Son zamanlarda nereye dönsek aynı soru kulaktan kulağa dolaşıyor: “Akıllı telefonlar bizi dinliyor mu?”
Bir ortamda konuşulan bir konu, birkaç saat sonra sosyal medyada karşımıza reklam olarak çıkınca herkes aynı cümleyi kuruyor: “Bu mu tuttu şimdi?”
Eskiden tesadüf deyip geçiyorduk, şimdi ise insanlar gerçekten durup düşünmeye başladı. Telefon cebimizdeyken, masadayken, hatta hiç dokunmazken bile bizi mi izliyor, bizi mi dinliyor? Konuştuklarımız, yazdıklarımız, aradıklarımız kimlerin elinden geçiyor?
Sosyal medya ve akıllı telefonlar hayatımıza girdikçe, bu sorular da sıradan merak olmaktan çıkıp toplumsal bir kuşkuya dönüştü. Artık insanlar sadece telefonu kullanmıyor; telefonun kendilerini ne kadar “kullandığını” da sorguluyor. İşte tam da bu yüzden, “akıllı telefonlar bizi dinliyor mu?” sorusu bugün bu kadar çok konuşuluyor, bu kadar çok tartışılıyor.
Herkesin başına gelmiştir. Bir ortamda arkadaşınızla ayakkabıdan, tatilden ya da bir hastalıktan konuşursunuz. Birkaç saat sonra telefonunuzu elinize aldığınızda, konuştuğunuz o konuya dair reklamlar karşınıza çıkar. Ve o soru ister istemez zihne düşer: “Bizi mi dinliyorlar?”
Bu soru artık sadece teknoloji meraklılarının değil, sokaktaki vatandaşın da gündeminde. Hatta işi bir adım ileri götürüp, “Akıllı telefonlar Mossad’ın ya da küresel istihbarat örgütlerinin bir tuzağı mı?” diyenlerin sayısı da az değil.
Peki gerçek ne? Önce şunu netleştirelim: Akıllı telefonların sürekli olarak ortam dinlemesi yaptığına dair, bunu sistematik ve ticari reklam amacıyla kullandığını kanıtlayan bilimsel bir veri yok. Ama bu cümle, “Hiçbir şekilde takip edilmiyoruz” anlamına da gelmiyor.
Asıl mesele dinleme değil, veri okuma. Bugün kullandığımız sosyal medya uygulamaları, arama motorları, mesajlaşma servisleri ve hatta alışveriş uygulamaları; bizim neye baktığımızı, neyi beğendiğimizi, neyi ne zaman satın aldığımızı, nerede bulunduğumuzu ve hangi cihazı kullandığımızı biliyor. Buna “big data” deniyor. Ve bu veri, artık çağımızın petrolü.
Şöyle düşünün: Bir kullanıcı her sabah aynı saatlerde kahve zincirlerine uğruyor, hafta sonları spor mağazalarına giriyor, ayakkabı sitelerinde 10 saniyeden fazla vakit geçiriyor ama satın almıyor. Algoritma şunu söylüyor: “Bu kişi ayakkabı alacak ama kararsız.” İşte o reklamlar tam da bu yüzden karşınıza çıkıyor.
Peki ortam dinleme mümkün mü? Teknik olarak evet, mümkün. Telefonlarda mikrofon var, “Hey Siri”, “Ok Google” gibi komutlar bunun kanıtı. Ancak bu mikrofonun sürekli açık kalması hem batarya tüketimi hem de veri trafiği açısından kolayca fark edilir bir durum olurdu. Bugüne kadar yapılan akademik testlerde, bekleme modunda olan telefonların konuşmaları kaydedip reklam sistemlerine gönderdiğine dair ölçülebilir bir veri elde edilemedi.
WhatsApp meselesine gelince… WhatsApp uçtan uca şifreleme kullanır. Yani yazdığınız mesajı siz ve karşı taraf dışında kimse okuyamaz. Meta (eski adıyla Facebook) mesajın içeriğini değil, metadatasını bilir: Kiminle, ne sıklıkta, hangi saatlerde konuştuğunuzu… İşte reklam hedeflemesi tam olarak bu noktada devreye girer. İçeriği okumadan, davranışı analiz eder.
Yani sizi dinlemelerine gerek yok. Çünkü siz zaten kendinizi fazlasıyla anlatıyorsunuz. Arama geçmişiniz, konum bilgileriniz, beğenileriniz, izleme süreniz, ekran başında kalma süreniz… Hepsi bir araya geldiğinde, sizin bir hafta sonra neye ihtiyaç duyacağınızı tahmin etmek hiç de zor değil.
Gelelim “Mossad tuzağı” iddiasına… Bu iddialar genellikle korkunun ve bilinmezliğin ürünü. Akıllı telefonlar küresel istihbarat örgütlerinin icadı değil; ama istihbarat servislerinin bu teknolojileri kullanmadığını söylemek de safça olur. Buradaki fark şu: Ticari reklamcılık ile istihbarat faaliyeti aynı şey değildir. Her veri toplayan sistem bir istihbarat operasyonu değildir.
Asıl tehlike nerede biliyor musunuz?
Bizim “Okumadan kabul ediyorum” dediğimiz sözleşmelerde.
Bir uygulamaya erişim izni verirken, mikrofon, kamera, konum ve rehber erişimini sorgulamadan onaylamamızda. Dijital okuryazarlığın hala yeterince gelişmemiş olmasında.
Akıllı telefonlar bizi gizlice dinleyip reklam yağmuruna tutmuyor. Ama biz farkında olmadan dijital ayak izlerimizle kendimizi fazlasıyla ele veriyoruz. Mesele bir komplo değil, kontrolsüz veri paylaşımı meselesi.
Sorulması gereken soru şu:
“Bizi kim dinliyor?” değil,
“Biz verilerimizi kime, neden ve ne kadar veriyoruz?”
Asıl cevap tam da burada gizli.