETİ HER ZAMAN ZALİME KARŞI MAZLUMUN YANINDA OLMUŞTUR"

Çocukları öldüren, Gazze'yi on binlerce bombayla ve füzeyle yok eden, Kudüs'te mukaddeslere el süren, Lübnan'ı tarumar eden ve İslam ülkelerini birbirine düşüren bu şer ve fesat ittifakının karşısında durmak için insan olmak yeterlidir. Kaldı ki Türk milleti her zaman zalime karşı mazlumun yanında olmuştur. Savaşın uzamaması ve bir an önce ateşkesin sağlanması şüphesiz ki dünyanın geleceği için acil bir ihtiyaçtır. Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki savaşın yaygınlaşması petrol, doğal gaz ve bunların türev ürünleriyle gıda fiyatlarında artışa, Körfez'deki Arap coğrafyasından göçe, Lübnan'da geri döndürülemez bir yıkıma ve mahvolmaya, Kızıldeniz'de çatışmaya ve Babülmendep Boğazı'nın kapanmasına, Irak'ın yeni bir belirsizlik ve çatışma sürecine girmesine, İsrail'in tüm dünyadaki Yahudilerin hayatını riske atmasına ve Yahudi karşıtlığının yükselmesine ve radikalizmin köklerinin güçlenmesine sebep olacaktır. Bunun için diyorum ki dünya haksız ve hukuksuz saldırganlığın bedelinin ödenmediği bir yer olarak kalmamalıdır. Bebek, çocuk, kadın ve yaşlı demeden yapılan katliamların cezasız kaldığı bir dünya olmamalıdır. Dünya, rafinerilerin, gaz yataklarının, petrol üretim sahalarının ve elektrik santrallerinin vurulup çevre felaketlerine yol açanların serbestçe dolaşabildiği bir yere dönüşmemelidir. İnsan hak ve hürriyetlerine, emeğe, alın terine, gözyaşına, adalet ve eşitlik arayışına sırt çevirenlerin insafına asla terk edilmemelidir.

"DÜNYA, TÜRKİYE'NİN SAMİMİYETLE YÜRÜTTÜĞÜ DİPLOMATİK ÇABALARA SES VERMELİ"

O sebeple dünya, Türkiye'nin samimiyetle yürüttüğü diplomatik çabalara ses vermeli ve savaşa karşı ortak bir tavır geliştirme basiretini göstermelidir. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak milletimizin huzur ve refahını, sağlam ve egemenlik haklarımızı koruma sorumluluğumuzla birlikte İslam toplumlarına, Türk dünyasına ve bütün insanlığa adalet, ahlak ve akıl üçgeninde şekillenecek, ihmal edemeyeceğimiz sorumluluklarımız vardır.

A A 20260331 40972627 40972619 M H P G R U P T O P L A N T I S I

"GEREKİRSE YEDİ DÜVELİ YİNE DENİZE DÖKERİZ VE DİZE GETİRİRİZ"

Lider ülke ve süper güç olma hedefine ulaşmış bir Türkiye, adalet esaslı medeniyet inşasıyla mazlum milletler ve küresel düzen için umut olacaktır. Hasımlığıyla hedefinde Türkiye olanlara diyorum ki, yüzyıl önce emperyalist masalarda çizilen haritaları ecdadımız nasıl yırtıp attıysa yine yırtarız, gerekirse yedi düveli yine denize dökeriz ve dize getiririz. Zira Namık Kemal’in dizeleriyle ecdadımızın heybeti maruftur, fıtrat değişir sanma o kan yine o kandır.

"ULUSLARARASI SİSTEM AĞIR YARALI HALDEDİR VE ADETA CAN ÇEKİŞMEKTEDİR"

