GÜNDEM

AİHM Büyük Daire: Osman Kavala en kısa sürede serbest bırakılmalı

AİHM Büyük Daire, Osman Kavala’nın tutukluluğu ve mahkûmiyetine ilişkin kararını açıkladı. Mahkeme, Kavala’nın ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti. AİHM, Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğini belirtirken, Türkiye’nin manevi tazminat ödemesine de karar verdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, iş insanı Osman Kavala’nın tutukluluğuna ilişkin kararını açıkladı. Mahkeme, Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ifade özgürlüğünü güvence altına alan 10’uncu maddesi ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen 11’inci maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

AİHM, tespit edilen ihlallerin ciddiyetine dikkat çekerek Türkiye’nin Kavala’yı “mümkün olan en kısa sürede” serbest bırakmasını istedi.

Büyük Daire kararında, “Karar, tespit edilen ihlallerin ciddiyeti göz önüne alındığında, davalı devletin başvuranın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasını sağlaması gerektiğini belirtmektedir” ifadelerine yer verildi.

Mahkeme, Kavala’nın AİHS ihlal edilmemiş olsaydı bulunacağı hukuki duruma getirilmesi gerektiğini belirtti. Kavala hakkındaki mahkûmiyet kararının da Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz ve geçersiz sayılması gerektiği ifade edildi.

Türkiye'nin itiraz yolu kapandı

Kararın AİHM Büyük Dairesi tarafından verilmesi nedeniyle Türkiye açısından AİHM içindeki itiraz süreci sona erdi.

AİHM Büyük Daire, mahkemenin en üst yargı organı konumunda bulunuyor. Bu nedenle Türkiye’nin Kavala dosyasında AİHM nezdinde başvurabileceği başka bir itiraz yolu bulunmuyor.

Kavala'ya tazminat ödenecek

AİHM, tespit edilen hak ihlalleri nedeniyle Kavala’nın manevi zarara uğradığına da hükmetti.

Mahkeme, Türkiye’nin Kavala’ya manevi zararının karşılığı olarak tazminat ödemesine karar verdi. Ayrıca yargılama giderleri ve diğer masrafların da karşılanması gerektiği belirtildi. Kararda tazminat miktarına ilişkin ayrıntı yer almadı.

Şiddet eylemleriyle somut nedensellik bağı kurulamadı

AİHM kararında, Kavala’nın mahkûmiyetine dayanak gösterilen eylemlerin büyük bölümünün kamusal tartışmalara katılmak, sivil toplum girişimlerini desteklemek, bilgi yaymak ve Gezi Parkı olaylarıyla bağlantılı savunuculuk faaliyetlerinde bulunmaktan ibaret olduğu kaydedildi.

Mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesinde düzenlenen suçun cebir ve şiddet kullanımını içermesine rağmen, Türk mahkemelerinin Kavala’nın eylemleri ile Gezi Parkı protestoları sırasında meydana gelen şiddet olayları arasında somut bir nedensellik bağı kuramadığını belirtti.

AİHM, bu nedenle Kavala’nın ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik müdahalenin AİHS kapsamında hukuka uygun sayılamayacağı sonucuna vardı.

Kavala'nın ifade özgürlüğü ihlal edildi

Mahkeme, Kavala’nın ifade özgürlüğünün yanı sıra toplantı ve örgütlenme özgürlüğünün de ihlal edildiğine hükmetti.

AİHM, kesinleşmiş bir ihlal kararının ardından Türk hukukunda yargılamanın yenilenmesinin mümkün olduğunu hatırlattı. Türkiye’den, tespit edilen ihlallerin tüm sonuçlarını ortadan kaldıracak bireysel ve genel tedbirleri hayata geçirmesi istendi.

AİHM ve AYM kararlarına uyma çağrısı

Kararda, hem AİHM hem de Anayasa Mahkemesi kararlarına tam ve gecikmeden uyulmasının önemine dikkat çekildi.

AİHM, kararlarını uygulama yükümlülüğünün yalnızca uluslararası hukuktan kaynaklanmadığını, bunun aynı zamanda Anayasa’nın 2’nci maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin bağlayıcı bir gereği olduğunu belirtti.

Mahkeme ayrıca Türkiye’de tahliye imkânı bulunmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına ilişkin ayrı bir sorun bulunduğunu ve bu sorunun giderilmesi için yasal düzenleme yapılması gerektiğini ifade etti.

AİHM'in kararında yer alan ifadeler

AİHM kararının ilgili bölümü şöyle:

“Mahkûmiyete esas alınan eylemler büyük ölçüde kamusal tartışmalara katılmak, sivil toplum girişimlerini desteklemek, bilgi yaymak ve Gezi Parkı olaylarıyla bağlantılı savunuculuk faaliyetlerinde bulunmaktan ibarettir. Mahkeme, bunların Sözleşme’nin 10. ve 11. maddeleri kapsamındaki haklara yönelik bir müdahale oluşturduğu sonucuna varmıştır.

Kararda, söz konusu müdahalenin Sözleşme’nin 10. ve 11. maddeleri anlamında ‘kanunla öngörülmüş’ sayılamayacağı belirtilmiş ve bu maddelerin ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinde düzenlenen suç, cebir ve şiddet kullanımını içermesine rağmen mahkemeler, başvurucunun eylemleri ile Gezi Parkı protestoları sırasında meydana gelen şiddet olayları arasında somut bir nedensellik bağı kuramamıştır.

Kararda, başvurucunun mahkûmiyetinden önceki ve sonraki tutukluluğunun Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına göre hukuka uygun olmadığı ve 10 Aralık 2019’dan bu yana özgürlüğünden mahrum bırakılmasının Sözleşme’yi ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. Bugünkü kararda, sonraki yargılamaların da bu ihlali ortadan kaldırmadığı belirtilmiştir. Yeni, somut ve ikna edici herhangi bir delil sunulmamıştır. Başvurucunun mahkûmiyeti, belirli bir şiddet eylemine dayanmamaktadır. Kavala en kısa sürede serbest bırakılmalıdır.

Başvurucunun uzun süre özgürlüğünden mahrum bırakılması, siyasal faaliyet özgürlüğünü zedelemektedir. Bu ilkeler, demokratik toplumun özünde yer almaktadır. Mahkeme, başvurucuya uğradığı manevi zararın yanı sıra yargılama giderleri ve diğer masrafları için de tazminat ödenmesine hükmetmiştir.”