6 ŞUBAT: ACININ YILI YOK..!

O geceyi asla unutamam…

Sabahın dördünde çalan telefonun sesiyle uykumdan sıçrayarak uyandım. Hattın diğer ucundaki telaşlı sesler, ekrana düşen ilk görüntüler ve peş peşe gelen haberler…

Bir anda her şey allak bullak oldu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken içime tarifsiz bir sıkıntı çöktü. Dakikalar ilerledikçe felaketin büyüklüğü ortaya çıkıyor, her yeni haber yüreğimize yeni bir acı bırakıyordu.

O sabah sadece bir deprem haberi almadık, bir millet olarak derinden sarsıldık. Saatler ilerledikçe umutla mucize bekledik, dualar ettik, ekran başında donup kaldık…Ve o günden sonra hiçbir sabah, artık eskisi gibi olmadı.

Evet...Bugün 6 Şubat…

Aradan tam üç yıl geçti. Takvim yaprakları değişti, mevsimler yenilendi, şehirler yeniden ayağa kalkmaya başladı...Ama acı, ilk günkü gibi taze ve yüreklerde hala sızlayan bir yara gibi duruyor. Çünkü o sabah sadece binalar yıkılmadı, hayaller yıkıldı, ocaklar söndü, şehirlerin hafızası paramparça oldu.

Türkiye, tarihinin en ağır felaketlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. On bir ilde yaşanan büyük yıkım, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiledi. Bir gecede yuvasız kalan aileler, kaybettikleri yakınlarının ardından gözyaşı döken anneler, babalar, çocuklar…

Hepimizin hafızasına kazınan görüntüler hala zihnimizin bir köşesinde capcanlı duruyor. O gün, aslında sadece deprem bölgesinin değil, 86 milyonun kalbi aynı anda sarsıldı.

Depremin ilk anlarından itibaren millet olarak sergilediğimiz dayanışma, bu ülkenin en büyük gücünün birlik ve beraberlik olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye’nin dört bir yanından gönüllüler, arama kurtarma ekipleri, sağlık çalışanları, sivil toplum kuruluşları ve adsız kahramanlar bölgeye akın etti.

İnsanımız, acının karşısında tek yürek oldu. O gün ortaya çıkan tablo, millet olmanın ne demek olduğunu dünyaya gösteren en güçlü örneklerden biri olarak tarihe geçti.

Elbette böylesine büyük bir felaketin ardından devletin ve hükümetin omuzlarına da ağır bir sorumluluk düştü. Depremzedelerin yaralarını sarmak, şehirleri yeniden ayağa kaldırmak ve insanların güvenle yaşayabileceği yeni bir hayat kurmak…

Zorlu ama bir o kadar da hayati bir süreç başladı. Özellikle deprem konutları konusunda atılan adımlar, kısa sürede yükselen yeni yaşam alanları ve modern şehir planlamaları dikkat çekici bir çabanın ürünü olarak öne çıktı.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, birçok deprem bölgesinde yeni konutların hızla tamamlandığını, vatandaşların güvenli ve sağlam evlerine kavuşmaya başladığını görüyoruz. Sadece konut değil, okullar, hastaneler, sosyal alanlar ve altyapı çalışmalarıyla şehirlerin yeniden inşası hedeflendi.

Bu süreçte zaman zaman eleştiriler de oldu, eksikler de konuşuldu, ancak inkar edilemez bir gerçek var ki, büyük bir seferberlik ruhuyla ciddi bir yeniden yapılanma hamlesi ortaya kondu. Özellikle deprem konutları konusunda gösterilen kararlılık ve hız, felaketin büyüklüğü düşünüldüğünde önemli bir iradenin göstergesi oldu.

Fakat bütün bu çalışmaların ötesinde unutmamamız gereken en önemli şey, deprem gerçeğinin hala bu coğrafyanın değişmez bir parçası olduğudur.

6 Şubat sadece bir anma günü değil, aynı zamanda ders çıkarma günüdür. Sağlam şehirler kurmak, bilimsel şehircilik anlayışını benimsemek, denetim mekanizmalarını güçlendirmek ve toplum olarak deprem bilincini artırmak zorundayız.

Çünkü en büyük saygı, kaybettiklerimizi unutmamak ve aynı acıları yeniden yaşamamak için gereken adımları atmaktır.

Bugün, kaybettiğimiz canları rahmetle anarken, geride kalanların verdiği yaşam mücadelesine de saygı duruşunda bulunuyoruz.

O şehirlerde yeniden açılan dükkanlar, okula giden çocuklar, yeniden kurulan sofralar…Hepsi hayatın tüm zorluklara rağmen devam ettiğinin en güçlü göstergesi.

6 Şubat bize bir gerçeği daha öğretti: Bu millet düştüğü yerden kalkmasını bilir. Acı büyük olsa da umut da büyüktür. Yeter ki birlik olalım, ders çıkaralım ve geleceği daha sağlam temeller üzerine inşa edelim.

Bugün bir kez daha kaybettiğimiz tüm canlara Allah’tan rahmet diliyorum. Geride kalanlara sabır, metanet ve güç...

Ve diliyorum ki bu topraklar bir daha böylesine büyük acılar yaşamaz.

Çünkü bazı acılar yıllarla geçmez, ama dayanışmayla hafifler, umutla iyileşir.