Değerli milletvekillerim, uluslararası gelişmelere bakıldığında küresel vicdanı rahatlatacak, insanlığın huzuru için umudumuzu kuvvetlendirecek ve geleceğe ümitle bakmamıza vesile olacak gelişmelerin yaşandığını ifade etmek pek mümkün görülmemektedir. Vahşi ve eli kanlı emperyalizm, kuralsızlık, hukuksuzluk ve ahlaksızlık örneklerinin yenilerini sergilemekten vazgeçmemektedir. Uluslararası sistem ağır yaralı haldedir ve adeta can çekişmektedir. Küresel dengelerin değiştiği, bölgesel fay hatlarının harekete geçtiği, siyasi ve ekonomik kırılmaların derinleştiği ağır bir buhran döneminden geçilmektedir. Kıvılcımı çıkan dünyada savaşlar, krizler ve hatta soykırımlar bile ne yazık ki kanıksanır hale gelmiştir. İnsanlık unutulmuş, Batı değerler sistemi hepten çökmüştür. Savaşların yayılması, uluslararası hukukun örselenmesi, enerji krizlerinin derinleşmesi, masum sivillerin hedef haline gelmesi insanlık vicdanının ağır bir imtihandan geçmesine neden olmaktadır. Korkarım ki dünya çok kutuplu bir gerilim sarmalına doğru hızla sürüklenmektedir. Beşikteki bebeklerin, okullardaki çocukların, hastanelerdeki yaşlıların acımasızca katledildiği bir dünyada yaşamak, insanlık değerlerini yaşatmayı varlık sebebi sayan bizim gibi asil milletler için tarifsiz bir hüzün vesilesidir. Bebek ve çocukların sesi kısılırken silah sesinin yükselmesi insanlık için utanç vericidir. Bu gidişat hayra alamet değildir ve buna dur demek 'insanım' diyen herkes için bir mecburiyet ve mesuliyettir.

A A 20260331 40972627 40972620 M H P G R U P T O P L A N T I S I

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail her canı istediğinde İran’a ya da tahakküm altına girmeyi reddeden herhangi bir başka ülkeye saldırma hakkına sahip değildir ve olmamalıdır. Nükleer tesislerin hedef alınması, enerji hatlarının işlevsiz bırakılması ve stratejik geçiş noktalarının kapanması gibi ihtimallerin gerçekleşmesi dünya ekonomisinden uluslararası güvenliğe kadar birçok alanda telafisi çok zor, belki de imkansız sonuçlar doğuracaktır. Hürmüz Boğazı başta olmak üzere kritik deniz yollarının tehlikeye girmesi enerji arzında ciddi kırılmalara neden olurken bu durum şimdiden yalnızca Türkiye gibi bölge ülkelerini değil küresel sistemi derinden sarsmaya başlamıştır. Nitekim Yemen’deki İran destekçisi Husilerin savaşa dahil olduklarını duyurmasıyla Hürmüz’den sonra Babülmendep Boğazı’nda da askeri hareketliliğin artması enerji güvenliği risklerini ve tedarik zinciri sorunlarını derinleştirebilecek niteliktedir. Daha da vahimi karşılıklı tehditlerin dozajının artması, diplomatik kanalların zayıflaması ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların sessizliği ve etkisizliği kontrolsüz bir tırmanışın yaşanabileceğine işaret etmektedir. Nükleer silah kullanımına yönelik imalar bile insanlığı nasıl bir uçurumun kenarına sürüklendiğini açıkça göstermektedir. Bu çerçevede uluslararası toplumu sağduyuya, itidale ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeye davet ediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in oluşturduğu siyonist emperyalist cinayet şebekesinin aklını başına alması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Bu savaşın kazananı olmayacaktır. Ancak dünyanın öbür ucundaki bir masum insan dahi bu savaşın ceremesini çekmek zorunda kalabilecektir. Silahların sustuğu, diplomasinin konuştuğu bir uzlaşmanın tesisi artık bir zorunluluk halini almıştır.

A A 20260331 40972627 40972622 M H P G R U P T O P L A N T I S I

Gururla ifade etmek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti, başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanımız olmak üzere barış için samimiyetle gayret göstermekte, istikrarın ve insanlığın ortak vicdanının savunucusu olmaya kararlılıkla devam etmektedir. Bölgesel ve küresel aktörlerle gerçekleştirilen üst düzey temaslar, karşılıklı ziyaretler ve çok taraflı görüşmeler Türkiye'nin savaşı sona erdirme iradesini, yapıcı ve dengeleyici rolünü bir kez daha teyit etmiştir. Türkiye, barış arayan tüm mazlum coğrafyaların umudu, istikrar arayan tüm tarafların güven kapısı haline gelmiştir. Daha önce Rusya-Ukrayna krizinde ortaya koyduğu Türk devlet aklı ve Türk medeniyetinin manevi gücünden beslenen bu çabalar, huzurlu ve müreffeh bir dünya inşa etmeye yönelik stratejik bir vizyonun tezahürüdür. İnanıyorum ki Türkiye'nin akılcı, sabırlı ve kararlı diplomatik hamleleri içinde bulunduğumuz bu karanlık tabloyu aydınlatacak, bölgemizde ve dünyada barışın, huzurun ve istikrarın yeniden yeşermesine vesile olacaktır. Ekonomik gelişmişlik açısından kuzey ile güneyin ortasında, kültür ve medeniyet akımları açısından doğu ile batı arasında bir köprü görevi gören Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik konumu itibarıyla dünyanın merkezindedir. Bu sebeple Türkiye'nin Batı'yı ve Doğu'yu Ankara merkezli kuşatan, dengeleyen ve okuyan bir dış politika anlayışına ihtiyaç vardır. Çift başlı Selçuklu kartalının doğuya ve batıya dönen yüzünden ilhamla Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçları ve milli çıkarları doğrultusunda ittifak bloklarını kuran ve bölgesinde bozulan statükoyu yeniden inşa etmeye çalışan bir vizyona dayanması gerekmektedir.

A A 20260331 40972627 40972623 M H P G R U P T O P L A N T I S I

Değerli dava arkadaşlarım, kıymetli misafirler, her ne kadar öncelikli gündem İran'a yönelik saldırı ve onun yansımaları olsa da yakından takip ettiğimiz küresel gelişmelerin İran merkezli krizle sınırlı olmadığı açıktır. Dünya genelinde çok sayıda fay hattı aynı anda kırılmakta, birbirini tetikleyen gerilimler zincirleme şekilde büyümektedir. Doğu Akdeniz'de artan jeopolitik rekabet, enerji kaynakları üzerindeki mücadeleyi daha da sertleştirmekte, deniz yetki alanları üzerinden yürütülen tartışmalar bölgesel istikrarsızlığı derinleştirmektedir. Karadeniz havzasında süregelen savaş hali Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirirken, Asya-Pasifik hattında ABD ile Çin arasındaki rekabet yeni bir küresel cepheleşmenin işaretlerini vermektedir. Rusya-Ukrayna savaşı henüz nihai bir çözüme ulaşamamıştır. Suriye'de tek Suriye ve tek ordu adına önemli mesafe alınsa da kırılgan denge Suriye'nin bütünlüğü konusunda dikkatli olmayı gerektirmektedir. Gazze'de ise insanlık dramı her geçen gün ağırlaşmaktadır. Pakistan-Afganistan hattında yaşanan gerilimler, Afrika'nın farklı bölgelerinde süregelen çatışmalar ve Latin Amerika'da yükselen siyasi istikrarsızlık dalgası küresel sistemin çok boyutlu bir kriz sarmalına sürüklendiğini açıkça göstermektedir. Avrupa ülkelerinin silah sevkiyatıyla güçlendirdiği Kıbrıs Rum yönetiminin saldırgan politikalarına göz yumulurken Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik meşru ve sınırlı savunma tedbirlerinin eleştirilmesi açık bir çifte standarttır. Hiç kimse bizden güney kesiminin silaha boğulduğu bir dönemde Kuzey Kıbrıs'ı yalnız bırakmamızı, soydaşlarımıza yönelen tehditleri görmezden gelmemizi beklememelidir. Unutulmamalıdır ki Kıbrıs bizim için alelade bir dış politika konusu değil, milli bir dava ve vazgeçilmez bir egemenlik meselesidir. Dünya genelinde yaşanan jeopolitik kırılmalar ve sistemsel dönüşüm dikkate alındığında Türk Devletleri Teşkilatı'nın yeni bir ağırlık merkezi olarak ortaya çıkması bölgede barış, huzur ve istikrarın güçlendirilmesine önemli katkı sağlayacaktır.

Bütün bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde dünyanın siyasi, ekonomik ve insani bir kırılmanın eşiğinde olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Enerji arz güvenliğinden gıda tedarikine, göç hareketlerinden ticaret yollarına kadar uzanan geniş bir alanda belirsizlikler artmakta, riskler çoğalmaktadır. Açıkça ifade etmek gerekir ki bu tablo tesadüf eseri ortaya çıkmış bir sonuç değildir. Küresel kaynakları kontrol etme arzusunda olan yeni emperyalist anlayış, krizleri derinleştirerek hakimiyet alanlarını genişletme çabası içindedir. Ne var ki bu süreçte bedeli ödeyenler yine masumlar, yine mazlumlar, yine sesi kısılmaya çalışılan milletler olmaktadır. Böylesine ağır ve çok cepheli bir küresel tablo ve İsrail’deki bazı çevrelerin Türkiye’nin yeni hedef olduğunu alenen dile getirdiği bir dönemde Türkiye’nin içeride güçlü, dirençli ve kenetlenmiş olması tarihi ve kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bazıları Cumhur İttifakı’nın dirayetinden, devletimizin kudretinden ve Türkiye’nin yükselişinden rahatsız olsa da ülkemiz bu çalkantılı dönemde büyüyerek çıkacak ve huzurlu bir dünyanın neşet etmesine de hizmet edecektir.

A A 20260331 40972627 40972624 M H P G R U P T O P L A N T I S I

CHP'Lİ BELEDİYELERDE RÜŞVET VE İRTİKAP İDDİALARI

Açıkça ifade etmek isterim ki Türkiye’nin iç cephesini zayıflatmaya yönelik her söylem, her eylem ve her kışkırtma doğrudan doğruya milli güvenliğimizi hedef almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti muhalefetin günübirlik polemikleriyle, ucuz siyasi hesaplarla, sığ tartışmalarla ve sorumsuz açıklamalarla yönetilebilecek bir ülke değildir. Hele hele böylesi hassas bir dönemde devletin yanında durmak yerine karşısında saf tutan, milli meselelerde dış mihrakların aklıyla konuşanların millet vicdanında karşılığı olmayacaktır. Her geçen gün yeni bir skandal habere konu olan CHP’li belediyeler maşeri vicdanı rahatsız etmektedir. Birbiri ardına ortaya saçılan rüşvet ve irtikap iddiaları hukuki bir mesele olmaktan çıkmış, siyasi yozlaşmanın Cumhuriyet Halk Partisi’nin her kademesine sirayet ettiğinin açık bir göstergesi haline gelmiştir. Bu vahim tablo kök salmış bir çarpık zihniyetin, çürümüş bir siyasi anlayışın ve yozlaşmış bir yönetim yapısının Cumhuriyet Halk Partisi’nde egemen olduğu izlenimini vermektedir. Şehrin emini olması gerekenler ne hazindir ki emanete hıyanet etmiş, yozlaşmanın zirvesine çıkmışlardır.

"HİÇBİR MAKAM SORUMSUZLUK ZIRHI DEĞİLDİR"

Görünen o ki Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal ve toplumsal ahlak anlayışı değişmiş ve erozyona uğramıştır. İltimas, yolsuzluk ve bunlarla iç içe geçmiş çarpık ilişki ağları derinleşmiştir. Ancak hiç kimse dokunulmaz değildir, hiçbir makam sorumsuzluk zırhı değildir. Hukukun üstünlüğü esastır ve bu tür iddiaların sonuna kadar üzerine gidilmesi, sorumluların hesap vermesi kaçınılmazdır.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ

Değerli milletvekilleri, milli birlik ve beraberliğin tesisi ortak değerler ve geçmiş üzerinde inşa edilen bir millet anlayışıyla ve müşterek bir gelecek yürüyüşüyle mümkün olabilecektir. Aramızdaki sevgi ve muhabbeti diri tutarak, kardeşlik bağlarımızı güçlendirerek ortak gelecek hedefiyle vatanımız üzerinde ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde bir ve beraber olduğumuz müddetçe aşamayacağımız hiçbir engel, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur. Birlik ve beraberliğimiz vatan sevgisinde tezahür etmekte, bağımsızlığımızın sembolü ay yıldızlı albayrağımız dalgalandığı her yerde vücut bulmaktadır. 'Korkma' diye başlayan İstiklal Marşımız ise zulme ve zalime geçit vermemektedir.

A A 20260331 40972627 40972626 M H P G R U P T O P L A N T I S I

"GEREKEN YASAL DÜZENLEME YAPILABİLMESİ İÇİN UYGUN İKLİM OLUŞMUŞTUR"

Terörsüz Türkiye süreci Türkiye’de huzur ve barış ortamını kalıcı kılarken aynı zamanda bölgesel istikrara da katkı sağlamayı hedeflemektedir. Terörsüz Türkiye milli birlik ve kardeşlik projesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan ve önemli bir görev ifade eden Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını tamamlamış, ortak komisyon raporu kabul edilmiş ve bir toplumsal mutabakat zemini ortaya çıkmıştır. Yasal düzenlemelerin yapılması için uygun iklim oluşmuştur. Bundan sonraki ilk hedef amaca hizmet edecek yasaların hızla çıkarılmasıdır.

Çevresi savaşın tüm ayrıntılarıyla kuşatılmışken bir huzur ve güven adası olmasından iftihar ettiğimiz ülkemizde birlik ve beraberliğimiz hasmane girişimlere mukabelede en etkili silahımız olacaktır. Terörsüz Türkiye böylesi bir ortamda doğru zamanda atılmış doğru adım olarak devlet ve millet hayatımızda kutup yıldızı gibi ufkumuzu aydınlatmıştır. Gelinen kritik aşamada terörsüz Türkiye yolunda tüm siyasi aktörlerin ve toplum kesimlerinin titizlikle hareket etmek, süreci provoke edecek eylem ve söylemlerden kaçınmak mecburiyeti vardır. Milletçe huzur iklimi inşa etmeye çalıştıkça öfkeden köpüren bazı başkentlerin ve bazı gizli servislerin ülkemiz içindeki gönüllü ve ücretli devşirmeleri toplumu ayrıştırmaya çalışmaktadır. Amacımız provokasyonlara aldırmadan daha demokratik, etkin, istikrarlı ve müreffeh bir Türkiye’dir.

"MİLLİ VARLIĞIMIZDAN KESİNLİKLE TAVİZ VERMEYECEĞİZ"

Gayemiz ve gayretimiz oyunları bozarak kendi yazdığımız senaryoda milletimizin rol aldığı bir iklimde emperyalizmin bilindik hedeflerini boşa çıkarmaktır. Ülkemiz hatta bölgemiz için tarihi bir fırsat olan terörsüz Türkiye hedefi güçlü bir toplumsal katkı ve siyasi irade ile tartışmasız gerçekleştirilecektir. Devletimiz bir, milletimiz birdir. Vatanımız bir, bayrağımız bir, İstiklal Marşımız birdir. Kimse yanlış hesap yapmamalı, tahriklere meyletmemelidir. Huzurun, barışın, umudun ve kardeşliğin yeşerdiği günlerde bölücü emellere heves edilmemelidir. Fitne tohumu ekmeye, terörsüz Türkiye’yi sabote etmeye kalkışılmamalıdır. Devletimizin şefkati gibi kudreti de her yere ve herkese yetişecek güçtedir. Milli birliğimizden asla geri durmayacağız. Milli varlığımızdan kesinlikle taviz vermeyeceğiz. Milli ülkülerimizle geleceği kucaklayacak ve hep birlikte Türkiye olacağız. Tam bağımsız, güçlü ve lider Türkiye’yi inşa etme, ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma ülküsü doğrultusunda milletimizin beklenti ve özlemlerini gerçekleştirmeye kararlıyız.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yakaladığı demokratik yönetim istikrarı, sağlanan uzlaşma zemini ve milli dayanışma sayesinde zorlukların üstesinden gelerek milli hedeflerine ulaşma iradesinden ödün vermeyecektir. Yaşanan savaş kuşkusuz küresel ekonomi gibi Türkiye ekonomisini de etkileme potansiyeline sahiptir. Hükümet ve kurumlarımız gelişmeleri yakından takip etmektedir. Alınan tedbirler ve uygulanan doğru ve kararlı politikalar sayesinde Türkiye ekonomisinin makro temelleri sağlamlaşmış, dışsal şoklara karşı önemli ölçüde güçlenmiştir. Bununla birlikte savaş enerji sektörü başta olmak üzere tüm ekonomik faaliyetleri etkilemekte ve küresel ölçekte ekonomik belirsizlikleri derinleştirmektedir. Ortada büyük bir ekonomik ve insani maliyet bulunmaktadır. Türkiye ekonomik maliyetin vatandaşlarımıza yansımasını asgariye indirmeye çalışmakta ve bunun için destek tedbirlerini devreye koymaktadır. Gelişmeler Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin, Cumhur İttifakı’nın ve terörsüz Türkiye hedefinin ne denli stratejik hamleler ve Türkiye için kazanım olduğunu gözler önüne sermiştir. Temennimiz bir an evvel ateşkes sağlanması ve savaşın ekonomik ve insani maliyeti daha fazla derinleşmeden sonuçlanmasıdır. Milli birlikle her zorluğun üstesinden gelecek güçteyiz. Dayanışmayla toplumsal dokumuzu koruyacak ferasete sahibiz. Cumhur İttifakı birlikteliğinde Türk ve Türkiye yüzyılını inşa etme kararındayız.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken 11 yıl önce bugün İstanbul Adalet Sarayı’nda DHKP-C’li teröristler tarafından şehit edilen Cumhuriyet Savcımız Mehmet Selim Kiraz’ı şahadetinin yıl dönümünde rahmet ve dualarla anıyorum. Kendine has üslubuyla dünyamızda derin izler bırakmış olan merhum Volkan Konak’ı vefatının yıl dönümünde rahmetle yad ediyorum.